<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>pdr &#8211; Psikotopia</title>
	<atom:link href="https://psikotopia.com/tag/pdr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psikotopia.com</link>
	<description>Bi Dünya Psikoloji</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Mar 2021 20:23:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.6.14</generator>
	<item>
		<title>HAFIZA SANATININ KEŞFİ</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/05/20/hafiza-sanatinin-kesfi/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/05/20/hafiza-sanatinin-kesfi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2020 02:01:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Popüler Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[cicero]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hafızasanatı]]></category>
		<category><![CDATA[hitabet]]></category>
		<category><![CDATA[memoryart]]></category>
		<category><![CDATA[mentalist]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojiksağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sherlockholmes]]></category>
		<category><![CDATA[simonides]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sherlock Holmes ve Mentalist gibi dizilerde adını sıkça duyduğumuz Hafıza Sarayı ya da daha kapsamlı adıyla Hafıza Sanatı, Yunanların icat ettiği yer ve imgeleri hafızaya .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/05/20/hafiza-sanatinin-kesfi/">HAFIZA SANATININ KEŞFİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sherlock Holmes ve Mentalist gibi dizilerde adını sıkça duyduğumuz Hafıza Sarayı ya da daha kapsamlı adıyla Hafıza Sanatı, Yunanların icat ettiği yer ve imgeleri hafızaya nakşetme yoluyla ezberlemeyi amaçlayan bir tekniktir. Bu konu hakkında kapsamlı bir içerik ilerleyen zamanlarda hazırlanacaktır ancak şu an Hafıza Sanatının ortaya çıktığı o ilk ana gitmek istiyoruz. Cicero De oratore (Hitabet) yapıtında, belagatin beş kısmından biri olarak hafızayı tartıştığı sırada, Simonides isimli bir şairin hafıza sanatını nasıl icat ettiğine dair çarpıcı olan bu hikâyeyi şu şekilde anlatır:</p>



<p><em>&nbsp;Teselya’da Skopas isminde bir soylunun verdiği bir ziyafette, Keoslu şair Simonides ev sahibinin şerefine lirik bir şiir okur; gelgelelim şiirin bir bölümünde Kastor ve Polydeukes’ten övgüyle söz edilmektedir. Bunun üstüne Skopas şairi tersleyerek methiye için anlaştıkları ücretin sadece yarısını ödeyeceğini, geri kalanını şiirin diğer yarısını ithaf ettiği bu ikiz tanrılardan tahsil etmesini söyler. Biraz sonra, Simonides’e bir haber gelir, dışarıda onu görmek isteyen iki genç adam beklemektedir. Şair ziyafet masasından kalkıp dışarı çıkar, fakat etrafta kimseyi göremez. O dışarıdayken, ziyafetin verildiği salonun çatısı çöker, Skopas’la birlikte bütün misafirler enkazın altında kalarak can verir. Cesetler öylesine darmadağın olmuştur ki onları almaya gelen yakınları yüzleri tanıyamaz. Fakat Simonides her birinin masada nerede oturduğunu hatırladığı için, hangi cenazenin kime ait olduğunu gösterebilmiştir. Simonides’i çağırtıp görünmez olan tanrılar, Kastor ve Polydeukes, bina çökmeden hemen önce onu ziyafetten uzaklaştırmakla methiyeden kendilerine düşen payın karşılığını gani gani ödemişlerdir. Üstelik bu deneyim şaire mucidi olarak anılacağı hafıza sanatının ilkelerini göstermiş olur. Davetlilerin oturdukları yerleri hatırlaması sayesinde cesetleri teşhis edebildiğini görerek, düzenli bir yerleşimin güçlü bir hafıza için vazgeçilmez koşul olduğunun farkına varır. </em></p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Kaynakça: </p>



<p>Yates, F.  (2019). <em>Hafıza Sanatı.</em> İstanbul: Metis Yayınları.</p>



<p></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/05/20/hafiza-sanatinin-kesfi/">HAFIZA SANATININ KEŞFİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/05/20/hafiza-sanatinin-kesfi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ENTELEKTÜEL GELİŞİMİ ARTIRMANIN TAM ZAMANI: #EVDEKAL !</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/03/19/entelektuel-gelisimi-artirmanin-tam-zamani-evdekal/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/03/19/entelektuel-gelisimi-artirmanin-tam-zamani-evdekal/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2020 16:34:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Popüler Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[#evdekal]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[coronavirüsü]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselgelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüsü]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=766</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son zamanlarda ülkemizde ve dünyada yaşamı durma noktasına getiren bir virüs salgını nedeniyle hastalığın yayılışını azaltmak ve sağlıklı kalabilmek adına evlere kapanmış durumdayız. Dünyada zaman .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/03/19/entelektuel-gelisimi-artirmanin-tam-zamani-evdekal/">ENTELEKTÜEL GELİŞİMİ ARTIRMANIN TAM ZAMANI: #EVDEKAL !</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son zamanlarda ülkemizde ve dünyada yaşamı durma noktasına getiren bir virüs salgını nedeniyle hastalığın yayılışını azaltmak ve sağlıklı kalabilmek adına evlere kapanmış durumdayız. Dünyada zaman zaman meydana gelen bu tarz olayların toplum üzerinde en az travmatik etkiyle atlatılması, biz ruh sağlığı çalışanlarının en büyük temennisi olmuştur. Evlerde geçirdiğimiz bu süreyi, bir mayalanma süreci olarak kabul edelim. Öyle ki elimizdeki bu birkaç haftalık zamanı, pek çok film, dizi, kitap keşfedip, online eğitimler ile kendimizi geliştirebileceğimiz değerli bir zaman dilimine dönüştürebiliriz. Günlük rutinlerden, iş stresinden sonra kendimize ve ailemize zaman ayırmak için elimize geçen önemli bir fırsat olarak da değerlendirebiliriz. Bu sayede hem travmanın etkisini azaltmış olur hem de sağlıklı kalarak entelektüel seviyemizi oturduğumuz yerden artırmış oluruz. Dünya genelinde, evde kalan bireylerin vakitlerini değerli geçirmeleri adına ücretsiz ve online olacak şekilde pek çok etkinlik ilan edildi. Biz de bu etkinlikleri sizler için bir araya getirdik ve beraberinde umut aşılayan pek çok film, dizi, kitap, belgesel önerisi ile bu süreçte sizlerin yanınızda olduğumuzu bildirmek istedik. 🙂 </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/louvre-102840_640.jpg" alt="" class="wp-image-767" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/louvre-102840_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/louvre-102840_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Evden Çıkmadan Gezebileceğiniz Müzeler</p>



<ol><li>Ayasofya –Türkiye: <a href="http://www.3dmekanlar.com/tr/ayasofya.html">http://www.3dmekanlar.com/tr/ayasofya.html</a></li><li> Pinacoteca di Brera – Milano: <a href="https://pinacotecabrera.org/">https://pinacotecabrera.org/</a></li><li>Galleria degli Uffizi – Firenze: <a href="https://www.uffizi.it/mostre-virtuali">https://www.uffizi.it/mostre-virtuali</a></li><li>Musei Vaticani Roma:<a href="https://www.museivaticani.va/content/museivaticani/it/collezioni/catalogo-online.html">https://www.museivaticani.va/content/museivaticani/it/collezioni/catalogo-online.html</a></li><li>Museo Archeologico – Atene: <a href="https://www.namuseum.gr/en/collections/">https://www.namuseum.gr/en/collections/</a></li><li>Prado – Madrid: <a href="https://www.museodelprado.es/en/the-collection/art-works">https://www.museodelprado.es/en/the-collection/art-works</a></li><li>Louvre – Parigi: <a href="https://www.louvre.fr/en/visites-en-ligne">https://www.louvre.fr/en/visites-en-ligne</a></li><li>British Museum –Londra : <a href="https://www.britishmuseum.org/collection">https://www.britishmuseum.org/collection</a></li><li>Metropolitan Museum –New York: <a href="https://artsandculture.google.com/explore">https://artsandculture.google.com/explore</a></li><li>Hermitage –San Pietroburgo : <a href="https://bit.ly/3cJHdnj">https://bit.ly/3cJHdnj</a> </li><li> İstanbul modern: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fwww.istanbulmodern.org%2Ftr" target="_blank">https://www.istanbulmodern.org/tr</a> </li><li>  Rahmi M. Koç Müzesi: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=http%3A%2F%2Fwww.rmk-museum.org.tr%2Fistanbul%2Fziyaret-plani%2Fgoogle-sokak-gorunumu" target="_blank">http://www.rmk-museum.org.tr/istanbul&#8230;</a> </li><li>  İstanbul Araştırmaları Enstitüsü: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fartsandculture.google.com%2Fpartner%2Fistanbul-research-institute%3Fhl%3Dtr" target="_blank">https://artsandculture.google.com/par&#8230;</a> </li><li> Göbekli Tepe/ Şanlıurfa: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fwww.360tr.com%2Fgobekli-tepe-5-sanal-tur_2ab7166d45_tr.html" target="_blank">https://www.360tr.com/gobekli-tepe-5-&#8230;</a> </li><li>  Sakıp Sabancı Müzesi: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fwww.digitalssm.org" target="_blank">https://www.digitalssm.org</a> </li><li>  Pg Art Gallery: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fpgartgallery.com" target="_blank">https://pgartgallery.com</a> </li><li>  Masumiyet Müzesi: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fartsandculture.google.com%2Fpartner%2Fmuseum-of-innocence" target="_blank">https://artsandculture.google.com/par&#8230;</a> </li></ol>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/stack-791427_640.jpg" alt="" class="wp-image-773" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/stack-791427_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/stack-791427_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Ücretsiz Edebiyat Dergileri</p>



