<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Biyografi &#8211; Psikotopia</title>
	<atom:link href="https://psikotopia.com/category/biyografi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psikotopia.com</link>
	<description>Bi Dünya Psikoloji</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Mar 2021 20:19:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.6.14</generator>
	<item>
		<title>HİTLER&#8217;İN PSİKOPATOLOJİSİ: Kendisiyle ve dünyayla kavga eden bir adamın ruhsal portresi</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/06/20/hitlerin-psikopatolojisi/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/06/20/hitlerin-psikopatolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2020 18:21:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[adolfhitler]]></category>
		<category><![CDATA[adolfhitlerinpsikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[adolfhitlerinpsikopatolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[adolfhitlerpsychology]]></category>
		<category><![CDATA[hitler]]></category>
		<category><![CDATA[nazi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[psychology]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=804</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Onunla ilk karşılaştığımda olaylar hakkında akıl yürütmesi ve gerçekler karşısında uyanıklığı, beni etkilemişti. Ama zaman geçtikçe, gitgide akıl dışı tutumu benimsediğini, yanılmazlığı ve büyüklüğü konusunda .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/06/20/hitlerin-psikopatolojisi/">HİTLER&#8217;İN PSİKOPATOLOJİSİ: Kendisiyle ve dünyayla kavga eden bir adamın ruhsal portresi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ul><li><em>&#8220;Onunla ilk karşılaştığımda olaylar hakkında akıl yürütmesi ve gerçekler karşısında uyanıklığı, beni etkilemişti. Ama zaman geçtikçe, gitgide akıl dışı tutumu benimsediğini, yanılmazlığı ve büyüklüğü konusunda temelsiz ama kesin bir inanca sahip olduğunu anladım.&#8221;</em> (Fransa&#8217;nın Berlin&#8217;deki elçisi François-Ponchet&#8217;in Dışişleri Bakanı Georges Bonnet&#8217;ye Berlin&#8217;de söyledikleri. Tarih: 20 Ekim 1938)</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="201" height="300" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/d8k5521-1abeefdb-cd08-4e54-adf8-a9b471947740-201x300.jpg" alt="" class="wp-image-805" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/d8k5521-1abeefdb-cd08-4e54-adf8-a9b471947740-201x300.jpg 201w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/d8k5521-1abeefdb-cd08-4e54-adf8-a9b471947740-768x1148.jpg 768w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/d8k5521-1abeefdb-cd08-4e54-adf8-a9b471947740-685x1024.jpg 685w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/d8k5521-1abeefdb-cd08-4e54-adf8-a9b471947740.jpg 870w" sizes="(max-width: 201px) 100vw, 201px" /></figure></div>



<ul><li>Dünya, Adolf Hitler&#8217;i, güçlü olma konusundaki doymak bilmez tutkusu, acımasızlığı, zalimliği, duygusuzluğu, yerleşik kurumlara karşı nefreti ve ahlaksal kısıtlamalardan yoksun oluşu ile tanımaya başladı. Yapılan anlaşmalara karşılık geniş toprakları işgal ve milyonlarca insanı bir tek kurşun atmaksızın tutsak etti. Dünya bu korkudan bıkmaya, yapılanların sadece bir blöf olduğunu anlamaya başlayınca, bu kez tarihin en vahşi ve en yıkıcı savaşına girişti. Öylesine korkunç bir savaştı ki bu, bir süre, yarattığımız uygarlığı temelden yıkacağı bile sanıldı. Hitler, yazgısını elinde tuttuğuna inandığı bir yola girdiğinde, insan yaşamı ve acıları, onu dokunulmaz bir kişi konumuna getirdi; o, bunun yazgısı olduğuna inanıyor. Daha yolun başındayken, dünya alay ederek izliyordu yaptığı işleri. &#8220;<em>Bu işleri sürdürmesi olanaksız</em>,&#8221; diyerek, birçok kişi onu ciddiye bile almadı. Şaşırtıcı bir başarıyla ortaya çıkan bu insan, dikkati çekmeye başladıkça bu şaşkınlık inanmazlığa dönüştü.</li></ul>



<ul><li>Führer&#8217;in deliliğinin, kıtanın büyük bir
bölümüne olmasa bile, bir ulusun deliliğine dönüştüğünü gözlemlemişlerdi. Sonra
bu, bir tek kişinin değil, o kişiyle halk arasında var olan karşılıklı
ilişkinin ürünüydü ve birinin çılgınlığı ötekine de akıp geçiyor ya da bunun tam
tersi oluyordu. Bir deli olarak yalnız Hitler yaratmamıştı Alman çılgınlığını;
bu çılgınlık da Hitler&#8217;i yaratmıştı.</li></ul>



<ul><li>Hitler&#8217;in temel davranışlarının oluştuğu
geçmişi, pek sıkı olarak gizlenmektedir. Yaşamının bu yılları konusunda pek
dikkatli davranmakta, bize ancak kırıntı bilgiler sunmaktadır.</li></ul>



<ul><li>Daha başka bilgi kaynaklarına sahip olduğumuz için talihli sayılırız. Çünkü, bir konuşmacı ya da yazar, her söylediği ya da yazdığı şeyde, bilincinde olmadan kendisi hakkında epey şey de söyler. Konuşma biçimiyle bilinçaltındaki çatışmaları dışlaştırır.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="300" height="232" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a29c05d1c2d0770b35a05-300x232.jpg" alt="" class="wp-image-826" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a29c05d1c2d0770b35a05-300x232.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a29c05d1c2d0770b35a05.jpg 750w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></figure></div>



<ul><li>Mein Kampf&#8217;ta Hitler&#8217;in yaratmaya çalıştığı izlenim, evlerinde pek güzel bir uyumun, anlayış ve sevginin var olduğudur. İşine bağlı gümrük memuru bir baba, evine ve çocuklarına kendisini adamış bir anne. Ev yaşamını böyle sunuşu doğru ise, onu bu denli gizlemenin anlamı nedir, sorusu takılıyor insanın aklına. Ne bir kız kardeşten, ne de bir erkek kardeşten şu ya da bu yolla söz etmiştir. Yazılarında ya da konuşmalarında annesinden çok az söz edilmiştir. Bu gizleme işlemi yukarıda alıntı yaptığımız sözlerin doğruluğundan kuşkuya düşürür bizleri. Hitler gibi sakin, düzenli bir aile çevresinde yetişmiş hiçbir hastanın onun özyapısal özelliklerini göstermediğini düşündüğümüzde, bu kuşkumuz daha da artar. Mein Kampf&#8217;ı okumayı sürdürdüğümüzde, Hitler&#8217;in bize aşağı sınıftan bir aile çevresinde yetişmiş bir çocuk tipini çizdiğini görürüz. Şöyle diyor: &#8220;<em>Beş kardeş arasında bir oğlan çocuğu var; diyelim ki üç yaşında bu çocuk&#8230; Anne ve babanın günlük kavgaları, şiddetli geçimsizlikleri ona düş kurması için hiçbir fırsat bırakmayacaktır; sonra bunu görerek eğitim sonuçları yavaş yavaş ama kaçınılmaz olarak, çocukta etkilerini göstermekte gecikmeyecektir. Özellikle babanın anneye saldırılarının, sarhoşluktan kaynaklanan saldırganlıklarının, ikisi arasındaki keskin yabancılaşmayı nasıl dile getirdiğini, bu koşullar içinde yaşamamış olanlar anlayamazlar. Böylece altı yaşına basan küçük, yetişkin insanların bile tüylerini diken diken eden şeyleri yaşamaktadır. Evde yaşadığı şeylerle, artık küçük çevresine saygı diye bir şey beslemesine olanak yoktur.</em>&#8221; Yukarıda anlatılan aile yuvasında beş çocuğun olduğunu, babanın vaktinin çoğunu meyhanede geçirdiğini, bazen içkiyi fazla kaçırıp karısı ya da çocukları tarafından eve getirildiğini okuduğumuzda, büyük bir olasılıkla Hitler&#8217;in kendi aile çevresini, kendi çocukluğunu dile getirdiği kuşkusuna düşüyoruz. Bu varsayımla yola çıktığımızda, kitapta işe yarayacak daha başka bölümlere rastlayabiliriz artık: <em>&#8220;&#8230; Adam daha evliliklerinin ilk yıllarında, kafasının dikine gitmeye, kadın da çocukları için ona karşı çıkmaya başlayınca, işler daha da kötüleşir. Kavga dırıltı eksik olmaz evde; durum o denli kötüleşir ki, adam karısından soğuyarak içkiye alışır. Eve sarhoş bir halde, cebinde tek kuruşu olmadan geldiğinde, olacaklardan insanı Tanrı korusun! Ben, böyle nefret ve öfke dolu yüzlerce sahneye tanık oldum.&#8221;</em> Hitler&#8217;in yaşamı boyunca pek az arkadaş edinebildiğini ama bunların hiçbirinin candan dost olmadığını anımsadığımızda, böyle yüzlerce sahneye (eğer evinde değilse) nerede tanık olduğu, insanı meraka düşürmektedir. Okumayı sürdürelim: &#8220;<em>Küçüğün evde yaşadıkları, çevresine saygı duymasını sağlayamazdı. İnsanlık adına ayaklar altına alınmadık hiçbir şey kalmamıştı. Öğretmenden tutun, devletin başına kadar her şey; bu arada din, ahlak değerleri, devlet ve ahlak düzeni, her şey yerle bir edilmişti.&#8221;</em> Bu yazılanların tümü, doğrulukları biraz su götürür olan öteki kaynaklardan elde edilen bilgilerle tam bir uyum içindedir. Gene de yukarıdaki satırların Hitler&#8217;in aile yuvasını tam olarak anlatmadığını varsayabilir ve bu tür olayların onda, daha pek genç yaşlarda bir nefret, bir öfke yarattığını tahmin edebiliriz.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="343" height="500" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/1.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-834" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/1.jpg.jpg 343w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/1.jpg-206x300.jpg 206w" sizes="(max-width: 343px) 100vw, 343px" /></figure></div>



