MÜZİKLE TERAPİ
- Eski Yunanlarda “Perilerin Dili” anlamında kullanılan müzik, bugün çağdaş toplumların modern kliniklerinde hastaların iyileştirilmesi için destek tedavisi olarak kullanılmaktadır.
- Müzikle terapi, hastaların iyileştirilmesinde kullanılan en eski yöntemlerden biridir. Pek çok medeniyet müziğin önemi üzerinde durmuş ve tedavide etkili olabileceğine inanmış ve uygulamıştır. Bu noktada özellikle müziğin ahenk ve ritim ile ruhun derinliklerine etki ederek, ruhu besleyici bir özelliğinin olması etkin olmuştur.
- Müzik terapi, sanat ve bilimi bağdaştırarak, müzik ve ses aracılığıyla terapik bir amaç içerisinde, psikolojik güçlükler ve çeşitli somatik (bedensel), psikosomatik (ruhsal ve bedensel) sorunlarla olduğu kadar, nörotik ve psikotik hastalıklarla, duyumsal bir yaklaşımla ilgilenir.
- Aslında müzik terapi ve uygulamaları, yeni bir buluş değildir. Tarih şeridi içinde Pythagoras, Platon, Farabi, İbn-i Sînâ, Şu’ûrî Hasan Efendi, Gevrekzâde Hafız Hasan Bin Ahmet ve daha pek çok bilgin ve hekim, müziğin insan psikolojisine etkileriyle ilgili araştırmalar yapmış ve yazılı eserler bırakmışlardır.
- Müzikle terapi antik medeniyetlerde, Selçuklu ve Osmanlı şifahanelerinde tedavinin bir parçası olmuştur.
- Müzik, hemen hemen her türlü psikolojik rahatsızlığa iyi gelmekte, ruhu besleyerek insanların kendilerini iyi hissetmesine yardımcı olmaktadır.
- Ancak bazı semptomların, müzik terapisi ile giderilmeye çalışması pek mümkün görünmemektedir. Örneğin, beyin hasarları gibi…
- Müziğin öğeleri ritim, melodi, armoni ve sözdür. Bu öğeler, bestecinin duygu, düşünce, esinlenme ve tasarımları sonucu ortaya çıkan yaratının oluşmasını sağlarlar.

- Tarih boyunca, müzikte kullanılan en uygun ritim, insanın kalp atışlarının sayısına eşit olan, dakikada yetmiş ile seksen arasında değişen zaman birimidir.
- Ritim, müziğin dinamik ve belirgin elemanıdır. Kişide hareketlilik, hareketsizlik ve uyku gibi değişik sonuçlar da oluşturabilir. Örneğin, devamlı tekrarlanan ritim, psikolojik olarak üzüntü ve sıkıntı yaratabilir. Tekrarlanan seslerdeki yavaşlama öğesi de insanlarda bilinç kaybına neden olabilmektedir. Enerjik olarak tekrar edilen ritimler ise, insana güç ve umut duygusu vermektedir.
- Terapide kullanılacak olan müziğin sözlü ya da sözsüz olması, dinleyen kişi üzerinde farklı etkiler oluşturur. Sözlü müzikler insanları daha fazla etkilemektedir. Müziğin sözleri dinleyende, geçmişte yaşanan üzücü veya tatlı anıları hatırlatabilir. Ya da yaşanmakta olan ve yaşanacak olayları hatırlatabilir.
- Hastanın depresif durumlarında sözlü müzik dinlemesi ve eşlik etmesi, onun yalnız olmadığı hissini yaratabilir.
- Her müziksel uyarıcı her yerde, her zaman, her birey için hep aynı derecede uyarıcı olmayabilir. Bir müziksel uyarıcının uyarıcılık derecesi ortama, zamana ve bireye göre değişkenlik gösterir. Örneğin, “ninni” türündeki müzik parçalarının tüm dünyada, küçük çocukların yaşamlarındaki devingenliği azaltarak durağanlaştırdığı ve giderek çocuğun uyumasını sağlamak için kullanıldığı bilinmektedir.