<ol><li>Tuhaf Dergi : <a href="https://www.tuhafdergi.com/Tuhaf_Ozel.pdf">https://www.tuhafdergi.com/Tuhaf_Ozel.pdf</a></li><li>Ketebe Piyan Dergi: <a href="https://drive.google.com/drive/folders/10kNFJ6n7bTEKLRSqWaEwCPxrpHcCqlxw">https://drive.google.com/drive/folders/10kNFJ6n7bTEKLRSqWaEwCPxrpHcCqlxw</a></li><li>Serçe Dergi: <a href="https://drive.google.com/file/d/1SgfWcbLYgwnfR7I4wfC1XOnKFG9iL2er/view">https://drive.google.com/file/d/1SgfWcbLYgwnfR7I4wfC1XOnKFG9iL2er/view</a></li><li>Mahalle Mektebi Dergisi: <a href="http://www.mahallemektebidergisi.com/evde-kal-dergi-oku/">http://www.mahallemektebidergisi.com/evde-kal-dergi-oku/</a></li></ol>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/video-production-4223911_640.jpg" alt="" class="wp-image-769" width="435" height="430" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/video-production-4223911_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/video-production-4223911_640-300x296.jpg 300w" sizes="(max-width: 435px) 100vw, 435px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Filmler</p>



<ol><li>Whiplash (2014) (IMDb 8,5/10)</li><li>Can Dostum (2012) (IMDb 8,7/10)</li><li>Oscober Sky (2000) (IMDb 7,8/10)</li><li>Sonsuzluk Teorisi (2016) (IMDb 7,6/10)</li><li>The Current War (2019) (IMDb 6,5/10)</li><li>Hector And The Search For Happiness (2014) (IMDb 6,9/10)</li><li>The Truman Show (1998) (IMDb 8,1/10)</li><li>Yalanın İcadı (2009) (IMDb 6,4/10)</li><li>Umudunu Kaybetme (2007) (IMDb 8,5/10)</li><li>Limitless (2011) (IMDb 7,4/10)</li></ol>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="367" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/book-1659717_640.jpg" alt="" class="wp-image-768" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/book-1659717_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/book-1659717_640-300x172.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Kitaplar</p>



<ol><li>Yaşar Kemal –Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca</li><li>Rollo May –Kendini Arayan İnsan </li><li>Michael Ende –Momo </li><li>Boccaccio –Decameron </li><li>Trevanian –Şibumi</li><li>İlber Ortaylı -Bir Ömür Nasıl Yaşanır? </li><li>Jose Saramago –Körlük &nbsp;</li><li>Jules Payot – İrade Terbiyesi </li><li>Antoine de Saint-Exupery -Küçük Prens &nbsp;&nbsp;</li><li>Nicola Tesla –Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı</li><li>Douglas Adams –Otostopçunun Galaksi Rehberi</li><li>Oscar Wilde –Dorian Gray’in Portresi</li><li>Robert Kiyosaki -Zengin Baba Yoksul Baba </li></ol>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/see-you-again-1013687_640.jpg" alt="" class="wp-image-770" width="426" height="426" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/see-you-again-1013687_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/see-you-again-1013687_640-150x150.jpg 150w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/see-you-again-1013687_640-300x300.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/see-you-again-1013687_640-400x400.jpg 400w" sizes="(max-width: 426px) 100vw, 426px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Diziler</p>



<ol><li>Yedi Güzel Adam (2014)</li><li>Dark (2017)</li><li>Lie To me (2009-2011)</li><li>The Big Bang Theory (2007-2019)</li><li>Şahsiyet (2018)</li><li>Sherlock (2010)</li><li>Prison Break (2004)</li><li>Mr. Robot (2015)</li><li>How I Met Your Mother (2005-2017)</li><li>Westworld (2016)</li></ol>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/tbilisi-4593937_640-1.jpg" alt="" class="wp-image-772" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/tbilisi-4593937_640-1.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/tbilisi-4593937_640-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Belgeseller</p>



<ol><li>Rikki&#8217;nin Türkiye Rotası (TRT)</li><li>İnsanlar ve İnançlar  (TRT) </li><li>Geçmişin Gölgesinde  (TRT) </li><li>Sen de Tanık Ol  (TRT) </li><li>Bir Dünya Yaşam  (TRT) </li><li>Büyük Mücadele  (TRT) </li><li>Ailenin Yeni Üyesi  (TRT) </li><li>Geleneği Yaşatmak  (TRT) </li><li>Doğu&#8217;nun Kayıp Silüetleri  (TRT) </li><li>Modern Dünyanın Dahisi (Karl Marx, Friedrich Nietzsche, Sigmund Freud) (Netflix)</li><li>Derren Brown: The Push  (Netflix) </li><li>Minimalizm  (Netflix) </li></ol>



<p>Sende önerilerini aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsin. 🙂  </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/03/19/entelektuel-gelisimi-artirmanin-tam-zamani-evdekal/">ENTELEKTÜEL GELİŞİMİ ARTIRMANIN TAM ZAMANI: #EVDEKAL !</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/03/19/entelektuel-gelisimi-artirmanin-tam-zamani-evdekal/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SİNEMA TERAPİ</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/03/13/sinema-terapi/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/03/13/sinema-terapi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2020 11:55:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Popüler Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bibliyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[popülerpsikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[sinematerapi]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=744</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanat ve psikoloji daha önce edebiyat paydasında buluşmuştu. Ancak son yıllarda bu ikilinin sinema perdesinde de bir araya geldiğini görüyoruz. “Sinema terapi” adı verilen bu .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/03/13/sinema-terapi/">SİNEMA TERAPİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sanat ve psikoloji daha önce edebiyat paydasında buluşmuştu. Ancak son yıllarda bu ikilinin sinema perdesinde de bir araya geldiğini görüyoruz. “Sinema terapi” adı verilen bu yeni yöntem, sinemanın insan üzerinde oluşturduğu korku, heyecan, öfke, sevinç, coşku ve aşk gibi duyguların işlenmesine, analizine ve olumlu modelleme temellerine dayanır. İlk defa 1995 yılında Psikoloji Profesörü Gary Solomon tarafından çıkarılan “The Motion Picture Prescription” adlı kitapla kullanılmaya başlanmıştır. Terapi seanslarında kullanımını ise ilk kez Amerikalı David Cambronne ve Jan Hasley çifti gerçekleştirmiştir. Ancak günümüzde sinema terapi, tek başına bir terapi yöntemi olarak kabul edilmiyor. Daha çok terapinin danışan üzerindeki etkisini artırıcı ek bir destek unsuru olarak görülüyor. Yani sinema ve terapinin yan yana gelmesi, onun bağımsız bir terapi yöntemi olduğu anlamına gelmiyor. Zaman zaman kendi seanslarında bu yöntemden faydalanan Psikiyatr Mustafa Ulusoy, sinema terapinin insanı, hayatı, kainatı açıklayan bir teorisi bulunmadığı için terapi ifadesinin kullanılmasını pek doğru bulmuyor. O daha çok varoluşçu, psikodinamik, destekleyici veya kognitif (bilişsel) psikoterapi yöntemleri içinde yardımcı unsur olarak kullanılabileceğini düşünüyor. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="428" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/camera-1149041_640.jpg" alt="" class="wp-image-758" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/camera-1149041_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/camera-1149041_640-300x201.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p>Terapide sanattan faydalanmak ilk kez sinema ile başlamamıştır.
1930’lu yıllara dayanan ve günümüzde önemi artarak devam eden bibliyoterapi
yöntemi, kitapların insan üzerinde iyileştirici etki bıraktığını göstererek
sanatla psikolojiyi bir araya getiriyor. Bu teknikte sinema terapiye kıyasla danışan
kendini film karakteri ile değil, roman/hikaye kahramanıyla özdeşleştiriyor. “Ben
olsaydım….”la başlayan cümlelerin etkisiyle gelişen düşünce ve duygu
değişikliği, iyileşmeyi hızlandırıyor. Ancak alınan ilaçların etkisi ve
danışanda var olan dikkat dağınıklığı, terapide kitaplardan faydalanmayı
zorlaştırıyor. Danışanı fazla yormaması ve mesajı bireyin hayal gücüne
bırakmayıp uygulamasındaki kolaylık nedeniyle sinema terapi daha çok tercih
edilir olmuştur. Buna rağmen Mustafa Ulusoy, bibliyoterapiyi sinema terapiye
kıyasla daha çok kullanıyor. Sebebini ise şöyle açıklıyor: “Dikkat eksikliği
olan insanlar saatlerce televizyon seyredebilir. Ama yarım saat ders çalışamaz.
Çünkü sinema, film görüntüde akıp gittiği için çok pasif konumdayız. Kitap öyle
değil. Birebir içinde olmak zorundasınız, ciddi bir enerji sarfı gerekiyor.
İkisi arasında tercih yapılacaksa kesinlikle kitap derim. Ayrıca sinema
seyrederek hayatımla ilgili sorunları çözdüm lafını duymadım hiç. Ama kitaplar
okudum ve hayatım, kendimin hakikatine ait önemli bir mesafe kaydettim,
değiştim diyenleri gördüm.”</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="480" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/old-tv-1149416_640.jpg" alt="" class="wp-image-747" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/old-tv-1149416_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/old-tv-1149416_640-300x225.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/old-tv-1149416_640-600x450.jpg 600w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p>Terapide ister kitaptan, isterse sinema filminden
yararlanılsın, süreç ikisinde de aynı işliyor. Kısaca özetlemek gerekirse, kişi
öncelikle izlediği film karakteriyle arasında özdeşim kuruyor. Gerçek yaşamın
temsilini izlediği filmde kendi yaşamından izler görüp iç görü kazanıyor.
Sonrasında sorunlarının çözümünde kimi zaman film karakterinin yaptıklarını rol
model alırken, kimi zaman da karakterin düştüğü yanılgılardan uzak durmaya
çalışıyor. Yani Prof. Dr. Mustafa Bilici’nin ifadeleriyle kişi kendi yaşadığı
duygu, düşünce, açmaz ve acıları perdede gördüğü zaman “Bu sıkıntıyı yaşayan
sadece ben değilmişim.” Diyebiliyor. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="446" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/grain-3026099_640.jpg" alt="" class="wp-image-746" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/grain-3026099_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/grain-3026099_640-300x209.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p>Sinema terapideki en hassas nokta hangi hastaya hangi filmi hangi sırayla izlettirileceği meselesidir. Burada belli bir kriter bulunmamaktadır. “Sinemada Psikolojik Bozukluklar ve Sinematerapi” adlı kitabındaki yazısında Başak Türküler Aka, film seçimi hakkında şunları söylüyor: “Terapist, her hastanın durumunu bireysel olarak değerlendirmeli ve ona göre bir seçim yapmalıdır. Film seçimi, vakit alıcı ve terapistin çok fazla film seyretmesi, yeni çıkan filmleri takip etmesini gerektiren bir süreçtir. Seçilen filmin hastaya seyrettirilmeden önce terapist tarafından seyredilmesi gerekmektedir.” 8-10 gün süren bu terapi yönteminde danışan önce herhangi bir sorgulamaya maruz kalmadan danışmanına kendi hikayesini anlatıyor. Bu konuşmalar, ister istemez bilinçdışı travma bölgelerine ve sorunlara doğru kayma gösteriyor. Kişi burada yaşadığı travmanın açığa çıkmasından korkarak kendini tutma eğilimi gösterebiliyor. İşte tam da burada sinema filmlerinin kullanıldığı “çökertme” süreci devreye giriyor. Maviengin, bu süreci bilinçli depresyona sokma aşaması olarak ifade ediyor. Çünkü ona göre danışan zaten depresyona girmediği için hasta oluyor. Filmler, danışanın bastırmakta zorlandığı duygularını tetiklediği için savunma mekanizmasını ve kalkanları çökertiyor. Bu sayede kişi, duygusal olarak toparlanmaya başlıyor. Ardından ise “toparlama” evresiyle hipnoz teknikleri uygulanıyor. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="423" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/photo-camera-219958_640.jpg" alt="" class="wp-image-751" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/photo-camera-219958_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/photo-camera-219958_640-300x198.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p>Her filme herkes elbette ki aynı tepkiyi vermiyor. Mesela
ölümün işlendiği bir filmi izledikten sonra bazı hastaların espritüel
davranışlar sergilediği bazılarınınsa kitaplardan bahsedip ölüm korkusunu
kendisini ilime vererek aşmaya çabaladığı görülüyor. Ağır şizofreni vakalarında
sinematerapi yöntemi uygulanmıyor. Bunun dışındaki pek çok psikiyatrik hasta ve
psikolojik danışmanlığa ihtiyaç duyan kişilerde sinematerapinin etkisinden
faydalanılıyor. </p>