<ul><li>Çeşitli olgulardan çıkarttığımız sonuçlara göre çocuğun,
özellikle erkek çocuğunun öz yapısının belirlenmesinde babasının etkisi çok
büyüktür. Babanın uyumlu, dengeli bir kişiliği varsa, çocuk ona saygı besler,
ona öykünmeye çalışır. Bu ilk adımın, özyapının oluşumunda, tahminlerin ötesinde
bir önemi vardır. Dengeli, kendinden emin, uyumlu bir kişilik için önkoşuldur.
Hitler tipinde tüm psikopatlarda olduğu gibi, onda da bu ilk adım sağlam
atılmış değildir. Çocuğun bir model olarak kabullenebileceği yapıcı, uyumlu,
dengeli, toplumsal uygunluğu tam olan bir kişilik yerine, babası, karşıtlıklar
yığını olarak göstermiştir kendisini. Kimileyin görevine bağlı bir memur,
görevine ve topluma saygılı bir insan rolünü oynamış, başkalarının da aynı şeyi
yapmasını istemiştir. Böyle zamanlarda, gururlu, iyi huylu, toplumsal kurallara
saygılı, ciddi ve hak tanır bir kişi olarak görünmüştür. Öte yandan ev
yaşamında, özellikle içkili olduğu zamanlarda, bunun tam karşıtı bir kişilik
göstermektedir: Kaba, hak tanımaz, anlayışsız&#8230; Kimseye ve hiçbir şeye saygı
duymayan bir kişidir. Dünya kötülüklerle doludur; yaşanmayacak kadar kötüdür
onun için. Böyle anlarda kabadayı da kesilir, kendilerini savunmaktan aciz karısını
ve çocuklarını döverdi. Bu sadistçe davranıştan evin köpeği bile payına düşeni
alırdı. Bu koşullar altında çocuk, kendi davranışlarına yön verecek bir model
bulamadığından, şaşırmış durumdadır. Bu durum çocuğun kendisini geliştirmesine
engel olmakla kalmaz, içinde yaşadığı çevre için de çarpık bir görünüm yaratır.
Bu yıllar boyunca dünya, onun için evinden ibarettir. Sonraları dış dünyayı, bu
yaşantılarla açıklamaya çalışacaktır. Dünya, Hitler&#8217;e son derece tehlikeli,
belirsiz ve hak tanımaz görünmüş olmalı. Çocuk tepkileriyle başa çıkamayacağını
anladığı bu dış dünyadan mümkün olduğunca kaçınmak, uzaklaşmak zorundaydı.
Babası eve geldiğinde nasıl davranacağını kestiremediğinden güvensizlik duygusu
gitgide artmıştı. Ona sevgi, destek ve güvenlik duygusu vermesi gereken kişi,
bunların yerine kaygı, huzursuzluk ve belirsizlik hissi vermişti.</li></ul>



<ul><li>Hitler, çocukken yaşadığı bu yoksunluğu
daha sonra da duymuş olmalıdır. Bunun bir belirtisi de saygı duyabileceği,
öykünebileceği güçlü bir erkek tipini kendisine örnek olarak aramasıdır.
Çocukluğunda tanıdığı erkekler önder rolü için doyurucu değildi onun özlemleri
için. Bu amaçla öğretmenlerinden kimine saygı duymuş, ama gerek babasının kötü
etkisi, gerekse bu öğretmenlerin tutarsızlıkları nedeniyle örnek arama girişimi
başarısızlığa uğramıştı. Daha sonraları, bu gereksinimini karşılayacak tipleri
tarihte aramaya kalktı. Sezar, Napolyon ve Büyük Frederik, bağlandığı tarihsel
kişiliklerden kimileridir. Çocuk usunda daha önceden daha sağlam bir temel
bulunmadıkça bu tür kahramanlar somutluk kazanamazlar; çünkü ilişki tek yanlı
kurulur. Bu sav, Hitler&#8217;in Viyana&#8217;daki yaşamı boyunca kendisini özdeşleştirmek
için aradığı politik kişiler için de geçerlidir. Bir süre için, Schenerer ve
Lueger onun kahramanları olmuşlar; ama onların birtakım politik inançları,
Hitler&#8217;in usunda örnek oluşturmalarına, duygularını yönlendirmelerine karşılık,
onun için sürekli bir kılavuz ve örnek olma işlevini yerine getirmemişlerdi.
Askerlik yıllarında Hitler, güçlü erkek önderlere, onu yönlendirecek ve
koruyacak tiplere rastlamıştır. Hitler, boyun eğmesi, bağlılığı, verilen
görevleri layıkıyla yerine getirmesi bakımından örnek bir asker olmuştur.
Ruhbilimsel açıdan bu yıllarda o, asker ocağını, her zaman aradığı ama bir
türlü bulamadığı mutlu bir aile ocağı ülküsünün yerine koymuş, bu nedenle
görevini isteyerek ve bağlılıkla sürdürmüştür. Askerliği o denli sevmiştir ki, 1916&#8217;da
yaralandığında birlik komutanına mektup yazarak görevine dönmek istediğini
belirtmiştir. Savaştan sonra da orduda kalıp subaylarına karşı aşırı boyun eğen
tavrını sürdürmüştü. İstedikleri her şeyi yapmaya gönüllüydü. Hatta
arkadaşlarını gammazlayıp öldürülmelerini sağlamaya bile&#8230;</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="380" height="500" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/14.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-835" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/14.jpg.jpg 380w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/14.jpg-228x300.jpg 228w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></figure></div>



<ul><li>Hitabet yeteneğini gören subaylar, özel bir propaganda görevini yerine getirmesi için onu seçtiklerinde sevinçten uçmuştu Hitler. Politika yaşamının başlangıcıydı bu. Daha bu yıllarda bile kendisine örnek olarak seçmek istediği önemli kişilere karşı boyun eğen bir tavrı vardı. Örneğin, von Kahr, Ludendorff ve Hindenburg bunlardan birkaçıdır. Sonraları onları birbirlerine düşürdüğü ve oldukça kötü davrandığı doğrudur. Ama bu değişim onlardaki kusurları, yetersizlikleri fark ettikten sonra olmuştur. Hitler tipindeki psikopatlarda, olgun bir kişiyi kendisine önder seçme durumu, bütün yetişme yılları boyunca sürer. Olgun bir yaşa geldiklerinde aradıkları, boyun eğecekleri kişilerin, onlar için her yönden yetkin olmaları, sözcüğün tam anlamıyla <em>&#8220;üstün insan&#8221;</em> olmaları gerekir. Bu nedenle kendilerinden yüksek kişilerle, kendilerine ülküsel örnek olabilecekleri umuduyla ilişki kurarlar. Bu kişilerde bir tek kusur ya da zayıflık belirtisi görmesinler, o zaman üzerine yerleştirdikleri kaidelerden alaşağı ederler.</li></ul>



<ul><li><em>&#8220;Führer&#8221;</em>, almak istediği unvanların en büyüğüdür onun için. Yaşamını bu unvana yakışacak birini seçip örnek almak için harcamış, ama sonunda buna kendisinden başka yakışacak kimse olmadığı gerçeğini bulmuştur. Günümüz dünyasında Hitler&#8217;e meydan okuyacak önder rolündeki tek kişi, Roosevelt&#8217;tir. Hitler&#8217;in Churchil&#8217;den de, Stalin&#8217;den de hiç çekinmediğini, yakınında bulunmuş kişiler belirtmiştir. Son ikisinin kendisine benzediğine inanmakta, onları kolaylıkla yeneceğinden kuşku duymamaktadır. Ne var ki, Roosevelt bir bilmecedir onun için. 130 milyon insanı yönetebilen, bağırıp çağırmadan, azarlamadan onları bir hizada tutabilen kişi, ne mene bir kişidir? </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="620" height="445" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/11.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-838" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/11.jpg.jpg 620w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/11.jpg-300x215.jpg 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Annesi
ve Hitler Üzerindeki Etkisi</strong></p>



<ul><li>Hitler, annesi hakkında pek az şey
yazmış, halkla konuşmalarında ondan hiç söz açmamıştır. Bilgi edindiğimiz
kişiler, kadının aklı başında, çalışkan bir kişi olduğunu, yaşamını evine ve
çocuklarına adadığını söylemektedir. Örnek bir ev kadınıymış, evi tertemiz,
pırıl pırıl tutarmış. Her şeyi yerli yerindeymiş evin içinde. Aynı zamanda koyu
bir Katolik olduğundan eve çöken belalara karşı Hıristiyanca bir boyun eğme
gösterirmiş. Aylarca süren hastalığının verdiği dayanılmaz acılara bile, gık
demeden katlanmasını bilmiş. Asıl katlandığı şey ise öfkeli kocasının
davranışlarıydı.</li></ul>



<ul><li>Edinilen bilgilere göre, Adolf&#8217;la
kendisi arasında epeyce güçlü bir sevgi bağı vardı. Bunun nedeni Adolf tan önce
iki ya da üç çocuğunu yitirmiş olmasıydı. Üstelik Adolf, ince, narin bir
çocuktu. Onun tipindeki bir kadının aynı felakete uğramamak için, çocuğuna
elinden gelen ilgiyi göstermesi doğaldı. Bu nedenle onu huylarını bozacak
derecede şımartması da kaçınılmaz olacaktı elbet. Beş yaşına kadar annesinin
bir tanesiydi Adolf.</li></ul>



<ul><li>Annesiyle geçen bu yıllar boyunca, baba araya girip mutlu ilişkilerini bozmadıkça, Adolf cennette yaşıyor gibiydi. Baba eline sopayı aldığı zamanların dışında karısından ilgi ve sevgi beklemekteydi ki, bu da anne ile oğul arasındaki mutlu ilişkiye zarar veriyordu. Böyle zamanlarda Adolf un, yaşadığı çocuksu cennet yaşamının bozulmasına tepki göstermesi, bunun da babasının kendisinde yarattığı korku ve güvensizlik duygularını pekiştirmesi doğaldır.</li></ul>