- Eski Mısır’da (M.Ö. 15.yy.) hastaları bu yöntemle tedavi etmeye çalışan büyücüler, tapınak rahipleri ve hekimler gibi üç tip sınıfın bulunduğu anlaşılmaktadır. Örneğin, kutsal kitabın “Eski Ahit” bölümünde Davud’un arp, Yunan Thimateus’un lir, Türk bilgini Fârâbi’nin (M.S. 870-950) ud ve kanun çalmış olduğu bilinmektedir.
- Büyük Çin filozofu Konfüçyüs, müzik ile ilgili şu ifadeleri kullanmıştır : “…Müzik yapıldığı zaman kişiler arası ilişkiler düzelir, gözler parlak, kulaklar keskin olur. Kanın hareketi ve dolanımı rahatlar. Müzik tonların bir verimidir. Kökeni, dış etkenlerin beyne olan etkisidir. Neşeli sesler ince ve yavaştır, ruha rahatlık verir. Sevinç dolu sesler, yüksek ve sonra dağılıcıdır. Öfkeli sesler, korkunç ve kabadır. Saygı taşıyan sesler, doğru ve gösterişsizdir. Sevgi gösteren sesler, yumuşak ve ahenklidir. Ancak sesin bu özellikleri doğal değildir, dış etkenlerin aracılığıyla oluşan etkilerdir. Müzik, ahenkle süslenir, iyi ruhlara yönelir…”
- Yunan Mitolojisinde geçen bir olay şöyledir: “ Bir yılanın karısını sokarak öldürmesi üzerine Orphee, onu aramak için cehenneme gittiğinde öylesine güzel bir şekilde lir çalmıştı ki, yılan saçlı ve kanatlı ölüm perileri Erinyeler ile cehennemin bekçisi üç başlı ve yılan kuyruklu canavar köpek Kerbelos dahi bu eşsiz müzik karşısında hareketsiz kalmıştı.”

- Platon (Eflatun M.Ö. 400) ahenk ve ritim ile ruhun derinliklerine etki eden müziğin, kişiye hoşgörü ve rahatlık hissi verdiğinden söz eder. Buradan hareketle, Platon müziği tedavi edici özelliği olan bir çare olarak kabul etmekle birlikte, müzik olmaksızın hastaya uygulanan reçetelerin de faydasız olacağı görüşünü savunmuştur. Aynı konu hakkında Alvin’de şu bilgileri vermiştir: “Platon’un öğrencisi ve Büyük İskender’in hocası Aristoteles (M.Ö.384-322) de müziğin insan ruhu üzerindeki etkilerini araştırmış ve bu konudaki görüşlerini yazılarında belirtmiştir. Aristoteles müziğin tıpta önemli bir fonksiyonu olacağını savunmuştur. Duygularını kontrol edemeyen insanlar hakkında ise şunları söylemiştir: “Onlar ruhu coşturan melodileri dinledikten sonra kendi normal hallerine dönerler; sanki tıbbi bir tedavi görmüş gibi olurlar.”

- Bir hekim ve matematikçi olan Phthagoras’ın (M.Ö. 585-500) ruhsal bozukluğu olan hastalarına müzik dinlettiği ve buna “müzikal tıp” adını verdiği görülür.
- Sigerist, müzik dinleme sürecinin “vücudu ruh yoluyla etkileyen bir tür psikoterapi” olduğunu söyler.
- Eski Roma’da Celsus ve Aretteus, müziğin ruhu yatıştırdığını ve ruh hastalarını iyileştirdiğini söylemiştir. Hatta M.Ö. 250-184 yılları arasında yaşamış olan Roma’lı şair Titus Maccius Platus, “Charmides” adlı şarkısının yaralara iyi geldiği görüşünü savunmuştur.