<p>Psikiyatr Mustafa Ulusoy’un hastalarına önerdiği
filmler arasında özellikle iki tanesini kendisi şöyle ifade ediyor:</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="453" height="639" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/17390972515_401c19c1a6_z.jpg" alt="" class="wp-image-749" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/17390972515_401c19c1a6_z.jpg 453w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/17390972515_401c19c1a6_z-213x300.jpg 213w" sizes="(max-width: 453px) 100vw, 453px" /></figure></div>



<p>“Venedik Taciri: Sıklıkla önerdiğim filmlerden bir
tanesidir. Al Pacino’nun oynadığı, Shakespeare’in aynı adlı oyunundan uyarlanan
bir film. Bu filmi aileden birisine, özellikle babalarına karşı yoğun öfke ve
nefret duyan hastalarıma öneririm. Önerme sebebim de bu filmde nefret ve
öfkenin, bu duyguyu besleyen kişiye ne kadar zarar verebileceğini göstermek.
Zehirli bal gibi nefret ve öfke, kişiye önce bir tat ve haz verir, ama en çok
da nefret duyan kişiyi zedeler ve bu işten en zararlı o kişi çıkar. Film bunun
çok muhteşem bir örneğidir.</p>



<p>Dönüş: Rus filmlerinden Dönüş, baba-çocuk ilişkisi
açısından son derece öğretici sahneler içeriyor. Çok sert, çocuklarıyla diyalog
kurmakta zorlanan babaların seyretmesini istediğim ve yararlanma ihtimalleri
olan bir film. İçinde o kadar güzel sahneler var ki çok benzerlerini bu tür
babaların yaşadığını görme fırsatı verebilecek nitelikte.”</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="382" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/demonstration-767982_640-1.jpg" alt="" class="wp-image-752" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/demonstration-767982_640-1.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/demonstration-767982_640-1-300x179.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Bunlar haricinde hangi film hangi hastalığa öneriliyor?</strong></p>



<p>A Woman Under the Influence (1974): Bipolar bozukluk</p>



<p>Full Metal Jacket (1987): Cinayet ve intihar</p>



<p>Girl, Interrupted (1999): İntihara teşebbüs</p>



<p>Good Morning, Vietnam (1987): Hipomanik epizod</p>



<p>Harold and Maude (1972): Çoklu teşebbüs</p>



<p>It&#8217;s a Wonderful Life (1946): Stres ve teşebbüs</p>



<p>Last Tango in Paris (1972): Depresyon</p>



<p>Mommie Dearest (1981): Bipolar bozukluk</p>



<p>Mosquito Coast (1986): Bipolar bozukluk</p>



<p>Mr. Jones (1993): Bipolar bozukluk</p>



<p>My First Wife (1984): Depresyon, terk edilme</p>



<p>Night, Mother (1986): Umutsuzluk, öldürmeye niyet</p>



<p>Ordinary People (1980): Suçluluk duygusu</p>



<p>Patch Adam (1998): İntihar düşünceleri</p>



<p>Summer Wishes, Winter Dreams (1973): Depresyon</p>



<p>The Last Emperor (1987): İntihara teşebbüs</p>



<p>The Last Picture Show (1971): Depresif duygulanım</p>



<p>The Tenant (1976): Bulaşıcılık</p>



<p>The Wrong Man (1956): Uyum bozukluğu, depresyon</p>



<p>The Virgin Suicides (1999): Kontrolcü ve baskıcı
anne</p>



<p>Bu öneriler, ODTÜ Psikoloji bölümünden Prof. Dr. Faruk Gençöz’ün 2008 yılında yayınlanan bir makalesinden alınmıştır. &nbsp;&nbsp;</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/03/13/sinema-terapi/">SİNEMA TERAPİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/03/13/sinema-terapi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİLİNÇDIŞININ KÂŞİFİ: SIGISMUND SCHOLOMO FREUD</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Feb 2020 12:19:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[alfredadler]]></category>
		<category><![CDATA[annao.]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçdışı]]></category>
		<category><![CDATA[carlgustavjung]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sigmundfreud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Viyana’nın orta sınıf bir mahallesinde, sakin bir sokaktaki apartman dairelerinden birinde asılı duran bir tabelada şunlar yazar “Prof. Dr. Sigmund Freud”. Freud doğduğunda Jacob 40, .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/">BİLİNÇDIŞININ KÂŞİFİ: SIGISMUND SCHOLOMO FREUD</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ul><li>Viyana’nın orta sınıf bir mahallesinde, sakin bir sokaktaki apartman dairelerinden birinde asılı duran bir tabelada şunlar yazar “Prof. Dr. Sigmund Freud”.</li></ul>



<ul><li>Freud doğduğunda Jacob 40, Amalia 21 yaşındaydı. Annesi Amalia çok güzel bir kadındı. Torunları onu “Tiran” ya da “Kasırga” diye tanımlardı. Öfkesini dizginleyemeyen tutkulu bir kadındı. Nişanlısına yazdığı mektupta Freud, duygusallığını, tutkulu mizacını ve ateşli heyecanlarını annesinden aldığını iddia edecekti. Babası Jacob ise tam aksine dengeli ama etkisiz bir adamdı. Jacob Freud, her zaman iyimserdi, ama işinde hiçbir zaman çok başarılı olamadı. Zayıf bir adam olarak algıladığı babası, freud’u hayal kırıklığına uğratmıştır. Çocukluk anılarından en canlılarından biri, babasının gençken yaşadığı bir olayı hikaye edişidir. Jacob bir gün yürüyüşe çıktığında, Hıristiyanın biri başındaki yepyeni kasketi vurarak düşürmüş ve “Kaldırımdan aşağı in Yahudi!” diye bağırmış. Sigismund babasına ne yaptığını sorduğunda Jacob, “Hiç. Yola indim ve kasketimi aldım.” Diye cevap vermiş. Sigismund bu tepkiden hiç memnun kalmamış. Sonraki hayatında kendisine bağıran ve hakaret eden Yahudi düşmanlarına öfkeyle haykırarak ve bastonuyla saldırarak, fiziksel olarak da karşı koymuştur.</li></ul>