<ul><li>Hitler&#8217;in kişiliği üzerinde araştırmalar yapmış olan psikologların ve ruh hekimlerinin değindikleri Oedipus karmaşasıdır. Annenin yoğun sevgisi, üzerinde toplanırken; babanın uygun olmayan özyapısı bu karmaşanın gelişimini hızlandırmaktaydı. Böylece, babaya duyulan nefretle, anneye duyulan sevgi artmakta, bunlarla birlikte, bu sevgi bağının ortaya çıkışıyla babasının kininin kurbanı olma korkusu çoğalmaktaydı. </li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Sevgiye, Kadınlara ve Evliliğe Karşı Tutumunu Belirleyen Etkiler</strong></p>



<ul><li>Beş yaşındayken bir erkek kardeşi dünyaya geldi. Bu durum, sahneye yeni bir rakibin çıkması demekti ve yeni doğan çocuğun hastalıklı oluşunun etkisiyle, annenin sevgisi ile ilgisinin bir bölümünü yitirmişti Adolf. Bu nedenle küçük kardeş düşmanlığını hemen üzerine çekmişti. Adolf, babasından kurtulma yollarını aradığı gibi, şimdi de bu çocuktan kurtulma düşünceleri kuruyordu. Birtakım duyguların kuvvetlenmesine neden olan öteki olay da, anne ve babasını cinsel ilişki sırasında görmüş olması olasılığıdır. Daha sonra da göreceğimiz gibi, bu yaşantının izleri gelecekte onun üzerinde önemli bir rol oynayacaktır. Kadın cinsine saygısını yitirmişti. Viyana&#8217;dayken arkadaşı Hanisch&#8217;in belirttiğine göre, evlilik ve aşk hakkında uzun uzadıya konuşurdu; &#8220;<em>Kadınlarla erkekler arasındaki ilişkiler konusunda pek sert yargıları vardı</em>.&#8221; &#8220;&#8216;<em>Erkekleri yoldan çıkaran kadınların kusurlarıdır&#8217; sözünü sık sık yineler ve &#8216;her kadının elde edilebileceğini&#8217; söyleyerek bize söylevler çekerdi.&#8221;</em> Başka bir deyişle, erkeklerin bozulmasının nedeni, kadınların ayartıcı davranışlarıydı ona göre. Bu nedenle onların sadakatsizliklerini yererdi.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="620" height="443" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/8.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-837" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/8.jpg.jpg 620w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/8.jpg-300x214.jpg 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure></div>



<ul><li>Erkeklere ve kadınlara o denli
güvensizlik duyuyordu ki, kimseyle candan ve sürekli bir dostluk kuramamıştır.</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Simgesel Biçimde Dile Getirilen
Çocukluk Çatışmaları</strong></p>



<ul><li>Annesine karşı bir zamanlar duyduğu duygular, onu bilinçsiz olarak Almanya&#8217;ya yöneltmiştir. Bu geçişim (transfer), Almanya&#8217;nın, annesi gibi genç, canlı ve uygun koşullarda gelecek vaat eden konumu nedeniyle pek kolay olmuştur. Dahası, annesinden uzakta olduğu gibi, gizliden gizliye onunla özdeş olmak isteğine karşın Almanya&#8217;dan da uzaklardadır. Almanya, ideal annesinin yerini almış, bu duygusu yazı ve konuşmalarında açıkça dile getirilmiştir. Birkaç alıntı bu geçişimi açıkça ortaya koyuyor: &#8220;<em>Çocukluğumdan beri gizli istek ve sevgiyle bağlandığım Almanya&#8217;ya gitme isteğim, gittikçe artıyordu.&#8221; &#8220;İlk bakışta bana aşılamaz bir uçurum gibi görünen şey, şimdi, öncekinden daha coşkun bir yurt sevgisini körüklüyordu içimde.&#8221; &#8220;Beni anayurdumdan ayıran ve doğal olmayan bu ayrılık&#8230;&#8221; &#8220;Anayurtlarından ayrı düşmüş olanları&#8230;&#8221; &#8220;Sevgili annelerinin kollarına dönme anını acılı bir coşkuyla bekleyenleri çağırıyorum.&#8221;</em> Almanların, yurtlarına &#8220;Babayurdu&#8221; demelerine karşılık, Hitler&#8217;in hep &#8220;Anayurdu&#8221; demesi ilginçtir. Hitler için Almanya, annesini simgeleştirmekte tam bir uygunluk gösterdiği gibi, Avusturya da babasını simgeliyordu. Babası gibi, Avusturya da yaşlı, tükenmiş ve içten yıkılmıştı. Bu nedenle babasına karşı duyduğu tüm nefretini Avusturya&#8217;ya yöneltti. Artık hiç çekinmeden bu üstü kapalı duygularını dile getiyordu. Çünkü söylediklerinden gocunacak kimse yoktu. Mein Kampf&#8217;ta sık sık Avusturya&#8217;dan şöyle söz etmektedir: <em>&#8220;&#8230; Ve yurdum olan Alman Avusturyası&#8217;na karşı yoğun bir sevgi, Avusturya devletine karşı büyük bir nefret&#8230;&#8221; &#8220;Gururlu bir hayranlıkla Reich&#8217;ın yükselişini, Avusturya&#8217;nın çöküşüyle karşılaştırıyordum.&#8221;</em> Avusturya ile Almanya arasındaki birlik, anne ile babanın evliliğinin simgesi olmuştu. Tekrar tekrar bu birliğe anıştırmalar yaptığını, babasının annesine verdiği zararlardan ötürü bu evliliğe derin bir nefret beslediğini görmekteyiz. Annesinin özgürlük ve esenliğini, babasının ölümü sağlayabilirdi ancak. Bu konuda birkaç alıntı şöyle: <em>&#8220;Sık sık gösterdiği ihanet örnekleri ve kendi alçak emelleri için Almanya&#8217;yı da yanında sürükleyen, onun amaçlarını hiçe sayan hanedana kim bağlılık gösterebilirdi ki?&#8221; &#8220;Çoğumuzu üzen şey, Almanya ile birliğin koruduğu ahlaksal düzendi ki böylece Almanya bir cesedi sırtında taşıyordu.&#8221; &#8220;Burada şunu belirtmek yeter ki, gençliğimin ilk yıllarından bu yana beni hiç bırakmayan, buna karşılık gittikçe artan inancım şudur: Habsburg Hanedanı Alman ulusuna felaket getirmektedir.&#8221; &#8220;Yüreğim Avusturya monarşisi için değil Alman Reich&#8217;ı için attığından beri, Avusturya&#8217;nın yıkılışının Alman ulusunun esenliğinin başlangıcı olacağına inandım.&#8221; </em>İşte bu duygu geçişinin önemini kavradığımız anda, Hitler&#8217;in edimlerini anlamakta ilk adımı atmış olacağız. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="750" height="551" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d0770b35a01-1.jpg" alt="" class="wp-image-831" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d0770b35a01-1.jpg 750w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d0770b35a01-1-300x220.jpg 300w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></figure></div>



<ul><li>Demek ki o, milyonlarca insandan oluşan bir ulusun işleriyle uğraşmamakta, kendi çatışmalarını çözümlemeye ve çocukluğunun düzensizliklerini gidermeye çalışmaktadır. Ona gerçekçi çözüm yolları bulacak öteki insanlarla ilişki kurma yerine, bireysel sorunlarını büyük bir ulusa yansıtmakta, sorunlarını gerçek dışı bir tutumla çözmeye çalışmaktadır. Yarattığı küçük evren büyük evren olmuştur. Bu açıklamayı esas alırsak, savaşın patladığını öğrenir öğrenmez büyük bir hevesle cepheye koşmak istemesinin nedeni yalnızca bir savaşa katılma isteği değil, erkekliğini göstermek ve simgesel bir annenin gözüne girmek için savaşma olanağı bulmasıdır. </li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Almanya&#8217;nın
Yenilgisinin Etkileri</strong></p>



<ul><li>Her şeyin sonunda iyi olacağına inancıyla işleri yolunda gidiyordu. Sırtına binen zorluklardan hiç yakınmıyor, kimselere kızmıyordu. Yaptığı işleri mutlulukla yapıyor, başına gelen belalara karşı cesur olmasını biliyordu askerlik yaşamında. Ekim olaylarının patlak vermesi ve bu olaydan Yahudilerin sorumlu tutulmasıyla, baskı altındaki nefreti hemen Yahudilere yöneldi. Almanya&#8217;nın yenileceği belli olunca, bu onda tam bir histerik tepkiye dönüştü. Gerçeği kabul etmek istemiyordu. Tıpkı anne ve babasını cinsel birleşme anında gördüğünde gösterdiği tepkiyi bu olayda da gösterdi. <em>&#8220;Gözüm karardı, ayakta duramaz oldum; sanki gözlerimin içinde ateş vardı, hiçbir şey göremiyordum,&#8221;</em> diye yazıyor. Başka bir yerde de, <em>&#8220;Çevremdeki her şey kararmış, görünmez olmuştu; sendeleye sendeleye yatakhaneye yürüdüm, kendimi yatağıma atıp ateşler içindeki başımı yastığa gömdüm,&#8221;</em> diyor.</li></ul>



<ul><li>Gazdan zehirlenmesi de bu döneme
rastlar. Hemen kör olduğuna, konuşma yetisini yitirdiğine inandı. Birkaç
hastanede yatmasına karşılık belirtilerde olsun, hastalığın gelişiminde olsun,
gazdan zehirlenenlerde görülen duruma onda rastlanmamıştır. Körlük ve
konuşamama, tipik bir histeri yapısı göstermektedir. Tedavisini üstlenen
doktor, bu olguda tipik histeri belirtileri bulmuş, savaştan sonra belli başlı
Alman tıp okullarından birinde verdiği derslerde bu olguyu örnek göstermiştir. Hasta,
geçmişteki bir yaşantısını yeniden yaşıyor gibidir.</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Kutsal Görev İnancının Kökenleri ve
Ölümsüzlük Özlemi</strong></p>



<ul><li>Histerik körlük ve dilsizlik nedeniyle acılar içinde geçirdiği bu hastane günlerinde, kendisini, Almanları zincirlerinden kurtarıp özgürlüğe kavuşturacağı ve büyük bir Almanya yaratacağı düşlemine kaptırmıştır. Şimdiki politik yaşamında ve dünyayı derinden etkileyen olaylarda bu düşlem egemendir. Hepsinden öte, bu düşlerin etkisiyle, Tanrı tarafından seçildiği ve yerine getireceği kutsal bir görevi olduğu inancına da kaptırmıştır kendisini.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="620" height="449" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/7.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-836" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/7.jpg.jpg 620w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/7.jpg-300x217.jpg 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure></div>