- Paganizmin hastalık ve sağlıkla ilgili ilahlarının yerini Hristiyanlıkta hastalıklar için kendilerinden yardım istenen bir azizler ordusu almıştır. Örneğin veba için St. Sebastian, cüzzam için St. Lazarus, sara için St. Virus ve boğaz hastalıkları için de St. Blaisey gibi isimlerden çoğu burada sayılabilir.

- Roma imparatorluğunun yıkılışından sonra Batı Avrupa’da bu türden uygulamalar hemen hemen kaybolmuştur.
- İngiliz filozof ve devlet adamı Francis Bacon (1561-1626), ölümünden sonra sekreteri tarafından yayımlanan “Sylva Sylvarum” adlı yapıtında, her gün müzik dinlemekle ruhunun canlandığını ve beslendiğini belirterek, “müzik, ruhun gıdasıdır” demektedir.
- Müziğin, insan ruhu üzerindeki etkisini en güzel belirten büyük İngiliz şairi Shakespeare’dir. Shakespeare, 1595’de yazdığı II. Richard (King Richard the Second) adlı trajedisinde, Kral Richard’ın ağzından, “Delileri iyi etmesine rağmen, beni çılgına çeviren, delirten bu müziği susturun!” diyerek müziğin ruh hastalıkları üzerindeki etkisine değinmiştir.
- Rönesans’tan sonra pek çok sayıda tıp adamı, müziğin hastalar üzerindeki etkileri ve tıbbi tedavide uygulanması konusunda inceleme ve gözlemlerde bulunmuşlardır. Bunlardan biri de Richard Brocklesby’dir. İfadeleri şöyledir: “Hasta, savaşta iki oğlunu kaybeden bir İskoç beyefendisiydi. Bu durum onu derin bir melankoliye düşürmüştü. Bu nedenle zaruri gıdasını almayı ve insanlarla konuşmayı reddeder hale gelmişti. Onun eskiden arp çalmaktan ne denli haz aldığı biliniyordu. Bunun için en yetenekli arp ustalarından biri tutuldu. Ancak hastaya bu yolla yaklaşmak olanaklı olabilirdi. Hastanın akrabaları bunu denemeye razı olmakta güçlük çekmediler. Birkaç parça çalınır çalınmaz hasta, zihninde ve bedeninde görülmedik bir rahatlık hissetti. Daha sonra hasta, her gün dinleyici topluluğuna arp çaldı. Bu durum derece derece hastanın sıradan ve olağan şeyler konuşmasına ve kısa süre sonra yiyecek ve durumu için gerekli ilaçlar almasına yardımcı oldu. Nihayet hasta, eski sağlıklı durumuna tamamen kavuştu.”
- Fransa’da sembolizmin öncülerinden olan Charles Baudelaire de (1821-1867) en sıkıntılı bir anında, tesadüfen Wagner’in Tanhauser operasından “Akşam Yıldızı” adlı parçayı dinlemekle, intihardan vazgeçtiğini bir mektubunda belirtmiştir.

- 18. Yüzyılda yazarlar müziğin fizyolojik etkilerinden söz ederler. Olaya daha bilimsel yaklaşan araştırmacılar ise insan nabzı ve müzikal ritim arasında ilginç ilişkiler keşfetmişler, solunum, kan basıncı ve sindirim sistemi üzerinde müziğin etkileri konusunda gözlemlerde bulunmuşlardır. Alvin’in aktardığına göre Richard Browne “Medicine Musica” adlı kitabında düşüncelerini şöyle belirtmiştir: “Şarkı söylemek kalbin temposunu, kan dolaşımını, sindirimi, akciğerleri ve solunumu etkilemektedir. Şarkı söylerken akciğerler üzerindeki hava basıncı, nefes verirken diğer normal zamanlardakinden daha büyüktür.”