<ul><li>Freud, yaşamının ilk 3 yılını Karpat Dağları eteklerinde, altın çayırlar ve yemyeşil korular içinde geçirdi. Doğduğu şehir olan Freiberg’i hiç unutmadı ve 75 yaşındayken şöyle yazdı: “Ta içimde bir yerlerde, ilk silinmez izlenimlerini bu havadan, bu topraktan almış olan, gencecik bir annenin ilk oğlu olan o Freibergli mutlu çocuk hala yaşamakta.”</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-1024x681.jpg" alt="" class="wp-image-669" width="578" height="384" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-1024x681.jpg 1024w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-300x200.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-768x511.jpg 768w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg.jpg 1772w" sizes="(max-width: 578px) 100vw, 578px" /></figure></div>



<ul><li>Viyana ise onda
sıkıntılı duygular bıraktı. 1900 yılında arkadaşı Wilhelm Fliess’e yazdığı bir
mektupta “Bahara, güneşe, çiçeklere ve mavi sulara genç bir adam kadar açım.
Viyana’dan kesinlikle şahsi bir husumetle nefret ediyorum ve dev Antaeus’un tam
tersine, ayağım, vatanım olan bu şehrin toprağından kesilir kesilmez taze bir
güçle doluyorum.”</li></ul>



<ul><li>Viyana’da
antisemitizmle, Yahudilere yönelik şiddetli düşmanlıkla karşılaştı. Mesleki
başarısızlıklar ve aşağılanmaların acısını yaşadı. Yine de 5 yaşından 82 yaşına
kadar orada yaşadı. Viyana Freud’un yurduydu ancak 1938’de Naziler Avusturya’yı
istila ettiklerinde yerinden ayrılmak zorunda kaldı.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="427" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/vienna-933500_640.jpg" alt="" class="wp-image-684" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/vienna-933500_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/vienna-933500_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>Freud, yetişmesi
sırasında Fransızca ve İngilizcenin yanı sıra Yunanca ve Latince de öğrenerek (
bunların yanında kendi kendine İtalyanca ve İspanyolca da öğreniyordu.) hırsla
Eski Yunan ve Roma edebiyatı külliyatına sarıldı. Honore De Balzac’ın
kitaplarını çok ırkçı olduğu gerekçesiyle kardeşi Anna’ya yasaklamıştı.</li></ul>



<ul><li>Başlangıçta avukat olmayı tasarlıyordu. Ama üniversite dersleri başladığında bu fikrini değiştirmiştir. Freud sonraları, ünlü bir zoolog ve hoca olan Carl Brühl’ün Kucaklayan Ana adlı, doğa üzerine tutkulu bir şiirini dinledikten sonra bilim adamı olmaya karar verdiğini açıklar. 1873 sonbaharında Viyana Üniversitesine Tıp öğrencisi olarak kaydoldu. Burada Sigismund olan adını Sigmund olarak değiştirdi. Kendini 5 yıl için tıp çalışmalarına adadı. Sonraları “Ne o ilk yıllarda ne de daha sonra konum ve etkinlik olarak doktorluk özellikle ilgimi çekti; beni yönlendiren bir çeşit bilgi oburluğuydu.” diye yazacaktı. Hırslı ve şöhrete aç bir adamdı. </li></ul>



<ul><li>Freud, eserlerinde sıklıkla kendi hayatından örnekler kullanmasına rağmen mahremiyetine çok düşkün bir insandı. 1885’te ve sonra 1907’de eski defterlerini, günlüklerini ve el yazmalarını yakmıştır. Bu ortadan kaldırma işleminden sonra nişanlısına “ Yaşam öyküsü yazarlarına gelince, bırakalım merak etsinler, onların işini kolaylaştırmak gibi bir arzumuz yok. Her biri ‘Kahramanın Gelişimi’ konusundaki düşüncelerinde kendince haklı olacak.”</li></ul>



<ul><li>Freud, Ludwig Feuerbach ve Franz Brentano gibi filozofların eserlerini de dikkatle incelemiştir. &nbsp;</li></ul>



<ul><li>Freud’un nişanlısı Martha ile ilgili kayıtlar çok azdır. Nişanlısına yazdığı mektuplar 2000 yılına kadar kamuoyunun bilgisine sunulmayacaktır. Sakin ve becerikli bir kadın olarak bilinir. Kendini bir keresinde şu şekilde ifade etmiştir “Aleniyetin her çeşidinden kaçınırım. En iyi eşin, hakkında en az konuşulan eş olduğunu ifade eden atasözüne inanırım.”</li></ul>



<ul><li>Freud, kokainle ilgilenmeye, bu maddelerin askerlerin dayanıklılığını artırdığını öne süren bir Alman askeri doktorunun raporunu okuduktan sonra başlamıştı. Kendi üzerinde denemeye karar verdi. Yıllarca depresyon nöbetlerinden çok çekmişti. Böyle zamanlarda yorgun, kolay tedirgin olan ve çalışamayan bir insan haline geliyordu. Küçük dozlarla kokain kullandığında, ilacın yeni bir enerjiyle çalışmasına yardım ettiğini gördü. Bu hoşuna gitmişti. Martha’ya şöyle yazmıştı: “İtaatsizlik edersen, kimin daha güçlü olduğunu göreceksin: Yeterince yemek yemeyen naif küçük kız mı, yoksa vücudunda kokain bulunan koca vahşi adam mı? Son ciddi depresyonumda yine koka kullandım ve küçük bir doz beni fevkalade bir şekilde yükseklere çıkardı. Şimdi bu sihirli maddeye bir methiye yazmak için literatür toplamakla meşgulüm.”</li></ul>



<ul><li>1884 Temmuzunda “Koka Üzerine” (Kokainin elde edildiği bitki) başlıklı bir makale yazmaya başladı. Kokaini lokal anestezide, yorgunluğun, hazımsızlığın ve morfin bağımlılığının tedavisinde kullanılmak üzere tavsiye ediyordu. İlacın eşantiyonlarını, keyifsiz olduğu zamanlarda kullansın diye nişanlısına da gönderdi. Freud’un bu coşkusu onun düşüşü oldu.</li></ul>



<ul><li>Kokainin
Freud’un hayatı üzerindeki etkisi bu akademik felaketle de son bulmadı. Ernst
von Fleischl-Markow adında bir arkadaşının reçetesine, morfin bağımlılığı tedavisi
için kokain yazmıştı. Markow morfin kullanmayı bırakmıştı ancak bu seferde
kokain bağımlısı oldu ve 1891’de ölünceye kadar kokain kullandı. Dünyanın dört
bir yanından gelen tıbbi raporlar sonucu kokainle ilgilenmeyi tamamen bıraktı.
Kendisi Paris’te bulunduğu sıralarda partilere katlanabilmek için, migrenle ve
mide ağrılarıyla baş edebilmek için ara ara kullandı.</li></ul>



<ul><li>1885’te Hipnozla uğraşan Charcot’un yanına Paris’e gitti. Histerili hastalarla çalışıyordu. Yunanlı doktor Hippokrates “Eğer bir kadının histerisi varsa veya ağır iş yükü altındaysa, şiddetli bir aksırık yararlı olur.” Diye yazıyordu. Freud’un histeri tecrübesi iki Fransız doktorla, Charcot ve Paul Briquet ile belirlenmiştir. 1859’da Charcot Paris’teki Charite hastanesinde yatan 430 histerik hasta üzerinde çalışmaya başladı. Cinsellik varsayımını çürüten iki gerçeğe ulaştı: Birincisi, 20 Kadına karşı 1 Erkek histeri hastası bulunmaktaydı; ikincisi rahibelerde nadiren fahişelerde ise çoğunlukla görülen bir hastalıktı. Bu histerinin nedeninin cinsel yoksunluk olmadığını gösterdi. Briquet de histeriyi “belirtileri kendini başat olarak heyecan ve tutkuların ifade edilmesi ile ilgili hayati edimlerin düzensizliğinde gösteren bir beyin nevrozu (sinirsel hastalık)” olarak tanımladı. Charcot ve Briquet, histerilerin stres altında oldukları ya da güçlü bir heyecan hissettikleri zaman nöbet geçirdiklerine inanıyorlardı. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-1153858_640-2.jpg" alt="" class="wp-image-701" width="370" height="556" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-1153858_640-2.jpg 426w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-1153858_640-2-200x300.jpg 200w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" /></figure></div>



<ul><li>Freud, Paris’e
ilk gittiğinde yazacaktı: “ Çok değişiyorum; inanıyorum buna. Hem en büyük
doktorlardan biri, hem de sağduyusu deha düzeyinde olan Charcot, benim
görüşlerimi ve hedeflerimi resmen yerle bir ediyor.(…) Şunu kesinlikle
biliyorum ki, hayatta hiçbir insan beni böylesine etkilememiştir.” </li></ul>



<ul><li>Freud, 1886’da
Avusturya’ya döndüğünde laboratuvarı terk etmeye çoktan hazırdı.
Yılanbalıklarının iç organlarını, altın kloriti, kokaini, kanamaları ve çocuk
beyinlerini inceleyerek yıllarını harcamıştı. Charcot’un çevresine girdikten
sonra, artık sadece beyin felci, afazi gibi nörolojik hastalıkları araştıran
klinik incelemeler ve tıbbi araştırma yazıları yazıyordu. </li></ul>