<ul><li>Ölüm düşüncesi küçük çocuklar için anlaşılmaz bir şeydir, bu nedenle kafalarında, bu düşünceyi kovmadan önce, ölümün niteliği ve işlevi konusunda belli belirsiz bir kavram uyanır. Hitler olayında da yaşanılan bir olgudur bu. Çocuk aklıyla bu konu üzerinde düşünürken, neden öteki kardeşlerin ölüp, kendisinin yaşadığını sormuş olmalıdır Hitler kendi kendisine. Bir çocuk için bunun uygun yanıtı, kendisinin sevildiği ve bazı amaçlarla yaşamasına izin verildiği olabilirdi. <em>&#8220;Seçilmiş biri&#8221;</em> olma inancı, annenin öteki üvey çocuklarına takındığı tavırla da pekişmiş olmalıdır. Bu inancın, beş yaşındayken bir kardeşinin dünyaya gelmesiyle güçlenmiş olması doğaldır. Bu çocuğun, Hitler&#8217;in yaşamında, onun yaşam öyküsünü yazanların sandıklarından daha büyük bir rolü vardır. Dahası, bu çocuk çok geçmeden ölmüştür. Adolf&#8217;un ölüm olgusuyla nesnel olarak ilk karşılaşmasıdır bu. Kendisinin yaşamını sürdürmesine karşılık, ötekilerin neden öldüğü sorusunu kendi kendisine yeniden sorduğunu kolayca tahmin edebiliriz. O yaştaki bir çocuk için buna verilebilecek akla uygun tek yanıt; kendisinin <em>&#8220;Tanrı&#8217;nın koruması&#8221;</em>nda olduğudur. Hitler, kendi önemi konusunda düşlemlere kapılmadan önce bile, cephede dövüşürken bu inançta olduğunu belirtmektedir. Arkadaşları teker teker kırılırken kendisinin sağ kalmasının nedeni, ona göre, olsa olsa bu <em>&#8220;Tanrı koruması&#8221;</em>ydı. Cephede haberci olarak bir yerden bir yere mesaj götürürken gösterdiği olağanüstü cesaretin temelinde de bu inanç yatmaktadır. Mein Kampf&#8217;ın tüm sayfalarında bu inancın izlerine rastlarız: Onu Alman sınırının pek yakınlarında dünyaya getiren, Viyana&#8217;ya gönderip cefa çektiren, birtakım işler yapmasına neden olan hep bu yazgı değil midir? Cephede yemek yerken, içinden bir sesin yerinden kalkıp başka bir tarafa geçmesini söylemesi, sonra da bir bombanın gelip daha önce oturduğu yerdeki arkadaşlarını öldürmesi, bu inancını iyice güçlendirmiş ve daha sonraki yanılsamalarının temeli olmuştur. </li></ul>



<ul><li>Çoğu kişi, ölümden sonra yaşayacağına
ilişkin dinsel bir inanışla bu korkuyu içinden atabilir. Oysa her iki yol da
Hitler&#8217;e kapalıdır. Bu da onu, ölümsüzlüğü bir başka yolda aramaya zorlamıştır.
O, en azından binlerce yıl Alman halkının yüreğinde yaşayacağı inancını
benimsemiştir. Bunu gerçekleştirebilmek için de o yüreklerden İsa&#8217;yı def edip,
yerine kendisinin geçmesi gerekmektedir. Öldürülme, zehirlenme, vaktinden önce
ölme gibi korkularına daha önce değinmiştik. Bunların hepsi üstü kapalı biçimde
ölümle ilgili korkulardır. Konumu gereği, bu tür korkulara kapıldığı ve bunda haklı
olabileceği ileri sürülebilir. Bu yargıda doğruluk payı yok değildir, ama zaman
ilerledikçe bu korkuların kökleştiğini ve şimdilerde güvenliği için alınan önlemlerin,
daha önce bu görevi yapan kişilerin aldığı önlemleri çok aştığını da göz önünde
bulundurmamız gerekir. Arada bir halka başvurup, onların kendisini sevdiğini
öğrenmedikçe rahat edememektedir.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="750" height="550" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d2648943bbf.jpg" alt="" class="wp-image-829" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d2648943bbf.jpg 750w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d2648943bbf-300x220.jpg 300w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></figure></div>



<ul><li>Alman halkı için kendisinin ölümsüz bir varlık olduğuna inanmaktadır. Her şey yüce ve Hitler&#8217;in onuruna yakışır bir anıt olmalıdır. En azından bin yıl sürecek sonsuz bir yapı kurma düşüncesini içinde yaşatır. Yaptırdığı otoyollar &#8220;Hitler otoyolları&#8221; diye anılmalı ve Napolyon&#8217;un yaptırdığı yollardan daha uzun süre dayanmalıdır. &#8220;<em>İmkânsızı mümkün kılmalı</em>&#8221; ve ülkeye damgasını vurmalıdır. Gelecek kuşaklar için, Alman halkının belleğinde uzun yıllar kalabilmek için düşündüğü yollardan biridir bu. İçlerinde Haffner, Huss ve VVagner&#8217;in de bulunduğu birçok kişinin belirttiğine göre Hitler, kendi anıtgömütü (mausoleum) için ayrıntılı planlar hazırlamıştı. Bu anıtgömüt, Hitler&#8217;in ölümünden sonra Almanya&#8217;nın Kabe&#8217;si olacaktır. Hemen hemen 210 metre yüksekliğindeki bu anıtın her taşı, ziyaret edenlerde ruhsal bir etki yaratmak için, ayrı ayrı ince bir biçimde işlenecektir. 1940&#8217;ta Paris&#8217;in işgalinden hemen sonra Napolyon adına yapılmış olan Dome des Invalides&#8217;e gidip anıtı incelediği de söylenir. Birçok yönden hatalı sayılabilecek bir şey bulmuştu bu anıtta: Napolyon&#8217;u yer düzeyinden aşağıda, çukur bir ye re gömmüşlerdi. Bu durumda, ziyaretçiler, aşağıdan yukarı bakmak yerine, yukarıdan aşağı bakmak zorunda kalıyorlardı. &#8220;<em>Hitler birdenbire, &#8216;Ben asla böyle bir yanlış yapmayacağım,&#8217; dedi. &#8216;Ölümümden sonra, halk üzerindeki etkimi nasıl sürdüreceğimi ben bilirim. Halkın yüksekte yer alan mezarıma bakıp beni anımsayacakları, evlerinde daima benim hakkımda konuşacakları bir Führer olacağım. Yaşamım ölümle bitmeyecektir asla; tersine, o zaman başlayacaktır.</em>&#8216;&#8221;</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="359" height="500" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/16.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-833" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/16.jpg.jpg 359w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/16.jpg-215x300.jpg 215w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" /></figure></div>



<ul><li>Kanser korkusuna yeniden dönersek: Uzman doktorların böyle bir korkuya gerek olmadığı konusundaki güvencelerini dikkate alarak, korkunun haklı görülebilir tarafı olmadığı açıktır. Ama gene de o, bu korkusunu sürdürmektedir. Annesinin göğüs kanserinden öldüğünü düşününce, bu korkusunun akla uygun yanı ortaya çıkmaktadır. </li></ul>



<ul><li>Asıl büyük dokunca, ölümsüzlüğü büyük kurtarıcı olarak elde edemediğini anladığı zaman, bu kez Alman ulusunun kafasında binlerce yıl yaşayacak <em>&#8220;Büyük yıkıcı&#8221;</em> olma yollarını aramaya kalktığında ortaya çıkacaktır. Bunu Rauschning&#8217;e şöyle anlatır: &#8220;<em>Hayır, hayır, teslim olmayacağız. Belki yıkılabiliriz ama biz bizsek eğer, dünyayı da kendimizle birlikte alevlerin içine çekeceğiz.</em>&#8221; Aynı tipte pek çok hasta için olduğu gibi, Hitler için de, ne pahasına olursa olsun, bu bir ölümsüzlük hâli demektir.</li></ul>



<ul><li>Annesinin temiz ve titiz bir kadın oluşu nedeniyle çocuklarının temizliğine de çok önem vereceği kuşkusuzdur. Bu &#8220;t<em>uvalet temizliği</em>&#8220;nin, çocuk tarafından içinde düşmanlık duygularını kışkırtan bir ketleme olarak anlaşılması kaçınılmaz bir olgudur. Bunun sonucu, dışkılıksal etkinlik ve düşlemlerde anlatımını bulan çocuksu bir tepki olayıdır. Kirlilik, kendisini küçük düşürme, sadistçe bir temel üzerinde biçimlenerek bu tepkileri oluşturur.</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Kadınsılık</strong></p>