- 19. Yüzyıla gelindiğinde fiziki ve ruhsal bozuklukların tıbbi tedavisi konusuna duyulan büyük ilgi, doktorların tedavide büyük etkisi olan ve olumlu neticeler veren müzikle tedavi yöntemi konusuyla ilgilenmelerine yol açmıştır. Dr. Hector Chomet 1846’da “Müziğin sağlık ve yaşam üzerindeki etkisi” konulu incelemesinde, bu konuda yeterli bilgisi olan bir doktorun hastaya müzik seansı uygulayabileceğinden söz eder. Chomet bu konudaki görüşlerini şöyle açıklamıştır: “Hastalığın tedavisinde rahatlama, ferahlama için müzik uygulayacaksak, hastanın yaşam tarzı, karakteri, mizacı, alışkanlıkları ve tutkuları konusunda mutlaka bilgilenmiş olmalıyız. Tüm bu özellikler konusunda aydınlanmış bir hekim, en uygun müzikleri ritimlerine dikkat ederek seçecek ve uygun çalgılara uyarlayacaktır”
- 20. Yüzyıla kadar tedavi metotları hakkında eğitim almamış müzisyenler tarafından değil, hekimler tarafından kullanılıyordu.
- Türklerde ilk ciddi müzikle tedavi uygulamaları, Osmanlı Devleti döneminde görülmekle birlikte, Orta Asya’da, İslam öncesi dönemde “baksı” adı verilen şaman müzisyenler tarafından çeşitli hastalıklara uygulanan tedavi çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmaları günümüzde de sürdüren baksılar, Orta Asya Türkleri arasında yaşamaktadırlar. Müziğin yardımıyla transa geçerek hastalığın tedavisinde çalışan baksılar, kopuz (dutar, dombra), davul gibi çalgılar kullanırlar. Baksı, seans boyunca müzik eşliğinde dua, taklit ve dansı ustalıkla birleştirerek hastasını iyileştirmeye çalışır. Tedavide beş sesli (pentatonik) müzik kullanırlardı.
- M.S. 834-932 yılları arasında yaşamış olan Müslüman Türk bilginlerinden Ebû Bekr Râzî, melankoliklerin, meşguliyet ile tedavi edilmeleri hakkında yazmış olduğu bir eserinde önce melankoliyi tanımlamış ve “… Melankolik hasta kesinlikle meşguliyetle tedavi edilmelidir…” dedikten sonra, meşguliyetle tedavinin nasıl uygulanacağını da anlatmıştır. Güvenç, Râzî’nin bu konudaki görüşlerini şöyle aktarır: “…Melankolik hasta, balık tutma veya avlanma gibi eğlenceli işlerden biri ile uğraşmalıdır. Mümkünse, çeşitli oyunlar araştırmalı, huyunu, ahlakını, davranışlarını beğendiği ve sevdiği kimse ile buluşup görüşmeli, dostluk kurmalıdır. Müzik öğrenmeli, öğretmeli özellikle güzel sesle okunan şarkılar dinlemelidir. Melankolik hasta ancak bu şekilde sıkıntılarından, dertlerinden kurtularak iyileşme olanağı sağlayabilir.

- Büyük İslam bilgini olan Fârâbi (870-950), Türkistan’da eski bir yerleşim merkezi olan Farab’da doğmuştur. Yunan felsefesini Arapça kaleme alarak, İslam dünyasına tanıtmasının yanında, kendine özgü bir felsefe okulunun da kurucudur. Fârâbi, “el-Müdhal fi’l Mûsikî” adlı eserinde çalgılardan ve müzisyenlerden söz eder.
- Makamların ruha olan etkileri, Fârâbi’ye göre şöyle sınıflandırılmıştır:
- Rast Makamı: İnsana sefa (neş’e, huzur) verir.
- Rehavi Makamı: İnsana bekâ (Sonsuzluk düşüncesi) verir.
- Kûçek Makamı: İnsana hüzün ve elem verir.
- Büzürk Makamı: İnsana havf (korku) verir.