<ul><li>Viyana’ya
döndükten sonra özel bir çocuk kliniğinde nöroloji bölümünün yöneticisi olarak
işe başladı. Çocuklarda beyin felci konusunda uzman olmuştu. Stajını yaptığı
Viyana Genel Hastanesi’nden kendi muayenehanesini açmak için istifa etti.
1886’da Easter Sunday gazetesinde “Dr. Sigmund Freud, Üniversitede Sinir
Hastalıkları Doçenti. Paris’e ve Berlin’e yaptığı inceleme gezilerinden dönmüş
ve Rathausstrasse No.7’de 1.00-2.30 saatleri arasında viziteleri başlamıştır.”
Şeklinde bir ilan vermiştir.</li></ul>



<ul><li> Küçük bir müzeye çevirdiği odasında koyu renk desenli doğu işi halısı, heykellerin olduğu bir raf, kilden yapılmış Mısır tanrıları, iki hörgüçlü bir deve, Yunan başları, bağdaş kurmuş budalar, kaseler…Duvarları antik resimler, mozaikler, ve taşlardan parçalarla doludur. Oda içerisinde hastanın rahat edebileceği bir şekilde yükseltilmiş bir divan vardır. Bu divana da egzotik bir halı serilmiş, yastıklar konmuştur. Divana uzananlar doktoru göremezler, antikaları seyrederler. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="1024" height="753" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2-1024x753.jpg" alt="" class="wp-image-690" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2.jpg 1024w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2-300x221.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2-768x565.jpg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure></div>



<ul><li>14 Eylül 1886’da Martha ile evlendi. İlk çocukları bir yıldan biraz fazla bir süre sonra doğdu. Çocuğa, Breuer’in karısının adı olan Matilda ismini verdiler.Breuer, Freud’un en ünlü hastalarından biri olan Anna O. ‘yu tedavi etmişti.</li></ul>



<ul><li>1896’da Freud çalışmalarını ifade edilebilecek yeni bir terime ihtiyaç duydu. Hipnoz ve telkini kullanmayı bırakmıştı ve terapiyi başlıca tedavi yöntemi olarak serbest çağrışımı kullanarak yönlendirmekteydi. Zihni incelemesini ifade etmek üzere Freud önce, ilkin Fransız doktor ve araştırmacı Pierre Janet’in kullanmış olduğu “psikolojik analiz” terimini kullandı. Ama 1896’dan beri Freud’un terapisi, Janet’ninkilerle değil, kendi çalışmalarıyla temellenmekteydi. Kendi yaklaşımına psikanaliz demeye karar verdi.</li></ul>



<ul><li>Freud’un ortaya
attığı Psikanaliz tekniği hem çok tehlikeli hem de tamamen işe yaramaz
bulunarak eleştirilmiştir.</li></ul>



<ul><li>1894’te “Analizlerim bana, bütün vakalarda, sıkıntı verici duygulanımı doğuran şeyin, hastanın cinsel hayatı olduğunu gösterdi.” diye yazmıştı.</li></ul>



<ul><li>23 Ekim 1896’da
Freud’un 81 yaşındaki babası öldü. 40 yaşında bir doktor olan Freud, Fliess’e
bir mektubunda şöyle yazıyordu: “Babamın ölümü beni derinden etkiledi. (…)
Artık kendimi iyice köklerinden kopmuş gibi hissediyorum.”</li></ul>



<ul><li>Babasının ölümü
Freud’u iki yeni projeye başlamaya yöneltti. Biri 1899’da yayımlanmış olan
Rüyaların Yorumunun yazılması, diğeri ise hayatının geri kalan kısmında
aralıksız sürdüreceği çok daha ciddi bir girişimdi: Kendi Psikanalizi.</li></ul>



<ul><li>1897’de Freud, histeri ile ilgili baştan çıkarma kuramından kuşku duymaya başladı. İlkin, uyguladığı tedavinin hastalarını tam olarak tedavi etmediği olgusu bu kuşkuya yol açmıştı. Hastalarının çoğu ya tedaviyi yarı yolda terk ediyorlar ya da ancak kısmen iyileşiyorlardı. Geri kalanlar, Freud’un “bastırılmış çocukluk yaşantıları” dediği şeyi ortaya çıkarma girişimine karşı direniyorlardı. </li></ul>



<ul><li>1897’de Fliess’e, o yaz keşfettiği “büyük sır”dan söz eden bir mektup yazdı. Hastalarının çoğunun anlattığı istismar hikâyelerinin doğru olmadığının farkına varmıştı. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-2013309_640.jpg" alt="" class="wp-image-677" width="296" height="432" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-2013309_640.jpg 439w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-2013309_640-206x300.jpg 206w" sizes="(max-width: 296px) 100vw, 296px" /></figure></div>



<p>Freud, baştan çıkarma kuramını terk ettikten sonra, hastalarının serbest çağrışımlarını ya da uzun hikâyelerini mutlak hakikatler olarak değil de, başka ve daha derin mesajları içeren kodlar olarak dinleyebilmeye başladı. Ama bu mesaj neydi? Freud, zihinsel hayatın sırlarını kendinden araştırmaya karar verdi. İyi bir nedeni de vardı. Babasının ölümünden sonra depresyona girip çıkıyordu. Ayrıca, yetişkin hayatında nörotik belirtileri olmaktaydı. Çarpıntı geçiriyordu, midesi ağrıyordu ve migreni vardı. Çalışmaları kötüye gittiğinde, daha da huysuzlaşacak, depresyon ve yorgunluktan şikâyet edecekti. Açıkçası Freud, hastalarının hiçbirinin analizini tamamlayamamıştı. Kendisi, son ve en iyi umuduydu.</p>



<ul><li>Freud iyimser
değildi. 1897 Kasımında Fliess’e şöyle yazıyordu: “Kendimi ancak objektif
olarak edinilmiş bilgi ile analiz edebilirim. (…) Gerçek anlamda bir kendini
analiz olanaksızdır; yoksa zaten hastalık olmazdı.” Bu konuda sebat etti. Her
yerde ipuçları bularak, “objektif olarak edinilmiş” bilgiye ulaşmak için,
yazarken yaptığı hatalar gibi, konuşurken yanlış telaffuz ettiği sözcükler
gibi, insanların adlarını ya da kitaplardan yaptığı alıntıları unutmasının hikâyeleri
gibi, pek çok kaynağa başvurdu. Bu hatalar, bilinçdışı bir arzu veya niyet,
bilinçli olanları aştığı zaman ortaya çıkan ünlü “Ferudcu Sürçmeler”dir. Freud
aynı zamanda rüyalarını da analiz etti ve çocukluk anılarının peşine düştü. &nbsp;&nbsp;</li></ul>



<ul><li>Gündelik
hatalarından yola çıkarak kendi zihninin çalışması hakkında ipuçları ararken,
psikanalizin temel kabullerinden birini ortaya koydu: Her eylemin bir nedeni
vardır. Rastgele eylemlere inanmaz, herhangi birinin herhangi bir şey için
“hiçbir nedeni yok” demesini kabul etmezdi.</li></ul>



<ul><li>Freud “Rüya (bastırılmış, geri itilmiş) bir arzunun (kılık değiştirmiş) tatminidir.” der. Çocuklar henüz iç sansür oluşturmamışlardır ve onların rüyaları saf, bozulmamış arzu tatminleridir. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/select.png" alt="" class="wp-image-672" width="164" height="232"/></figure></div>



<ul><li>Rüyaların Yorumu 1899’da yayımlanmıştı. Bu, hiç şüphesiz, Freud’un en önemli ve en popüler olmuş yapıtıdır. Sonraki bir baskısında Freud’un yazdığı gibi: “Rüyaların yorumu, zihnin bilinçdışı etkinliklerinin bilgisine giden ana yoldur.&#8221; </li></ul>



<ul><li>Freud, Rüyaların
Yorumunu bitirdiğinde, hemen hemen üç yıldır kendini analiz etmekteydi. Kendine
yönelik bu yoğun inceleme onu, kitabı ilk çıktığında sinirli, huysuz ve
depresif olmaktan alıkoyamadı. Kitabın yok sayıldığından ve yanlış
anlaşıldığından şikâyet ediyordu. Mali durumundan kaygı duyuyor ve 44 yaşına geldiği
halde önemsenmeyişinden ötürü kederleniyordu. Mutsuzdu, fakat aynı zamanda
derin bir değişim geçiriyordu. İkinci babası Fliess’i kaybetmekteydi.
Aralarındaki samimiyet yerini rekabete bırakmıştı. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-673" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-1024x683.jpg 1024w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-300x200.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-768x512.jpg 768w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80.jpg 1110w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure></div>



<ul><li>1901 Eylülünde Freud Roma’ya bir seyahat yaparak kendi ruh halinden kaçmayı başardı. Hayatı boyunca Roma’ya gitmeyi hayal etmiş fakat hiçbir zaman gerçekten gitme cesaretini bulamamıştı. Roma’yı ilk ziyaretini “hayatımın doruğu” diye adlandıracaktı. Sonradan Ordinaryüs Profesör olduğunda “ Şu birkaç adımı üç yıl önce atabilmiş olsaydım, üç yıl önce bu mevkiye gelecek ve kendimi çok daha iyi kollamış olacaktım. Başkaları, önce Roma’ya gitmelerine gerek olmaksızın bunu başarabilecek kadar zekiymiş!” diye esef edecekti.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/carl-gustav-jung-hayati.jpg" alt="" class="wp-image-674" width="478" height="287" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/carl-gustav-jung-hayati.jpg 600w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/carl-gustav-jung-hayati-300x181.jpg 300w" sizes="(max-width: 478px) 100vw, 478px" /></figure></div>