<ul><li>Davranışları aşırı mazoşizm özelliği taşımakta,
bedenine yapılan herhangi bir eziyet ona cinsel zevk vermektedir. Bunun nedeni,
çocukluğunda, erkek çocukların çoğu gibi kendisini babasıyla özdeşleştirmek
yerine, annesiyle özdeşleştirmiş olmasıdır. Annesinin de mazoşist olduğu
açıktır; öyle olmasa ne bu evliliğe kalkışırdı, ne de kocasının kaba
davranışlarına katlanırdı. İşte böylece annesiyle kendisini coşkusal bir özdeşleşmeye
sokması onu edilgin, duygulu, aşağılanmacı ve boyun eğici bir uyum içine soktu.
Çoğu kişi onun kadınsı özelliklerine değinmiştir; yürüyüş biçimi, elleri,
yapmacık tavırları ve akıl yürütme yolu gibi&#8230; Hanfstaengel, Hitler&#8217;in bir el
yazısı örneğini Dr. Jung&#8217;a gösterdiğinde, doktorun daha ilk bakışta, bu yazının
bir kadın elinden çıktığına hükmettiğini anlatması epey ilgi çekicidir. Yaşamının
daha sonraki yıllarında bu türden bir uyumu sağlayan belirli davranışları
gözlemlenmiştir. Bunlardan en ilgi çekeni, savaş süresince komutanlarına karşı
davranışları olmuştur. Askerlik yaptığı dört yıl boyunca komutanlarının tümüne,
yalnızca aşırı boyun eğer bir tavır takınmakla kalmayıp, onların çamaşırlarını
yıkadığını ya da buna benzer işleri gönüllü olarak yaptığını arkadaşları
belirtmiştir. Bu, onun uygun ve akılcı bir davranış olarak gördüğü zaman,
erkeksi ve güçlü kişilikler karşısında kadınsı rolü kabul edebildiğini kesin
biçimde göstermektedir. Aşırı duygusallığı, coşkusallığı, arada bir görünen
yumuşaklığı, başbakan olduktan sonra bile görülen ağlamaları, kökeni annesiyle
olan ilişkilerinde gizli olduğu su götürmez kadınsı özelliğinin belirtileridir.
Annesinin ölümüne neden olan kansere karşı sürekli korku içinde bulunmasını da,
çocukluğunda annesiyle özdeşleşmesinin bir başka belirtisi olarak görmek
gerekir.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="620" height="389" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/2.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-840" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/2.jpg.jpg 620w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/2.jpg-300x188.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/2.jpg-600x375.jpg 600w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Öfkeleri</strong></p>



<ul><li>Yaşam öyküsünü yazan Heiden, onun özyapısını aşağıdaki cümlelerle özetler: <em>&#8220;Yenilgiden sonra başkaları umutsuz olarak evine döner, kendilerini içinde bulundukları konuma hiç de yararı olmayan felsefi yansıtmalarla avuturlar. Hitler&#8217;se, asık yüzle meydan okuyarak, bir ikinci, bir üçüncü saldırıyı dener. Başkaları bir başarının ardından, bu başarıyı belki çabuk bitebilir diye şanslarının bir kanıtı olarak kabul etmeye yüreklenemezken, Hitler direnerek, her atılımıyla Yazgının üzerinde daha çok egemenlik kurmuştur.&#8221;</em> Bu, hiç de bilinçsizce bir öfkeye kapılabilen bir adamın betimi değildir. Bununla birlikte, onun en küçük bir kışkırtma karşısında büyük bir öfkeye kapılıp saldırıya geçtiğini biliyoruz. Bu patlamaların nedenlerini araştırırsak, kesin olarak temelde, alınmasına neden olan en küçük bir davranışı, kendisini üstün adam kişiliğine bir meydan okuma olarak düşündüğünü görürüz. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="620" height="516" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/13.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-832" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/13.jpg.jpg 620w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/13.jpg-300x250.jpg 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure></div>



<ul><li>Şöyle yazıyor Ponchet: <em>&#8220;Çevresindekilerin ilk açıklayabileceği şey, onun yenilmezliğine ve yıkılmazlığına inancıdır. Bu, Hitler&#8217;in neden eleştirilmeye ve kendisine karşı çıkılmasına dayanamadığını gösterir. Kendisine karşı çıkmak, onun gözünde lesemajeste (yurda ihanet) suçlu ile eşdeğerdir. Tasarılarına karşı bir muhalefet, kutsallığa yapılmış bir tecavüz gibi, ani ve kesin bir yanıtlama ile gücünü göstermek için bir fırsattır.&#8221; </em>Bu tepkisi, amaçlarını gerçekleştirir; dinleyiciler onun düşüncelerine boyun eğerek sinerler.</li></ul>



<ul><li>İlk kez tanıştığı kişilerin yanında, gözlerini onların gözlerine diker. Sanki delip geçmek ister gibidir. Böyle anlarda bile gözlerinde <em>&#8220;hipnotize edici&#8221;</em> diye nitelenen özel bir pırıltı vardır. Güvenli olmak için gözlerini bu biçimde kullanarak gücünü karşısındakiler üzerinde dener. Karşısındaki kadın ya da erkek, gözlerini Hitler&#8217;inkilere dikerse, bu kez Hitler gözlerini kaçırır ve konuşma bitene kadar tavana bakar. Kendi gücü ile başkalarınınkini yarıştırıyor gibidir</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Anıtlar</strong></p>



<ul><li>Dev binalar, stadyumlar, köprüler,
yollar vb. inşa etme tutkusunu, yalnızca özgüven eksikliğini giderme çabası
olarak yorumlayabiliriz. Dünyanın en yüce insanı olduğuna göre, her şeyin en
yücesini, en büyüğünü inşa etmelidir. Diktiği yapıların çoğu, onun gözünde
çağdaş mimarlık yapıtlarıdır. Onun görüşüne göre, bunlar basit ölümlülerle
eşdeğerlidir. Daha sonra yapılacak, dayanıklı, ölümsüz binalar tasarlar.
Yapılacak olanlar bunlardan daha büyük, daha yüksek olmalıdır. En azından bin
yıl yıkılmayacak biçimde tasarlanmalıdır. Başka bir deyişle; yeni bir yaşam
biçimi içinde, Alman halkını bin yıl yönetmeyi düşünen Hitler&#8217;e layık anıtlar
olmalıdır bunlar. Kendi tasarladığı bütün binalarda dev sütunlar kullandığını
belirtmek de ilgi çekici olacaktır. Hemen bütün binalar bu sütunlarla
çevrelenmiştir. Genel olarak bu tür sütunlar fallik bir simge olarak kabul
edildiğinden, sütunların bu büyük ölçüsünü ve bunca sık kullanılan, hiç değilse
simgesel bakımdan, yalnız erkek cinselliğinden değil, güçlü görünüşleri
açısından da dünyayı baskı altına alma girişimi olarak yorumlayabiliriz.</li></ul>



<ul><li>Hitler, şizofreninin sınırında olduğunu
belli eden birçok özellikler gösterir. </li></ul>



<ul><li>Rauschning&#8217;e söylediği şu sözlerden, Hitlerin sonunu daha önceden öngördüğünü düşünebiliriz: <em>&#8220;Evet, büyük bir yıkımla karşı karşıya kalırsak, halkım için kendimi kurban etmem gerekir.&#8221;</em></li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Kaynakça:</p>



<p>Langer, W.
 C. (2004). <em>Hitler&#8217;in Psikopatolojisi.</em> İstanbul: Donkişot Yayınları.</p>



<ul><li>(Hitlerin psikolojik durumunu ele aldığımız bu yazı hazırlanırken, Dr. Walter C. Langer’ın “Hitlerin Psikopatolojisi” kitabından yararlanılmıştır. Yazar, yalnızca ruhbilim çerçevesinde kalmayı bilinçli ve zorunlu olarak seçmiştir. Freudcu kanaldan ayrılmamıştır. Nedeniyse, o dönemde Freudcu ruhbilimin, bütün dünyada en görkemli günlerini yaşamakta oluşudur. Walter C. Langer ve yardımcıları, araştırmayı hazırlarken ABD&#8217;deki ve Kanada&#8217;daki Alman ve başka uluslardan sayısız tanıkla görüşmüş, sayısız belge ve kitabı kaynak olarak kullanmıştır. Bu belgeler 11.000 sayfayı aşkındır.)</li></ul>



<p>&#8220;Müzikle Terapi&#8221; yazımıza ulaşmak için linke tıklayabilirsiniz. <a href="https://psikotopia.com/2020/03/03/muzik-terapi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://psikotopia.com/2020/03/03/muzik-terapi/</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/06/20/hitlerin-psikopatolojisi/">HİTLER&#8217;İN PSİKOPATOLOJİSİ: Kendisiyle ve dünyayla kavga eden bir adamın ruhsal portresi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/06/20/hitlerin-psikopatolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİLİNÇDIŞININ KÂŞİFİ: SIGISMUND SCHOLOMO FREUD</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Feb 2020 12:19:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[alfredadler]]></category>
		<category><![CDATA[annao.]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçdışı]]></category>
		<category><![CDATA[carlgustavjung]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sigmundfreud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Viyana’nın orta sınıf bir mahallesinde, sakin bir sokaktaki apartman dairelerinden birinde asılı duran bir tabelada şunlar yazar “Prof. Dr. Sigmund Freud”. Freud doğduğunda Jacob 40, .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/">BİLİNÇDIŞININ KÂŞİFİ: SIGISMUND SCHOLOMO FREUD</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ul><li>Viyana’nın orta sınıf bir mahallesinde, sakin bir sokaktaki apartman dairelerinden birinde asılı duran bir tabelada şunlar yazar “Prof. Dr. Sigmund Freud”.</li></ul>



<ul><li>Freud doğduğunda Jacob 40, Amalia 21 yaşındaydı. Annesi Amalia çok güzel bir kadındı. Torunları onu “Tiran” ya da “Kasırga” diye tanımlardı. Öfkesini dizginleyemeyen tutkulu bir kadındı. Nişanlısına yazdığı mektupta Freud, duygusallığını, tutkulu mizacını ve ateşli heyecanlarını annesinden aldığını iddia edecekti. Babası Jacob ise tam aksine dengeli ama etkisiz bir adamdı. Jacob Freud, her zaman iyimserdi, ama işinde hiçbir zaman çok başarılı olamadı. Zayıf bir adam olarak algıladığı babası, freud’u hayal kırıklığına uğratmıştır. Çocukluk anılarından en canlılarından biri, babasının gençken yaşadığı bir olayı hikaye edişidir. Jacob bir gün yürüyüşe çıktığında, Hıristiyanın biri başındaki yepyeni kasketi vurarak düşürmüş ve “Kaldırımdan aşağı in Yahudi!” diye bağırmış. Sigismund babasına ne yaptığını sorduğunda Jacob, “Hiç. Yola indim ve kasketimi aldım.” Diye cevap vermiş. Sigismund bu tepkiden hiç memnun kalmamış. Sonraki hayatında kendisine bağıran ve hakaret eden Yahudi düşmanlarına öfkeyle haykırarak ve bastonuyla saldırarak, fiziksel olarak da karşı koymuştur.</li></ul>