- Isfehan Makamı: İnsana hareket becerisi ve güven duygusu verir.
- Nevâ Makamı: İnsana lezzet ve ferahlık verir.
- Uşşâk Makamı: İnsan dihek (gülme) verir.
- Zirgûle Makamı: İnsana nevm (uyku) verir.
- Sâbâ Makamı: İnsana şecaat (cesaret, güç) verir.
- Buselik Makamı: İnsana güç verir.
- Hüseynî Makamı: İnsana sulh (sükûnet, rahatlık) verir.
- Hicâz Makamı: İnsana tevazu (alçakgönüllülük) verir.

- Türkistan’da, Buhara yakınında Afşena’da doğan büyük İslam bilgini ve filozoflarından İbn-i Sînâ (980-1037), eserleriyle ve düşünceleriyle beş yüzyıl boyunca, İslam ve Batı dünyasına hâkim olmuştur. Hemen tüm bilimlerde, özellikle felsefe ve tıp alanında uzun süre aşılamaz büyük bir otorite olmuştur. İbn-i Sînâ gerek çocuk gerekse yetişkin akıl hastalarının meşguliyet, şok, telkin, müzik ve ilaçla tedavi edilebileceğini savunmuştur. Ayrıca, bugünkü modern psikiyatrinin kurucusu olmuştur.
- İbn-i Sînâ, küçük çocukların bedensel ve ruhsal bakımdan daha sağlıklı bir şekilde büyümesi için, onların müzikle beden hareketlerine ve müzikle uyumaya alıştırılmalarını önermektedir. Bu yöntemin ileride birincisinin jimnastiğe, diğerinin ise müziğe alıştıracağını, jimnastiğin, çocuğun bedenine, müziğin ise ruh sağlığına yararlı olacağını ısrarla savunmaktadır.
- İbn-i Sînâ, müziğin tıpta oynadığı rolle ilgili şunları söylemiştir: “… Tedavinin en etkili ve en iyi yollarından biri, hastanın aklî ve ruhî güçlerini artırmak, hastalıkla daha iyi mücadele etmesi için cesaret vermek, en iyi müziği dinletmek, ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir…”
- İbn-i Sînâ, Fârâbi’nin eserlerinden çok yararlandığından, hatta müziği de ondan öğrenerek tıp mesleğinde uygulamaya koyduğundan söz etmektedir. Arapça yazdığı, Kitabu’ş-Şifa adlı eserinde müziğe ilişkin düşüncelerin en geniş şekilde açıklamıştır.
- İbn-i Sînâ’ya göre, “Ahenkli bir düzen içerisinde, belirli bir şekilde ayarlanmış olan sesler, insan ruhu üzerinde çok derin etkiler yapar. İnsan, kendi ses tonundaki değişiklikleri kullanır. Mesela bazı zamanlarda mırıltı halinde olan ses bir duraklamadan sonra yükselir; o ses zayıflığı, güçsüzlüğü ifade eder ve merhamete başvurur. Aksine, bir ses aniden yükselirse tehlikeli olur; kuvvet ve sertlik izlenimi verir.”
- İbn-i Sînâ’ın ölümünden sonra, Gerhart von Cremona tarafından Latinceye çevrilen “Al-Kanun Fi’t-Tıbb” eserinin birinci, üçüncü ve dördüncü kitaplarında bulunan çocuk hastalıkları ve psikolojisi ile ilgili bölümleri, bu alanda sadece Türk-İslam hekimliğini değil, 17.yy’a kadar Avrupa hekimliğini de çok etkilemiştir.
- Mevlâna Celâleddin-i Rumî (1207-1273) kuşkusuz, müziğin insan ruhu üzerindeki etkilerini en iyi biçimde dile getiren ve bunun en güçlü yorumunu yapan kişidir.