<p>1904’te Freud, kendisine Freudcu düşüncelerin, şizofreniye uygulanması üzerine bir bildirisini gönderen 30 yaşında bir İsviçreli psikiyatrist ile tanıştı. Bu yazıya hayran oldu ve hemen bu yeni meslektaşı Carl Gustav Jung ile mektuplaşmaya başladı. </p>



<p>Jung, uluslararası topluluğun iki yıl için başkanı olacaktı ve Viyana Psikanaliz Derneğinin başına Freud’un yerine, bir Viyanalı ve Çarşamba Psikoloji Derneği’nin baştan beri üyesi olan Alfred Adler geçecekti. Adler, Freud ile kuramsal farklılıklar sebebi ile çatıştı ve sonunda bir protesto olarak dernekten istifa etti. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/4740_Alfred_Adler956.jpg" alt="" class="wp-image-675" width="358" height="340" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/4740_Alfred_Adler956.jpg 340w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/4740_Alfred_Adler956-300x285.jpg 300w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></figure></div>



<ul><li>Adler, nevrozlar üzerine, Freud’unkilerle doğrudan doğruya çelişen kuramları vardı. Adler, organ eksikliği olan kişilerin aşırı telafi yoluna gittiklerini düşünüyordu. Örneğin bazı büyük sanatçıların bütün aile fertlerinin kronik göz rahatsızlıklarının olduğunu gözlemlemişti. Adler, bu “organ yetmezliği” nin zihinsel hastalıklarda önemli bir rol oynadığı fikrini geliştirmeye çok fazla zaman ve enerji harcamıştı.</li></ul>



<ul><li>Freud’a göre, saldırgan dürtü kuramı Adler’in en kusurlu yönüydü. O, insan güdülenmeleri hakkındaki çocukluk dönemi cinselliğini söz konusu etmeyen her beyanı bir hainlik olarak görürdü. Kendi rahatsız edici kuramlarını insanlara dinletebilmek için, uzun süre çok çaba harcamıştı. İnsan ruhuna yeni dürtüler eklemeye kalkışan herkes, Freud’un gözünde, açıkça çocukluktaki cinsel çatışmaları önemsiz göstermeye çalışmaktaydı. Ona göre, Adler’in saldırganlık dürtüsü sadece kuramsal değil, kendisinin en önemli düşüncelerinin de yadsınmasıydı.</li></ul>



<ul><li>1911’de Adler başkanlıktan istifa edip dokuz üyeyle birlikte Özgür Psikanaliz Derneği’ni kurdu. Sosyete ikiye ayrıldı. Freud’un Derneği, üyelerinin her iki grupta da yer alamayacağına karar verdi ve onlarla her türlü iletişimi kesti.</li></ul>



<ul><li>Jung da
libidonun kesinkes cinsel tanımlanışından rahatsızdı. O bu terimi, tüm zihinsel
enerjiyi ifade etmek üzere kullanmayı tercih ediyordu ki Freud bunu da,
gelişmede ve nevrozlarda cinselliğin öneminin inkârı olarak yorumladı. Freud
kendi kuramının hiç kimse tarafından değiştirildiğini görmek istemiyordu; bu
kişi kendi veliahdı olsa bile!</li></ul>



<ul><li>1912’de Jung, analist bir hastaya ancak kendisi duygusal bakımdan sağlamsa yardım edebilir inancına varmıştı. “En titiz bir analizde bile, hastanın içgüdüsel olarak, analistinin hayatın sorunlarıyla baş etme yollarını benimsemesini engellemek neredeyse imkânsızdır. Analistin farkında varmadığı çocuksu taleplerinin, hastanın bunlara paralel talepleri haline gelmesinden kaçınmak için, o analistin başka bir uzmanın elinde insafsızca analize tabi tutulması gerekir.” diye yazıyordu. Kısacası, analistler başkalarını analiz etmeden önce, kendileri analiz olmalıdır. Bu görüş Uluslararası Psikanaliz Topluluğu tarafından 14 yıl sonra, 19262’da benimsendi. </li></ul>



<ul><li>Freud, meydan
okumalardan bıkmıştı. Kuramları sorgulanıyordu. Viyana Psikanaliz Derneği
isyancılarla dolmuştu, hastaları sık sık başkaldırıyorlardı. İlk zamanlarında
Freud hastalarının itirazlarına ve sorularına karşı hoşgörülüydü. Fakat artık,
hastalarına kendini sevdiren terapistlerin daha az isyan ile karşılaştığını
hissetmekteydi. </li></ul>



<ul><li>Savaş sonrası
yıllar Freud için zor oldu. Viyana’da gıda ve mazot kısıtlıydı. Freud’ların
evinden et ve süt tamamen kalktı. 1918’den 1921’e kadar kâğıt ve kalem de çok
güç bulunuyordu. Bir noktada Freud, yazdıklarının parayla değil de patatesle
ödenmesini isteyecek duruma geldi. Avusturya parası inanılmaz enflasyona
uğradı. Freud yabancı ülkelerde yaşayan dost ve akrabalarının hepsinden
yiyecek, giyecek ve puro istiyordu. </li></ul>



<ul><li>Viyanalılar hastalıklarla uğraşmaktaydılar. 1920’de Freud’un ikinci kızı Sophie gripten öldü. Freud çok sarsılmıştı. Arkadaşı Oskar Pfister’a yazdığı mektupta “… Ben elimden geldiği kadar çok çalışarak, böylece oyalanabildiğim için şükrediyorum. Bir evladın kaybı ciddi bir narsistik incinme gibi görünüyor; yas diye bilinen şey ise herhalde daha sonra kendini gösterecek.” diyordu. Bu zor zamanların içinde Freud, en tuhaf metapsikolojik kitaplarından birini yayınladı. Savaşın ve ölümün sonuçlarıyla çepeçevre kuşatılmışken, insanın şiddet dürtüsü üzerinde çok düşünmüştü. </li></ul>



<ul><li>1923’te Freud’a kanser teşhisi kondu. Vücudu nihayet uzun yıllar boyu sürdürdüğü puro tiryakiliğine isyan etmişti. Doktoruna gereksiz yere acı çekecekse “bu dünyadan efendice yok olup gitmesine” yardımcı olmasını istedi. Doktor bu ricayı intihar tehdidi gibi algıladı ve ona oradaki şişkinliği alacağını ve puroyu bırakması gerektiğini söyledi. 16 yıl boyunca, protez değiştirmeler ve temizlikler hariç 30’dan fazla ameliyat geçirmesine rağmen puroyu bırakmadı. </li></ul>



<ul><li>Bir dostuna yazdığı mektupta “ Analizi doktorlardan korumak istiyorum.” diyordu. 1927’de yazdığı bir yazıda “Analistler arasındaki doktorlar, psikolojik araştırmalardan çok organik araştırmalar yapmaya fazlasıyla eğilimli olmuşlardır.” demekteydi. Bu konuya en çok Amerika direndi ancak sonunda onlarda tıbbi biyoloji ile bir bağlantısının bulunmadığını kabul etmek zorunda kaldılar. </li></ul>



<ul><li>Genç öğrencileri, Bir Yanılsamanın Geleceği ile ilgili Freud’un “ Bu benim en kötü kitabım! (…) Bu bir Freud kitabı değil. (…) Bu yaşlı bir adamın kitabı! Ayrıca Freud artık öldü, ama bana inanın, gerçek Freud hakikaten büyük adamdı. Onu daha iyi tanımadığınız için çok üzülüyorum.” dediğini hatırlıyorlar. &nbsp;</li></ul>



<ul><li>Freud, insanın
mutsuz olduğu kabulüyle yola çıkmaktaydı. Fırtınalar, depremler, salgın
hastalıklar tarafından tehdit edilmediğimiz zaman diyordu, tahrip olan
bedenimizi seyreder, ölümü bekleriz. Bu takıntılardan çeşitli yollarla
uzaklaştırırız kendimizi. Zihni başka yöne çekmenin bir yolu dindir, diğeri ise
çalışma. Ama sonunda bu etkinliklerde pek işe yaramaz. İnsanlar mutsuz
oldukları zaman uygarlığa düşman olurlar.</li></ul>



<ul><li>Saldırganlık,
diye yazıyordu, sadece bir dürtü değil, bir kere tadına varıldıktan sonra terk
edilemeyecek bir hazdır. </li></ul>



<ul><li>1930’da Freud Almanya’da, Franfurt şehrinin sadece kültüre büyük katkısı olan kişilere verdiği bir ödül olan Goethe Ödülü’nü kazandı. </li></ul>



<ul><li>6 Haziran 1938’de ülkedeki Nazi baskısından dolayı Londra’ya giden Freud’un çok sevdiği heykellerini, yeni çalışma masasının üzerine aynen Viyana’daki gibi yerleştirmeyi başardılar. Ziyaretçilerinden biri, yeni bürosunun Viyana’dakinin tıpatıp aynısı olduğunu söylediğinde Freud bezgin bir tavırla “Her şey burada, yalnız ben değilim.” diye cevap vermişti.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/library-68634_640.jpg" alt="" class="wp-image-676" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/library-68634_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/library-68634_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>Son kitabı Musa
ve Tek Tanrıcılık, Freud’un en tartışmalı eserlerinden biri oldu. Psikanaliz
ile alakalı değildi. Kendisi bu kitaptan “tarihi romanım” diye söz etmişti
Freud, içi tam rahat etmeyerek de olsa, kitabı yayımladı. Eserin Yahudi
cemaatinde nasıl algılanacağından kaygı duyuyordu. Tarihçi Chales Singer’a
yazdığı bir mektupta, “Söylemeye bile gerek yok, kendi halkımı darıltmaktan
hoşlanıyor değilim. Ama ne yapabilirim ki? Tüm hayatımı, kendi insanlarım için
rahatsızlık verici ve nahoş da olsa, bilimsel hakikat olarak gördüğüm şeyleri
savunmak yolunda harcadım. Sonunu bir inkârla getiremem.” </li></ul>