<ul><li>Freud, yaşamının ilk 3 yılını Karpat Dağları eteklerinde, altın çayırlar ve yemyeşil korular içinde geçirdi. Doğduğu şehir olan Freiberg’i hiç unutmadı ve 75 yaşındayken şöyle yazdı: “Ta içimde bir yerlerde, ilk silinmez izlenimlerini bu havadan, bu topraktan almış olan, gencecik bir annenin ilk oğlu olan o Freibergli mutlu çocuk hala yaşamakta.”</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-1024x681.jpg" alt="" class="wp-image-669" width="578" height="384" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-1024x681.jpg 1024w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-300x200.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-768x511.jpg 768w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg.jpg 1772w" sizes="(max-width: 578px) 100vw, 578px" /></figure></div>



<ul><li>Viyana ise onda
sıkıntılı duygular bıraktı. 1900 yılında arkadaşı Wilhelm Fliess’e yazdığı bir
mektupta “Bahara, güneşe, çiçeklere ve mavi sulara genç bir adam kadar açım.
Viyana’dan kesinlikle şahsi bir husumetle nefret ediyorum ve dev Antaeus’un tam
tersine, ayağım, vatanım olan bu şehrin toprağından kesilir kesilmez taze bir
güçle doluyorum.”</li></ul>



<ul><li>Viyana’da
antisemitizmle, Yahudilere yönelik şiddetli düşmanlıkla karşılaştı. Mesleki
başarısızlıklar ve aşağılanmaların acısını yaşadı. Yine de 5 yaşından 82 yaşına
kadar orada yaşadı. Viyana Freud’un yurduydu ancak 1938’de Naziler Avusturya’yı
istila ettiklerinde yerinden ayrılmak zorunda kaldı.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="427" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/vienna-933500_640.jpg" alt="" class="wp-image-684" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/vienna-933500_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/vienna-933500_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>Freud, yetişmesi
sırasında Fransızca ve İngilizcenin yanı sıra Yunanca ve Latince de öğrenerek (
bunların yanında kendi kendine İtalyanca ve İspanyolca da öğreniyordu.) hırsla
Eski Yunan ve Roma edebiyatı külliyatına sarıldı. Honore De Balzac’ın
kitaplarını çok ırkçı olduğu gerekçesiyle kardeşi Anna’ya yasaklamıştı.</li></ul>



<ul><li>Başlangıçta avukat olmayı tasarlıyordu. Ama üniversite dersleri başladığında bu fikrini değiştirmiştir. Freud sonraları, ünlü bir zoolog ve hoca olan Carl Brühl’ün Kucaklayan Ana adlı, doğa üzerine tutkulu bir şiirini dinledikten sonra bilim adamı olmaya karar verdiğini açıklar. 1873 sonbaharında Viyana Üniversitesine Tıp öğrencisi olarak kaydoldu. Burada Sigismund olan adını Sigmund olarak değiştirdi. Kendini 5 yıl için tıp çalışmalarına adadı. Sonraları “Ne o ilk yıllarda ne de daha sonra konum ve etkinlik olarak doktorluk özellikle ilgimi çekti; beni yönlendiren bir çeşit bilgi oburluğuydu.” diye yazacaktı. Hırslı ve şöhrete aç bir adamdı. </li></ul>



<ul><li>Freud, eserlerinde sıklıkla kendi hayatından örnekler kullanmasına rağmen mahremiyetine çok düşkün bir insandı. 1885’te ve sonra 1907’de eski defterlerini, günlüklerini ve el yazmalarını yakmıştır. Bu ortadan kaldırma işleminden sonra nişanlısına “ Yaşam öyküsü yazarlarına gelince, bırakalım merak etsinler, onların işini kolaylaştırmak gibi bir arzumuz yok. Her biri ‘Kahramanın Gelişimi’ konusundaki düşüncelerinde kendince haklı olacak.”</li></ul>



<ul><li>Freud, Ludwig Feuerbach ve Franz Brentano gibi filozofların eserlerini de dikkatle incelemiştir. &nbsp;</li></ul>



<ul><li>Freud’un nişanlısı Martha ile ilgili kayıtlar çok azdır. Nişanlısına yazdığı mektuplar 2000 yılına kadar kamuoyunun bilgisine sunulmayacaktır. Sakin ve becerikli bir kadın olarak bilinir. Kendini bir keresinde şu şekilde ifade etmiştir “Aleniyetin her çeşidinden kaçınırım. En iyi eşin, hakkında en az konuşulan eş olduğunu ifade eden atasözüne inanırım.”</li></ul>



<ul><li>Freud, kokainle ilgilenmeye, bu maddelerin askerlerin dayanıklılığını artırdığını öne süren bir Alman askeri doktorunun raporunu okuduktan sonra başlamıştı. Kendi üzerinde denemeye karar verdi. Yıllarca depresyon nöbetlerinden çok çekmişti. Böyle zamanlarda yorgun, kolay tedirgin olan ve çalışamayan bir insan haline geliyordu. Küçük dozlarla kokain kullandığında, ilacın yeni bir enerjiyle çalışmasına yardım ettiğini gördü. Bu hoşuna gitmişti. Martha’ya şöyle yazmıştı: “İtaatsizlik edersen, kimin daha güçlü olduğunu göreceksin: Yeterince yemek yemeyen naif küçük kız mı, yoksa vücudunda kokain bulunan koca vahşi adam mı? Son ciddi depresyonumda yine koka kullandım ve küçük bir doz beni fevkalade bir şekilde yükseklere çıkardı. Şimdi bu sihirli maddeye bir methiye yazmak için literatür toplamakla meşgulüm.”</li></ul>



<ul><li>1884 Temmuzunda “Koka Üzerine” (Kokainin elde edildiği bitki) başlıklı bir makale yazmaya başladı. Kokaini lokal anestezide, yorgunluğun, hazımsızlığın ve morfin bağımlılığının tedavisinde kullanılmak üzere tavsiye ediyordu. İlacın eşantiyonlarını, keyifsiz olduğu zamanlarda kullansın diye nişanlısına da gönderdi. Freud’un bu coşkusu onun düşüşü oldu.</li></ul>



<ul><li>Kokainin
Freud’un hayatı üzerindeki etkisi bu akademik felaketle de son bulmadı. Ernst
von Fleischl-Markow adında bir arkadaşının reçetesine, morfin bağımlılığı tedavisi
için kokain yazmıştı. Markow morfin kullanmayı bırakmıştı ancak bu seferde
kokain bağımlısı oldu ve 1891’de ölünceye kadar kokain kullandı. Dünyanın dört
bir yanından gelen tıbbi raporlar sonucu kokainle ilgilenmeyi tamamen bıraktı.
Kendisi Paris’te bulunduğu sıralarda partilere katlanabilmek için, migrenle ve
mide ağrılarıyla baş edebilmek için ara ara kullandı.</li></ul>



<ul><li>1885’te Hipnozla uğraşan Charcot’un yanına Paris’e gitti. Histerili hastalarla çalışıyordu. Yunanlı doktor Hippokrates “Eğer bir kadının histerisi varsa veya ağır iş yükü altındaysa, şiddetli bir aksırık yararlı olur.” Diye yazıyordu. Freud’un histeri tecrübesi iki Fransız doktorla, Charcot ve Paul Briquet ile belirlenmiştir. 1859’da Charcot Paris’teki Charite hastanesinde yatan 430 histerik hasta üzerinde çalışmaya başladı. Cinsellik varsayımını çürüten iki gerçeğe ulaştı: Birincisi, 20 Kadına karşı 1 Erkek histeri hastası bulunmaktaydı; ikincisi rahibelerde nadiren fahişelerde ise çoğunlukla görülen bir hastalıktı. Bu histerinin nedeninin cinsel yoksunluk olmadığını gösterdi. Briquet de histeriyi “belirtileri kendini başat olarak heyecan ve tutkuların ifade edilmesi ile ilgili hayati edimlerin düzensizliğinde gösteren bir beyin nevrozu (sinirsel hastalık)” olarak tanımladı. Charcot ve Briquet, histerilerin stres altında oldukları ya da güçlü bir heyecan hissettikleri zaman nöbet geçirdiklerine inanıyorlardı. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-1153858_640-2.jpg" alt="" class="wp-image-701" width="370" height="556" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-1153858_640-2.jpg 426w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-1153858_640-2-200x300.jpg 200w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" /></figure></div>



<ul><li>Freud, Paris’e
ilk gittiğinde yazacaktı: “ Çok değişiyorum; inanıyorum buna. Hem en büyük
doktorlardan biri, hem de sağduyusu deha düzeyinde olan Charcot, benim
görüşlerimi ve hedeflerimi resmen yerle bir ediyor.(…) Şunu kesinlikle
biliyorum ki, hayatta hiçbir insan beni böylesine etkilememiştir.” </li></ul>



<ul><li>Freud, 1886’da
Avusturya’ya döndüğünde laboratuvarı terk etmeye çoktan hazırdı.
Yılanbalıklarının iç organlarını, altın kloriti, kokaini, kanamaları ve çocuk
beyinlerini inceleyerek yıllarını harcamıştı. Charcot’un çevresine girdikten
sonra, artık sadece beyin felci, afazi gibi nörolojik hastalıkları araştıran
klinik incelemeler ve tıbbi araştırma yazıları yazıyordu. </li></ul>



<ul><li>Viyana’ya
döndükten sonra özel bir çocuk kliniğinde nöroloji bölümünün yöneticisi olarak
işe başladı. Çocuklarda beyin felci konusunda uzman olmuştu. Stajını yaptığı
Viyana Genel Hastanesi’nden kendi muayenehanesini açmak için istifa etti.
1886’da Easter Sunday gazetesinde “Dr. Sigmund Freud, Üniversitede Sinir
Hastalıkları Doçenti. Paris’e ve Berlin’e yaptığı inceleme gezilerinden dönmüş
ve Rathausstrasse No.7’de 1.00-2.30 saatleri arasında viziteleri başlamıştır.”
Şeklinde bir ilan vermiştir.</li></ul>