- Mevlâna’nın sağlığında yapılan özel törenlerin sonradan düzene konularak bir kurum niteliği kazanması, Mevlevî tarikatını oluşturmuştur. Bunu düzenleyen, biçimlendiren ve semâ (dönüş) gösterisini özel bir törene dönüştüren Mevlâna’ın oğlu Sultan Veled’tir. Semâ, lügatte işitme, duyma anlamına gelir. Mevlevî ayinlerinde tarikat mensuplarının müzik nağmeleri dinlemesine, dinlerken vecde gelip harekette bulunmasına, kendinden geçmesine, oynayıp dönmesine denmiştir. Bu dönüşün kaynağı ise, Kur’an’da geçen “ne yana dönerseniz Allah’a yönelirsiniz” anlamına gelen “feeynema tevellu fesemme vechullah” sözleridir. “Mevlevi” sözcüğü de “tevellu” sözcüğünden türemiş olup, dönen anlamındadır.
- Safiyûddin Urmevî (1224-1294), çeşitli makamlarda bestelenmiş olan eserlerin okunması sırasında insanlar üzerinde bıraktığı psikolojik etkileri incelemiş ve nevâ, buselik, uşşâk gibi makamların, insan ruhuna güç, cesaret ve ferahlık verdiğini belirtmiştir. Bu tür makamlarla bestelenmiş olan mehter müziğinin de, askere manevi bir güç vermesi bundan kaynaklanır.
- XV.yy’da yaşamış Azerbaycanlı Feytullah Şirvânî (891-1486), Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet’e sunmuş olduğu “Mecelletun fi’l-Mûsîka” adlı müzik nazariyatıyla ilgili eserinde, bazı makamların insanlar üzerindeki etkilerinden söz eder: “Makamların bir kısmı, insanda kuvvet, cesaret ve tam bir rahatlık tesiri yaratır ki, Uşşâk, Nevâ ve Bûselik böyledir. Bundan dolayı bu üç makam, Türklerin, Habeşlerin, Zencilerin ve dağ sakinlerinin yapılarına uygun düşmektedir. Şu’belerden olan Mâhûr ve Nihâvend’in tesiri de bu makamlar gibidir.”

- Kanuni Sultan Süleyman döneminde saray hekimliği yapan Musa bin Hamun, diş hastalıklarının ve çocuk hastalıklarının tedavisinde müzikten faydalandığını söylemiştir. Hatta o dönemde hükümdar çocuklarının beşikteyken müzikle uyutulduğu, çocukların huylarını düzeltmek, sakinleştirmek için müziğin kullanıldığı anlatılır.
- Şu’ûrî, Ta’dilü’l-Emzice adlı eserinde, belirli makamların, günün belirli zamanlarında etkili olduğunu belirtmektedir. Makamların, etkili oldukları zamanlara göre sınıflandırılışı da şu şekildedir:
- Rast ve Rehavi Makamları: Seher zamanları etkilidir.
- Hüseyni Makamı: Sabahleyin etkilidir.
- Irak Makamı: Kuşlukta etkilidir.
- Nihavent Makamı: Öğleyin etkilidir.
- Hicaz Makamı: İki ezan arası etkilidir.
- Buselik Makamı: İkindi zamanı etkilidir.
- Uşşak Makamı: Gün batarken etkilidir.
- Zengüle Makamı: Guruptan sonra etkilidir.
- Rast Makamı: Gece yarısı etkilidir.
- Zirefkend Makamı: Gece yarısından sonra etkilidir.
- Şu’ûrî’ye göre, müziğin meclis adamlarına olan etkileri de birbirinden farklılık gösterir: Ulema (alimler) meclisine rast makamı, ümera (emirler) meclisine ısfahan makamı, dervişler meclisine hicâz makamı, sofiler meclisine rehâvi makamı etkilidir.
- Makam ve fasılların, çeşitli uluslar üzerinde değişik etkileri olduğunu da kabul eden Türk hekimleri hüseyni makamını Araplara, ırak makamını Acemlere, uşşak makamını Türklere, buselik makamını da Rumlara ve Frenklere dinletirlerdi.