<ul><li>1937 sonbaharında kanseri nüksetti. Artık yeni ameliyatları kaldıracak durumda değildi. 1939 Şubatında Londra’daki yeni doktorları kanserinin tedavi ve ameliyat edilemez nitelikte olduğunu açıkladılar. Temmuz ayında hasta görmeye son verdi ama okumalarını sürdürüyordu. Okuduğu son kitap, uzun yıllar önce kız kardeşinin okumasını yasakladığı bir Balzac romanıydı. </li></ul>



<ul><li>İlaç almayı reddediyordu çünkü zihninin açık olmasını istiyordu. 21 Eylül 1939’da “Artık bu işkenceden başka bir şey değil ve hiçbir anlamı yok.” diyerek özel doktoru Max Schur’dan yardım istedi. Schur, Anna’ya danıştıktan sonra Freud’a aşırı dozda morfin verdi. Sonraki iki gün iki iğne daha yaptı. 23 Eylül 1939’da psikanalizin kurucusu Doktor Sigmund Freud öldü. Yahudi adetlerine aykırı olarak naaşı yakıldı ve külleri en sevdiği Yunan vazosuna kondu. Ve sadık eşi Martha Bernays Freud, evliliklerinin başından bu yana ilk kez, Cuma gecesi Şabat mumlarını yaktı.</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Kaynakça:</p>



<p>Muckenhoupt,  M. (2008). <em>Bilindışının Kaşifi &#8211; Sigmund Freud.</em> Tübitak Yayınları.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/">BİLİNÇDIŞININ KÂŞİFİ: SIGISMUND SCHOLOMO FREUD</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İŞ DÜNYASINDA RENKLERİN DİLİ</title>
		<link>https://psikotopia.com/2019/10/08/is-dunyasinda-renklerin-dili/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2019/10/08/is-dunyasinda-renklerin-dili/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Oct 2019 20:04:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Popüler Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[dizayn]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[işdünyası]]></category>
		<category><![CDATA[işdünyasındarenkler]]></category>
		<category><![CDATA[logo]]></category>
		<category><![CDATA[ofisdizaynı]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[renkler]]></category>
		<category><![CDATA[renklerinpsikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=577</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160;Renk cümbüşüyle boyanmış dünyamızın her zerresinde gözümüze hitap eden bir şeyler var. &#160;Biz farkında olsak da olmasak da bize, bilincimize ve hislerimize etki eden yansımalar .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2019/10/08/is-dunyasinda-renklerin-dili/">İŞ DÜNYASINDA RENKLERİN DİLİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-left"> &nbsp;Renk cümbüşüyle boyanmış dünyamızın her zerresinde gözümüze hitap eden bir şeyler var. &nbsp;Biz farkında olsak da olmasak da bize, bilincimize ve hislerimize etki eden yansımalar var.  Bu yazımızda gelişen ve değişen iş dünyasında renklerin etkisinden bahsetmeye çalışacağız. Bir iş yeri profili oluştururken, pazarlama ve reklam verirken, ofis dizaynı yaparken veya bir web sitesi düzenlerken renklerin dili sizi müşteriye nasıl daha yakın kılar bunu anlamaya çalışacağız. Renklerin verdiği mesajların bilinçaltına etki ettiği artık bilinen bir gerçektir. Global boyuttaki büyük şirketler, bu etkinin farkında olmalılar ki gerek reklamlarında gerekse logo ve ambalajlarında oldukça stratejik davranmaktadırlar. Peki bizi alışveriş yapmak için güdüleyen, ürünü bize güvenilir gösteren, tercihlerimizi ve fiziksel tavırlarımızı bu denli etkileyen renkler hangileridir? Simsiyah bir odada ne kadar kalabilirsiniz? Duvarları ve eşyaları bembeyaz olan bir ofis sizi nasıl hissettirir? Mosmor bir restoranda ne kadar durabilirsiniz? Hayal ettiğinizde iç sıkıcı gelmesi oldukça normal. İnsanların pek çoğunun böyle hissettiğini düşünürsek, iş ortamlarında kullanılacak renklerin, hedef kitlesine hitap etmesi oldukça önemli görünüyor. Hangi renk hangi iş sektöründe kullanılır? İşte bu sorunun cevabı ve daha fazlası…&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>



<p>İlk olarak bazı önemli noktalara değinmekte fayda var. Bir renk bir mekanda tamamen kullanılmamalı. Tamamlayıcı ve dengeleyici renklerle birlikte tercih edilmeli. Örneğin sadece mavi hiçbir zaman kullanılmamalı. Eğer organik ve doğal ürünlerle ilgili bir sektörde iseniz yeşil en doğru tercih olacaktır gibi&#8230; </p>



<figure class="wp-block-gallery alignleft columns-1 is-cropped"><ul class="blocks-gallery-grid"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img loading="lazy" width="200" height="200" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/rBVaI1jt3FWAUbttAAGxnSMDL9s271-3.jpg" alt="" data-id="610" data-link="https://psikotopia.com/2019/10/08/is-dunyasinda-renklerin-dili/rbvai1jt3fwaubttaagxnsmdl9s271-3/" class="wp-image-610" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/rBVaI1jt3FWAUbttAAGxnSMDL9s271-3.jpg 200w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/rBVaI1jt3FWAUbttAAGxnSMDL9s271-3-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></figure></li></ul></figure>



<p class="has-very-light-gray-color has-vivid-red-background-color has-text-color has-background"><strong>İş Dünyasında Kırmızı:&nbsp;</strong>Güç, enerji, hız, tutku, cesaret, cinsellik, sıcaklık ve şiddetin rengidir. Kan akışına etki ettiği bilinen kırmızı, heyecanlandırdığı gibi motive edici yönü de vardır. Bedeni canlandırır. Açlık hissi oluşturur. Kırmızı aşk rengi olarak bilinse de aslında cinsel tutkularla ilişkilidir. Romantik aşkın rengi kırmızı değil pembedir. Aşırı kullanımında anksiyete ve yorgunluğa neden olur. Rengin en iyi tamamlayıcısı turkuazdır. Kırmızı müşteriyi harekete geçiren ve açlık hissi oluşturan bir renk olduğu için özellikle yiyecek sektöründe kullanılır. Fasdfood satışı yapılan yerlerde kırmızı rengin kullanılması, açlık hissi oluşturması yanında&nbsp; uzun süre o ortamda kalındığında kaygı ve içsel sıkıntı oluşturduğu için müşterilerin bir an önce yiyip kalkmasına neden olan stratejik bir hamledir. 

</p>



<figure class="wp-block-gallery alignright columns-1 is-cropped"><ul class="blocks-gallery-grid"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img loading="lazy" width="400" height="249" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/color-logoupload150205154253conversiongate02-12-638-2.jpg" alt="" data-id="584" data-link="https://psikotopia.com/?attachment_id=584" class="wp-image-584" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/color-logoupload150205154253conversiongate02-12-638-2.jpg 400w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/color-logoupload150205154253conversiongate02-12-638-2-300x187.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></figure></li></ul></figure>



<p class="has-luminous-vivid-orange-background-color has-background"><strong>İş Dünyasında Turuncu:&nbsp;</strong>Canlılık, risk alma, dışa dönüklük, macera, iyimserlik, sosyallik, coşku, bağımsızlık ve kabul edilebilirlik rengi olan turuncu batı dünyasında en sevilmeyen renktir. Bulunulan ortamı kalabalık gösterir. Restoran, kafe ve bistrolarda satışı teşvik edici yönü bulunmakla birlikte aşırı kullanımında ucuzluk simgesi olmaktadır. Turuncu ilham veren, canlandıran ve coşku oluşturan bir renktir. Spor takımları özellikle canlılık oluşturması için takım odalarında kullanmaktadır. Müşterilerin ise daha çok yemek yemesine ve daha çok muhabbet edip harcamalar yapmasında etkili olmaktadır. Özellikle şeftali tonları güzellik salonları, spa ve tedavi merkezlerinde kullanılmaktadır. </p>



<figure class="wp-block-gallery alignleft columns-1 is-cropped"><ul class="blocks-gallery-grid"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img loading="lazy" width="400" height="249" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/designing-effective-color-systems-for-your-logos-brands-9-638-2.jpg" alt="" data-id="585" data-link="https://psikotopia.com/?attachment_id=585" class="wp-image-585" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/designing-effective-color-systems-for-your-logos-brands-9-638-2.jpg 400w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/designing-effective-color-systems-for-your-logos-brands-9-638-2-300x187.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></figure></li></ul></figure>