<ul><li> Küçük bir müzeye çevirdiği odasında koyu renk desenli doğu işi halısı, heykellerin olduğu bir raf, kilden yapılmış Mısır tanrıları, iki hörgüçlü bir deve, Yunan başları, bağdaş kurmuş budalar, kaseler…Duvarları antik resimler, mozaikler, ve taşlardan parçalarla doludur. Oda içerisinde hastanın rahat edebileceği bir şekilde yükseltilmiş bir divan vardır. Bu divana da egzotik bir halı serilmiş, yastıklar konmuştur. Divana uzananlar doktoru göremezler, antikaları seyrederler. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="1024" height="753" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2-1024x753.jpg" alt="" class="wp-image-690" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2.jpg 1024w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2-300x221.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2-768x565.jpg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure></div>



<ul><li>14 Eylül 1886’da Martha ile evlendi. İlk çocukları bir yıldan biraz fazla bir süre sonra doğdu. Çocuğa, Breuer’in karısının adı olan Matilda ismini verdiler.Breuer, Freud’un en ünlü hastalarından biri olan Anna O. ‘yu tedavi etmişti.</li></ul>



<ul><li>1896’da Freud çalışmalarını ifade edilebilecek yeni bir terime ihtiyaç duydu. Hipnoz ve telkini kullanmayı bırakmıştı ve terapiyi başlıca tedavi yöntemi olarak serbest çağrışımı kullanarak yönlendirmekteydi. Zihni incelemesini ifade etmek üzere Freud önce, ilkin Fransız doktor ve araştırmacı Pierre Janet’in kullanmış olduğu “psikolojik analiz” terimini kullandı. Ama 1896’dan beri Freud’un terapisi, Janet’ninkilerle değil, kendi çalışmalarıyla temellenmekteydi. Kendi yaklaşımına psikanaliz demeye karar verdi.</li></ul>



<ul><li>Freud’un ortaya
attığı Psikanaliz tekniği hem çok tehlikeli hem de tamamen işe yaramaz
bulunarak eleştirilmiştir.</li></ul>



<ul><li>1894’te “Analizlerim bana, bütün vakalarda, sıkıntı verici duygulanımı doğuran şeyin, hastanın cinsel hayatı olduğunu gösterdi.” diye yazmıştı.</li></ul>



<ul><li>23 Ekim 1896’da
Freud’un 81 yaşındaki babası öldü. 40 yaşında bir doktor olan Freud, Fliess’e
bir mektubunda şöyle yazıyordu: “Babamın ölümü beni derinden etkiledi. (…)
Artık kendimi iyice köklerinden kopmuş gibi hissediyorum.”</li></ul>



<ul><li>Babasının ölümü
Freud’u iki yeni projeye başlamaya yöneltti. Biri 1899’da yayımlanmış olan
Rüyaların Yorumunun yazılması, diğeri ise hayatının geri kalan kısmında
aralıksız sürdüreceği çok daha ciddi bir girişimdi: Kendi Psikanalizi.</li></ul>



<ul><li>1897’de Freud, histeri ile ilgili baştan çıkarma kuramından kuşku duymaya başladı. İlkin, uyguladığı tedavinin hastalarını tam olarak tedavi etmediği olgusu bu kuşkuya yol açmıştı. Hastalarının çoğu ya tedaviyi yarı yolda terk ediyorlar ya da ancak kısmen iyileşiyorlardı. Geri kalanlar, Freud’un “bastırılmış çocukluk yaşantıları” dediği şeyi ortaya çıkarma girişimine karşı direniyorlardı. </li></ul>



<ul><li>1897’de Fliess’e, o yaz keşfettiği “büyük sır”dan söz eden bir mektup yazdı. Hastalarının çoğunun anlattığı istismar hikâyelerinin doğru olmadığının farkına varmıştı. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-2013309_640.jpg" alt="" class="wp-image-677" width="296" height="432" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-2013309_640.jpg 439w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-2013309_640-206x300.jpg 206w" sizes="(max-width: 296px) 100vw, 296px" /></figure></div>



<p>Freud, baştan çıkarma kuramını terk ettikten sonra, hastalarının serbest çağrışımlarını ya da uzun hikâyelerini mutlak hakikatler olarak değil de, başka ve daha derin mesajları içeren kodlar olarak dinleyebilmeye başladı. Ama bu mesaj neydi? Freud, zihinsel hayatın sırlarını kendinden araştırmaya karar verdi. İyi bir nedeni de vardı. Babasının ölümünden sonra depresyona girip çıkıyordu. Ayrıca, yetişkin hayatında nörotik belirtileri olmaktaydı. Çarpıntı geçiriyordu, midesi ağrıyordu ve migreni vardı. Çalışmaları kötüye gittiğinde, daha da huysuzlaşacak, depresyon ve yorgunluktan şikâyet edecekti. Açıkçası Freud, hastalarının hiçbirinin analizini tamamlayamamıştı. Kendisi, son ve en iyi umuduydu.</p>



<ul><li>Freud iyimser
değildi. 1897 Kasımında Fliess’e şöyle yazıyordu: “Kendimi ancak objektif
olarak edinilmiş bilgi ile analiz edebilirim. (…) Gerçek anlamda bir kendini
analiz olanaksızdır; yoksa zaten hastalık olmazdı.” Bu konuda sebat etti. Her
yerde ipuçları bularak, “objektif olarak edinilmiş” bilgiye ulaşmak için,
yazarken yaptığı hatalar gibi, konuşurken yanlış telaffuz ettiği sözcükler
gibi, insanların adlarını ya da kitaplardan yaptığı alıntıları unutmasının hikâyeleri
gibi, pek çok kaynağa başvurdu. Bu hatalar, bilinçdışı bir arzu veya niyet,
bilinçli olanları aştığı zaman ortaya çıkan ünlü “Ferudcu Sürçmeler”dir. Freud
aynı zamanda rüyalarını da analiz etti ve çocukluk anılarının peşine düştü. &nbsp;&nbsp;</li></ul>



<ul><li>Gündelik
hatalarından yola çıkarak kendi zihninin çalışması hakkında ipuçları ararken,
psikanalizin temel kabullerinden birini ortaya koydu: Her eylemin bir nedeni
vardır. Rastgele eylemlere inanmaz, herhangi birinin herhangi bir şey için
“hiçbir nedeni yok” demesini kabul etmezdi.</li></ul>



<ul><li>Freud “Rüya (bastırılmış, geri itilmiş) bir arzunun (kılık değiştirmiş) tatminidir.” der. Çocuklar henüz iç sansür oluşturmamışlardır ve onların rüyaları saf, bozulmamış arzu tatminleridir. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/select.png" alt="" class="wp-image-672" width="164" height="232"/></figure></div>



<ul><li>Rüyaların Yorumu 1899’da yayımlanmıştı. Bu, hiç şüphesiz, Freud’un en önemli ve en popüler olmuş yapıtıdır. Sonraki bir baskısında Freud’un yazdığı gibi: “Rüyaların yorumu, zihnin bilinçdışı etkinliklerinin bilgisine giden ana yoldur.&#8221; </li></ul>



<ul><li>Freud, Rüyaların
Yorumunu bitirdiğinde, hemen hemen üç yıldır kendini analiz etmekteydi. Kendine
yönelik bu yoğun inceleme onu, kitabı ilk çıktığında sinirli, huysuz ve
depresif olmaktan alıkoyamadı. Kitabın yok sayıldığından ve yanlış
anlaşıldığından şikâyet ediyordu. Mali durumundan kaygı duyuyor ve 44 yaşına geldiği
halde önemsenmeyişinden ötürü kederleniyordu. Mutsuzdu, fakat aynı zamanda
derin bir değişim geçiriyordu. İkinci babası Fliess’i kaybetmekteydi.
Aralarındaki samimiyet yerini rekabete bırakmıştı. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-673" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-1024x683.jpg 1024w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-300x200.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-768x512.jpg 768w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80.jpg 1110w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure></div>



<ul><li>1901 Eylülünde Freud Roma’ya bir seyahat yaparak kendi ruh halinden kaçmayı başardı. Hayatı boyunca Roma’ya gitmeyi hayal etmiş fakat hiçbir zaman gerçekten gitme cesaretini bulamamıştı. Roma’yı ilk ziyaretini “hayatımın doruğu” diye adlandıracaktı. Sonradan Ordinaryüs Profesör olduğunda “ Şu birkaç adımı üç yıl önce atabilmiş olsaydım, üç yıl önce bu mevkiye gelecek ve kendimi çok daha iyi kollamış olacaktım. Başkaları, önce Roma’ya gitmelerine gerek olmaksızın bunu başarabilecek kadar zekiymiş!” diye esef edecekti.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/carl-gustav-jung-hayati.jpg" alt="" class="wp-image-674" width="478" height="287" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/carl-gustav-jung-hayati.jpg 600w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/carl-gustav-jung-hayati-300x181.jpg 300w" sizes="(max-width: 478px) 100vw, 478px" /></figure></div>



<p>1904’te Freud, kendisine Freudcu düşüncelerin, şizofreniye uygulanması üzerine bir bildirisini gönderen 30 yaşında bir İsviçreli psikiyatrist ile tanıştı. Bu yazıya hayran oldu ve hemen bu yeni meslektaşı Carl Gustav Jung ile mektuplaşmaya başladı. </p>



<p>Jung, uluslararası topluluğun iki yıl için başkanı olacaktı ve Viyana Psikanaliz Derneğinin başına Freud’un yerine, bir Viyanalı ve Çarşamba Psikoloji Derneği’nin baştan beri üyesi olan Alfred Adler geçecekti. Adler, Freud ile kuramsal farklılıklar sebebi ile çatıştı ve sonunda bir protesto olarak dernekten istifa etti. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/4740_Alfred_Adler956.jpg" alt="" class="wp-image-675" width="358" height="340" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/4740_Alfred_Adler956.jpg 340w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/4740_Alfred_Adler956-300x285.jpg 300w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></figure></div>



<ul><li>Adler, nevrozlar üzerine, Freud’unkilerle doğrudan doğruya çelişen kuramları vardı. Adler, organ eksikliği olan kişilerin aşırı telafi yoluna gittiklerini düşünüyordu. Örneğin bazı büyük sanatçıların bütün aile fertlerinin kronik göz rahatsızlıklarının olduğunu gözlemlemişti. Adler, bu “organ yetmezliği” nin zihinsel hastalıklarda önemli bir rol oynadığı fikrini geliştirmeye çok fazla zaman ve enerji harcamıştı.</li></ul>