- İnsanların renkleri, giyimleri ve hatta huyları ile makamların yakından ilişkisi olduğunu kabul eden eski Türk hekimleri ve müzisyenleri, ırak makamını esmerlere ve saldırgan hastalara; rast makamını ve içinde rast makamının özelliklerini taşıyan makamları sarışınlara, ağır ve sessiz huylu olanlara; kûçek makamını da soğuk ve sakin huylu, beyaz tenli olanlara dinletirlerdi.
- 19.yy başlarında yaşayan saray hekimbaşısı Gevrekzâde Hafız Hasan Bin Ahmet’in (1727-1801) “Emrâz-ı Rûhâniyyeyi, Nagamât-ı Mûsikiyye ile Tedavi” adlı risalesinde, akıl hastalarının müzikle tedavilerine ilişkin geniş bilgiler yer almaktadır. Gevrekzâde bu eserinde, eski Türklerde, akıl hastalarının müzikle tedavilerine büyük önem verildiğinden ve uygulanan tedavi ile olumlu sonuçlar alındığından bahsetmektedir. Gevrekzâde, müzikle tedavinin özellikle durgun, yaşama küskün ve çevreye karşı ilgisiz hastalar üzerinde etkili olduğuna işarettir.
- Hekimbaşı Gevrekzâde Hafız Hasan Efendi, “Neîcetü’l Fikriyye ve Tedbîr-i Velâdetü’l-Bikriyye” adlı eserinde, çocuk hastalıklarına ve bunların tedavisine değinmiş ve müzikle tedaviden söz etmiştir. Bu eserinde hangi makamın hangi çocuk hastalığına iyi geldiğinden söz etmektedir:
- Rast Makamı: Havaleye ve felce iyi gelir.
- Irak Makamı: Menenjit ve hafakan hastalığına yakalanan çocuklara iyi gelir.
- Isfahan Makamı: Zihin açıklığı sağlar. Soğuk ve ateşli hastalıklardan korur.
- Zirefgend Makamı: Felce, sırt ağrısına, mafsal ağrılarına iyi gelir.
- Revahi Makamı: Baş ağrılarının tümüne, burun kanamasına, ağız çarpıklığına, felç ve balgamdan ileri gelen hastalıklarda etkilidir.
- Büzürk Makamı: Kara sevda gidericidir.
- Zirgüle Makamı: Kalp hastalıklarına, menenjit hastalığına iyi gelir.
- Hicaz Makamı: İdrar zorluğuna çok iyi geldiği ve cinsel gücü arttırdığı bilinmektedir.
- Buselik Makamı: İnsan bedenine etkisinin yanında, yorgun beyni dinlendirici etkisi de vardır.
- Uşşak Makamı: Ayak ağrılarına iyi gelir.
- Hüseyni Makamı: İnsanı ferahlatan bu makam, karaciğer, kalp, mide hararetine ve gizli hummaya iyi gelmektedir.
- Nevâ Makamı: Gönül okşayan makam olup, insanın içindeki kötü düşünceleri yok edici etkisi büyüktür.
- III. Selim’in hekimbaşılığına kadar yükselmiş olan Gevrekzâde Hafız Hasan Efendi’nin bir başka eseri olan “er-Risâletü’l-Mûsikiyye Mine’d-Devâi’r Rûhaniye” adlı eserinde de yine insan bedeninde oluşabilecek hastalıklarda hangi makamların iyi geldiğinden söz etmektedir.
- Yakın zamanlarda 1964 yılı mayıs ayının ilk haftası, Ankara’da açılan Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi’nde ilk defa müzik eşliğinde gerçekleştirilmiş olan ameliyat iyi sonuç verdiği için, bu ameliyattan sonraki ameliyatların da müzikle yapılması uygun görülmüştür.