<p class="has-background" style="background-color:#faf700"><strong>İş Dünyasında Sarı:&nbsp;</strong>Sıcak, iyimser, canlandırıcı, oyuncu, eğlenceli, neşeli bir renk olan sarı, beynin mantıksal kısmına hitap etmektedir. Beyin ve zihin aktivitelerini canlandırarak analitik düşünmeye yardımcı olur. Bilgeliği arttırmasının yanı sıra dolandırıcılık ve eleştirel olmaya etki etmektedir. İş yaşamı dışında yaşlılara sinirlilik ve kızgınlık veren bir renktir. Fazla kullanıldığında anksiyete, sinirlilik ve endişeye sebep olur. Sarı, siyah ile birleştiği zaman genellikle güvenlik de kullanılır.</p>



<figure class="wp-block-gallery alignright columns-1 is-cropped"><ul class="blocks-gallery-grid"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img loading="lazy" width="400" height="257" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/designing-effective-color-systems-for-your-logos-brands-11-638-2-1.jpg" alt="" data-id="587" data-link="https://psikotopia.com/?attachment_id=587" class="wp-image-587" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/designing-effective-color-systems-for-your-logos-brands-11-638-2-1.jpg 400w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/designing-effective-color-systems-for-your-logos-brands-11-638-2-1-300x193.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></figure></li></ul></figure>



<p class="has-background" style="background-color:#53b12d"> <strong>İş Dünyasında Yeşil:&nbsp;</strong>Yenilenme, huzur duygusu, doğa, sağlık, cömertlik, sempatik, merhametli, mükemmeliyetçi bir renk olan yeşil, aklın, vücudun ve duyguların uyumunu simgeler. Batı dünyasında paranın rengidir. Açık yeşil ise tazelik ve büyümeye işaret etmektedir. Aşırı kullanımında düşmanlık, hırs ve bencillik gibi duygulara neden olmaktadır. Sağlık ve iyileştirme gibi alanlarda kullanılır. Aitlik hissi sağlar. Doğal, organik ve güvenilir bir etki oluşturduğu için pek çok bitkisel ürünlerin ambalaj ve reklamlarında karşımıza çıkmaktadır. Para ve finansal web sitelerinde ise koyu yeşilin tercih edilmesi doğru olur. Yeşil alanlarda insanlar daha az mide ağrısı çeker. Bu ortamlardaki çalışma süreleri de normalden uzun olmaktadır. </p>



<figure class="wp-block-gallery alignleft columns-1 is-cropped"><ul class="blocks-gallery-grid"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img loading="lazy" width="320" height="56" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/twitter-logo.png" alt="" data-id="588" data-link="https://psikotopia.com/?attachment_id=588" class="wp-image-588" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/twitter-logo.png 320w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/twitter-logo-300x53.png 300w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></figure></li></ul></figure>



<p class="has-pale-cyan-blue-background-color has-background"><strong>İş Dünyasında Turkuaz:&nbsp;</strong>Yenilikçi, sakinleştirici, yaratıcılık ve idealizmin rengi olan turkuaz, aynı zamanda duyguları dengeler. Düşüncelerin ve iletişimin açıklığını ifade eder. Olumlu düşüncelere ilham verir. Öğretmen, eğitmen, konuşmacı, medya iletişimi ve bilgisayar teknolojisi alanında çalışanların kullanabileceği ılımlı bir renktir. Aşırı turkuaz kullanımı kararsızlığa neden olur. Kırmızı, pembe magenta veya mor ile bu rengi dengeleyebilirsiniz. Öte yandan temizliği ve saflığı temsil ettiği için temizlik ürünlerinde de kullanılır. Güzellik salonları, moda pazarları, hediyelik eşya ve ev pazarları için çok uygundur. Düşünce açıklığına ve mantıklı düşünmeye de yardımcı olur. </p>



<figure class="wp-block-gallery alignright columns-1 is-cropped"><ul class="blocks-gallery-grid"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img loading="lazy" width="281" height="180" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-1.jpg" alt="" data-id="589" data-link="https://psikotopia.com/?attachment_id=589" class="wp-image-589"/></figure></li></ul></figure>



<p class="has-very-light-gray-color has-text-color has-background" style="background-color:#1d4293"><strong>İş Dünyasında Mavi:&nbsp;G</strong>üven, dürüstlük, sorumluluk, tutuculuk, fedakarlık, idealist ve otoriter rengin simgesi olan mavi, evrensel olarak en favori renk olma özelliğine sahiptir. Daimi barış ve huzuru ifade eder. Korkuyu azaltıp sakinleştirme özelliğinden dolayı özellikle sigorta şirketlerinin, bankaların ve diğer finansal şirketlerin vazgeçilmez rengidir. Bunun haricinde batıda intiharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyadıkları da bilinmektedir. &nbsp;Zihin ve beden için terapötiktir. Genç bireyler bu rengi olgunlukla ilişkilendirir. Aşırı kullanımında bıkkınlık, hile ve eğilmez bir bakış açısına sebep olmaktadır. Temizlik ürünleri, hava yolları, deniz yolları ve klima firmalarında sıklıkla kullanılır. Açık mavi sağlık sektöründe, koyu mavi ise siyasi ve dini organizasyonlarda tercih edilmektedir. Yemeklerle alakalı iş yerlerinde mavi kesinlikle kullanılmamalıdır. </p>



<figure class="wp-block-gallery alignleft columns-1 is-cropped"><ul class="blocks-gallery-grid"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img loading="lazy" width="400" height="170" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/visne-logolar-24.jpg" alt="" data-id="590" data-link="https://psikotopia.com/?attachment_id=590" class="wp-image-590" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/visne-logolar-24.jpg 400w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/visne-logolar-24-300x128.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></figure></li></ul></figure>



<p class="has-background" style="background-color:#dca8d5"><strong>İş Dünyasında Mor:&nbsp;</strong>Zenginlik, savurganlık ve fantezinin rengi olan mor, yaratıcı fikirleri ve hayal gücünü zenginleştirir. Daha çok 18-25 yaş pazarıyla ilişkilidir. Yenilikçi tasarımcılar bu rengi entelektüellik ve güç ile bağdaştırmaktadırlar. En yaygın kullanıcıları genellikle tasarımcılar, fizikçiler ve kozmetik üreticileridir. Açık tonları kadınları hedef Pazar olarak görenlerin kullanabileceği bir renktir. Antikacılar ve el sanatlarını satan yerler için ise en işlevsel olan eflatundur.</p>



<p class="has-pale-pink-background-color has-background"><strong>İş Dünyasında Pembe:&nbsp;</strong>Merhamet, sevgi, beslenme ve romantizmin rengidir. İlham verir, sakinleştirir. Kozmetik, moda ve güzellik alanlarında sıklıkla kullanılır. Parlak tonları, 8-12 yaşlarındaki çocuk ve gençlerin pazarlarında ucuzluğu ifade etmek için kullanılmaktadır. Pek çok hayır kurumu da merhamet ve umut verici özelliğinden dolayı pembeyi tercih etmektedir. Araştırmalara göre pembe giyenlere karşı hizmetlerinden ötürü ödeme yaptığımız esnada kendimizi daha rahat hissetmekteyiz. Bu sebepledir ki İngiltere’nin Boots ve Marks and Spencer mağazalarında tüm tezgahtarlar pembe gömlek giymektedirler. &nbsp; </p>



<figure class="wp-block-gallery alignleft columns-1 is-cropped"><ul class="blocks-gallery-grid"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img loading="lazy" width="400" height="283" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/29579.jpg" alt="" data-id="591" data-link="https://psikotopia.com/?attachment_id=591" class="wp-image-591" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/29579.jpg 400w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2019/10/29579-300x212.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></figure></li></ul></figure>



<p class="has-very-light-gray-color has-text-color has-background" style="background-color:#000000"><strong>İş Dünyasında Siyah:&nbsp;</strong>Güç, otorite, kontrol, entelektüel, gizemli, asil ve ciddi bir renk olan siyah, 16-25 yaş genç pazarlarında tercih edilmektedir. Hırslı ve başarılı insanların tercihi yine siyahtan yana olmaktadır. Lüks, seçkin ve entelektüel kesime hitap eden, bu tarz kişileri hedef kitlesi olarak gören iş alanlarında kullanılır. Profesyonel ürünler, lüks mallar ve araba şirketleri bu iş alanlarından bazılarıdır. Eğer dramatik bir etki bırakmak istiyorsanız, siyahla birlikte kırmızı, zümrüt yeşili, kobalt, sarı, magenta ve turuncu kullanılmalıdır. Siyahın fazla kullanımı korkutucu bir etki bırakabilir. Bu sebeple iş çalışma alanlarında siyah ağırlıklı olarak kullanılmamalıdır.</p>



<p class="has-very-light-gray-background-color has-background"><strong>İş Dünyasında Beyaz:&nbsp;</strong>Açıklık, yeni başlangıçlar, canlandırmacılık,&nbsp; bağımsızlık, saflık ve temizlik timsali olan beyaz, duyguları canlandırmaz. Ancak aklın kavrayabileceği oluşumlar için yeni yollar açar. Sakinleştirici özelliği vardır. Bu yönüyle diş ameliyathanelerinde ve tıbbi merkezlerde sıkça kullanılır. Aşırı kullanımında verimsizlik, ilgisizlik ve soğukluk hissi oluşturabilir. Kullanım alanları genellikle, ileri teknoloji ürünlerinde, mutfak aletlerinde, banyo malzemelerinde, bebek ve sağlıkla ilişkili ürünleri satan işlerde yoğunlaşmaktadır. &nbsp; <br></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2019/10/08/is-dunyasinda-renklerin-dili/">İŞ DÜNYASINDA RENKLERİN DİLİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2019/10/08/is-dunyasinda-renklerin-dili/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