<ul><li>Freud’a göre, saldırgan dürtü kuramı Adler’in en kusurlu yönüydü. O, insan güdülenmeleri hakkındaki çocukluk dönemi cinselliğini söz konusu etmeyen her beyanı bir hainlik olarak görürdü. Kendi rahatsız edici kuramlarını insanlara dinletebilmek için, uzun süre çok çaba harcamıştı. İnsan ruhuna yeni dürtüler eklemeye kalkışan herkes, Freud’un gözünde, açıkça çocukluktaki cinsel çatışmaları önemsiz göstermeye çalışmaktaydı. Ona göre, Adler’in saldırganlık dürtüsü sadece kuramsal değil, kendisinin en önemli düşüncelerinin de yadsınmasıydı.</li></ul>



<ul><li>1911’de Adler başkanlıktan istifa edip dokuz üyeyle birlikte Özgür Psikanaliz Derneği’ni kurdu. Sosyete ikiye ayrıldı. Freud’un Derneği, üyelerinin her iki grupta da yer alamayacağına karar verdi ve onlarla her türlü iletişimi kesti.</li></ul>



<ul><li>Jung da
libidonun kesinkes cinsel tanımlanışından rahatsızdı. O bu terimi, tüm zihinsel
enerjiyi ifade etmek üzere kullanmayı tercih ediyordu ki Freud bunu da,
gelişmede ve nevrozlarda cinselliğin öneminin inkârı olarak yorumladı. Freud
kendi kuramının hiç kimse tarafından değiştirildiğini görmek istemiyordu; bu
kişi kendi veliahdı olsa bile!</li></ul>



<ul><li>1912’de Jung, analist bir hastaya ancak kendisi duygusal bakımdan sağlamsa yardım edebilir inancına varmıştı. “En titiz bir analizde bile, hastanın içgüdüsel olarak, analistinin hayatın sorunlarıyla baş etme yollarını benimsemesini engellemek neredeyse imkânsızdır. Analistin farkında varmadığı çocuksu taleplerinin, hastanın bunlara paralel talepleri haline gelmesinden kaçınmak için, o analistin başka bir uzmanın elinde insafsızca analize tabi tutulması gerekir.” diye yazıyordu. Kısacası, analistler başkalarını analiz etmeden önce, kendileri analiz olmalıdır. Bu görüş Uluslararası Psikanaliz Topluluğu tarafından 14 yıl sonra, 19262’da benimsendi. </li></ul>



<ul><li>Freud, meydan
okumalardan bıkmıştı. Kuramları sorgulanıyordu. Viyana Psikanaliz Derneği
isyancılarla dolmuştu, hastaları sık sık başkaldırıyorlardı. İlk zamanlarında
Freud hastalarının itirazlarına ve sorularına karşı hoşgörülüydü. Fakat artık,
hastalarına kendini sevdiren terapistlerin daha az isyan ile karşılaştığını
hissetmekteydi. </li></ul>



<ul><li>Savaş sonrası
yıllar Freud için zor oldu. Viyana’da gıda ve mazot kısıtlıydı. Freud’ların
evinden et ve süt tamamen kalktı. 1918’den 1921’e kadar kâğıt ve kalem de çok
güç bulunuyordu. Bir noktada Freud, yazdıklarının parayla değil de patatesle
ödenmesini isteyecek duruma geldi. Avusturya parası inanılmaz enflasyona
uğradı. Freud yabancı ülkelerde yaşayan dost ve akrabalarının hepsinden
yiyecek, giyecek ve puro istiyordu. </li></ul>



<ul><li>Viyanalılar hastalıklarla uğraşmaktaydılar. 1920’de Freud’un ikinci kızı Sophie gripten öldü. Freud çok sarsılmıştı. Arkadaşı Oskar Pfister’a yazdığı mektupta “… Ben elimden geldiği kadar çok çalışarak, böylece oyalanabildiğim için şükrediyorum. Bir evladın kaybı ciddi bir narsistik incinme gibi görünüyor; yas diye bilinen şey ise herhalde daha sonra kendini gösterecek.” diyordu. Bu zor zamanların içinde Freud, en tuhaf metapsikolojik kitaplarından birini yayınladı. Savaşın ve ölümün sonuçlarıyla çepeçevre kuşatılmışken, insanın şiddet dürtüsü üzerinde çok düşünmüştü. </li></ul>



<ul><li>1923’te Freud’a kanser teşhisi kondu. Vücudu nihayet uzun yıllar boyu sürdürdüğü puro tiryakiliğine isyan etmişti. Doktoruna gereksiz yere acı çekecekse “bu dünyadan efendice yok olup gitmesine” yardımcı olmasını istedi. Doktor bu ricayı intihar tehdidi gibi algıladı ve ona oradaki şişkinliği alacağını ve puroyu bırakması gerektiğini söyledi. 16 yıl boyunca, protez değiştirmeler ve temizlikler hariç 30’dan fazla ameliyat geçirmesine rağmen puroyu bırakmadı. </li></ul>



<ul><li>Bir dostuna yazdığı mektupta “ Analizi doktorlardan korumak istiyorum.” diyordu. 1927’de yazdığı bir yazıda “Analistler arasındaki doktorlar, psikolojik araştırmalardan çok organik araştırmalar yapmaya fazlasıyla eğilimli olmuşlardır.” demekteydi. Bu konuya en çok Amerika direndi ancak sonunda onlarda tıbbi biyoloji ile bir bağlantısının bulunmadığını kabul etmek zorunda kaldılar. </li></ul>



<ul><li>Genç öğrencileri, Bir Yanılsamanın Geleceği ile ilgili Freud’un “ Bu benim en kötü kitabım! (…) Bu bir Freud kitabı değil. (…) Bu yaşlı bir adamın kitabı! Ayrıca Freud artık öldü, ama bana inanın, gerçek Freud hakikaten büyük adamdı. Onu daha iyi tanımadığınız için çok üzülüyorum.” dediğini hatırlıyorlar. &nbsp;</li></ul>



<ul><li>Freud, insanın
mutsuz olduğu kabulüyle yola çıkmaktaydı. Fırtınalar, depremler, salgın
hastalıklar tarafından tehdit edilmediğimiz zaman diyordu, tahrip olan
bedenimizi seyreder, ölümü bekleriz. Bu takıntılardan çeşitli yollarla
uzaklaştırırız kendimizi. Zihni başka yöne çekmenin bir yolu dindir, diğeri ise
çalışma. Ama sonunda bu etkinliklerde pek işe yaramaz. İnsanlar mutsuz
oldukları zaman uygarlığa düşman olurlar.</li></ul>



<ul><li>Saldırganlık,
diye yazıyordu, sadece bir dürtü değil, bir kere tadına varıldıktan sonra terk
edilemeyecek bir hazdır. </li></ul>



<ul><li>1930’da Freud Almanya’da, Franfurt şehrinin sadece kültüre büyük katkısı olan kişilere verdiği bir ödül olan Goethe Ödülü’nü kazandı. </li></ul>



<ul><li>6 Haziran 1938’de ülkedeki Nazi baskısından dolayı Londra’ya giden Freud’un çok sevdiği heykellerini, yeni çalışma masasının üzerine aynen Viyana’daki gibi yerleştirmeyi başardılar. Ziyaretçilerinden biri, yeni bürosunun Viyana’dakinin tıpatıp aynısı olduğunu söylediğinde Freud bezgin bir tavırla “Her şey burada, yalnız ben değilim.” diye cevap vermişti.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/library-68634_640.jpg" alt="" class="wp-image-676" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/library-68634_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/library-68634_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>Son kitabı Musa
ve Tek Tanrıcılık, Freud’un en tartışmalı eserlerinden biri oldu. Psikanaliz
ile alakalı değildi. Kendisi bu kitaptan “tarihi romanım” diye söz etmişti
Freud, içi tam rahat etmeyerek de olsa, kitabı yayımladı. Eserin Yahudi
cemaatinde nasıl algılanacağından kaygı duyuyordu. Tarihçi Chales Singer’a
yazdığı bir mektupta, “Söylemeye bile gerek yok, kendi halkımı darıltmaktan
hoşlanıyor değilim. Ama ne yapabilirim ki? Tüm hayatımı, kendi insanlarım için
rahatsızlık verici ve nahoş da olsa, bilimsel hakikat olarak gördüğüm şeyleri
savunmak yolunda harcadım. Sonunu bir inkârla getiremem.” </li></ul>



<ul><li>1937 sonbaharında kanseri nüksetti. Artık yeni ameliyatları kaldıracak durumda değildi. 1939 Şubatında Londra’daki yeni doktorları kanserinin tedavi ve ameliyat edilemez nitelikte olduğunu açıkladılar. Temmuz ayında hasta görmeye son verdi ama okumalarını sürdürüyordu. Okuduğu son kitap, uzun yıllar önce kız kardeşinin okumasını yasakladığı bir Balzac romanıydı. </li></ul>



<ul><li>İlaç almayı reddediyordu çünkü zihninin açık olmasını istiyordu. 21 Eylül 1939’da “Artık bu işkenceden başka bir şey değil ve hiçbir anlamı yok.” diyerek özel doktoru Max Schur’dan yardım istedi. Schur, Anna’ya danıştıktan sonra Freud’a aşırı dozda morfin verdi. Sonraki iki gün iki iğne daha yaptı. 23 Eylül 1939’da psikanalizin kurucusu Doktor Sigmund Freud öldü. Yahudi adetlerine aykırı olarak naaşı yakıldı ve külleri en sevdiği Yunan vazosuna kondu. Ve sadık eşi Martha Bernays Freud, evliliklerinin başından bu yana ilk kez, Cuma gecesi Şabat mumlarını yaktı.</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Kaynakça:</p>



<p>Muckenhoupt,  M. (2008). <em>Bilindışının Kaşifi &#8211; Sigmund Freud.</em> Tübitak Yayınları.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/">BİLİNÇDIŞININ KÂŞİFİ: SIGISMUND SCHOLOMO FREUD</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