- Müzik eşliğinde ameliyat düşüncesini ortaya atan Op. Dr. Erdoğan Yalav, hastalara bilinmeyen bir müziğin çalınması gerektiğini savunarak bu konudaki görüşünü şu cümlelerle desteklemektedir: “Bilinen şarkıların çalınması sakıncalıdır. Bilinen müzik, bilince seslenir ve doktoru şaşırtabilir.”
- Kolombiya Presbyterian Üniversitesi’nde yapay kalp naklini gerçekleştiren operatör Doktor Mehmet Öz, hastalarını ameliyata tasavvuf müziği dinleterek hazırlamaktadır. Öz bu konuda şu görüşü savunmaktadır: “Bu müzik, insandaki stresi atıyor ve kendilerini ameliyata hazır hissetmelerini daha kolay sağlıyor.”

- Günümüzde müzikle terapi uygulamalarında amaca göre çeşitli çalgılar kullanılmaktadır. Bu çalgılar vurmalı, telli ve nefesli çalgılar olup, kullanım amacına göre şöyledir:
- Vurmalı çalgılar, ritim çalışmaları ve motor becerileri için kullanılır. Bunlar bongo, darbuka, zilli tef, bendir ve davul seti gibi çalgılardır.
- Telli çalgılardan olan gitar, saz, mandolin gibi çalgılar sosyal aktiviteler, ses çalışmaları, taklit becerileri ve imajinasyon (hayal gücünün birbirinden farklı kombinasyonları) çalışmaları için kullanılmaktadır.
- Tuşlu çalgılar olan org, piyano gibi çalgılar, ses eğitimi, akademik eğitim, motor becerileri ve imajinasyon çalışmaları için kullanılmaktadır.
- Nefesli çalgılardan olan ney, flüt, mızıka gibi çalgılar, motor becerileri, ses çalışmaları, imajinasyon çalışmaları ve taklit becerileri için kullanılmaktadır. Nefesli ve tuşlu bir çalgı olan melodika da, özellikle grup terapilerinde birlikteliğin sağlanması açsından yararlı olacaktır.
- Yaylı çalgılardan keman, motor becerileri ve taklit becerileri için kullanılmaktadır.
- Orf çalgılarından olan ve tuşları metal alaşımlı metalafonlar akademik eğitim, motor becerileri, ses çalışmaları, imajinasyon çalışmaları ve taklit becerileri için kullanılmaktadır.
- Zil, kastanyet, makaras gibi çalgılar ise, motor becerileri ve imajinasyon çalışmalarında yarar sağlamaktadır. Ksilofon çalgısı da motor becerileri, imajinasyon ve ses çalışmalarında yararlı olmaktadır.
- Bazı psikiyatristler, müzik terapinin, müzikle ilgili bir geçmişi olan hastalara her zaman uygulanmamasında hemfikirdir. Çünkü müzik dinlemek veya çalmak, hastanın yaşamında istemediği anıları yeniden hatırlatabilir.
- Müziğin insan ruhu üzerinde kişinin olumsuz, kötü duygularını değiştirici bir etkiye sahip olduğu açıktır. Müzikle insanın ruhsal durumunun değiştirilebilmesi mümkündür. Fakat bu kalıcı bir etki sağlamaz. Yani tedavi anlamında kalıcı bir etkiye sahip olduğundan söz etmek pek mümkün değildir.
Kaynakça:
Altınölçek, H. (2016). Müzikle Tedavi. İstanbul: Kitabevi Yayınları.

It seems you have a solid propensity for creating unique content. I agree with your statements. Thanks for posting this. Janot Osbourne Vrablik
I’ve been browsing online more than 3 hours these days, but I never discovered any attention-grabbing article like yours.
It is beautiful value enough for me. In my view, if all
site owners and bloggers made good content material as you
did, the internet shall be much more useful
than ever before.
You have created a great website here.. It is hard to find quality writing like yours these days. I really respect people like you! Take care!!