<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psikotopia</title>
	<atom:link href="https://psikotopia.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psikotopia.com</link>
	<description>Bi Dünya Psikoloji</description>
	<lastBuildDate>Thu, 24 Apr 2025 19:20:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.6.14</generator>
	<item>
		<title>LGS HAKKINDA</title>
		<link>https://psikotopia.com/2025/04/24/lgs-hakkinda/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2025/04/24/lgs-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2025 18:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim Danışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[8.sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim danışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[lgs]]></category>
		<category><![CDATA[liseleregeçişsınavı]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[şanlıurfa]]></category>
		<category><![CDATA[urfaterapi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=958</guid>

					<description><![CDATA[<p>LGS Hakkında üzerinde az durulan ancak oldukça önemli olan bilgileri sizler için derleyip paylaştık.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2025/04/24/lgs-hakkinda/">LGS HAKKINDA</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-file"><a href="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2025/04/LGS-Brosur.pdf">LGS-Brosur</a><a href="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2025/04/LGS-Brosur.pdf" class="wp-block-file__button" download>İndir</a></div>



<p>LGS Hakkında üzerinde az durulan ancak oldukça önemli olan bilgileri sizler için derleyip paylaştık. </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2025/04/24/lgs-hakkinda/">LGS HAKKINDA</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2025/04/24/lgs-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öfkeli Kaplumbağa Togi ve Sihirli Göl</title>
		<link>https://psikotopia.com/2025/01/10/ofkeli-kaplumbaga-togi-ve-sihirli-gol/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2025/01/10/ofkeli-kaplumbaga-togi-ve-sihirli-gol/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jan 2025 19:49:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukpsikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeliçocuk]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeliçocuklariçinmasal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=947</guid>

					<description><![CDATA[<p>Masalların ve masal karakterlerinin çocuklar üzerinde fazlaca etkisi olmaktadır. Bu sebeple onlara verilmek istenen mesajların, masallar ve hikayeler üzerinden yapılmasının oldukça etkili olduğunu biliyoruz. Bizlerde .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2025/01/10/ofkeli-kaplumbaga-togi-ve-sihirli-gol/">Öfkeli Kaplumbağa Togi ve Sihirli Göl</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2025/01/1_20250110_001315_0000-1024x1024.jpg" alt="" class="wp-image-951" width="514" height="514"/></figure>



<div class="wp-block-file"><a href="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2025/01/Ofkeli-Kaplumbaga-Togi-ve-Sihirli-Gol.pdf">Ofkeli-Kaplumbaga-Togi-ve-Sihirli-Gol</a><a href="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2025/01/Ofkeli-Kaplumbaga-Togi-ve-Sihirli-Gol.pdf" class="wp-block-file__button" download>İndir</a></div>



<p>Masalların ve masal karakterlerinin çocuklar üzerinde fazlaca etkisi olmaktadır. Bu sebeple onlara verilmek istenen mesajların, masallar ve hikayeler üzerinden yapılmasının oldukça etkili olduğunu biliyoruz. Bizlerde Öfke problemi yaşayan çocuklar için okunabilecek harika bir masal hazırladık.  Ücretsiz bir şekilde indirebilir, Masal Serisinin devamı için instagram hesabımızı takip edebilirsiniz. Keyifli okumalar dileriz&#8230;  </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2025/01/10/ofkeli-kaplumbaga-togi-ve-sihirli-gol/">Öfkeli Kaplumbağa Togi ve Sihirli Göl</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2025/01/10/ofkeli-kaplumbaga-togi-ve-sihirli-gol/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pazartesi Sendromu Nasıl Durdurulur?</title>
		<link>https://psikotopia.com/2022/08/15/pazartesi-sendromu-nasil-durdurulur/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2022/08/15/pazartesi-sendromu-nasil-durdurulur/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2022 14:56:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete]]></category>
		<category><![CDATA[15agustos]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[monday]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>
		<category><![CDATA[pazartesi]]></category>
		<category><![CDATA[pazartesisendromu]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[psychology]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=883</guid>

					<description><![CDATA[<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2022/08/15/pazartesi-sendromu-nasil-durdurulur/">Pazartesi Sendromu Nasıl Durdurulur?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2022/08/15/pazartesi-sendromu-nasil-durdurulur/">Pazartesi Sendromu Nasıl Durdurulur?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2022/08/15/pazartesi-sendromu-nasil-durdurulur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HİTLER&#8217;İN PSİKOPATOLOJİSİ: Kendisiyle ve dünyayla kavga eden bir adamın ruhsal portresi</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/06/20/hitlerin-psikopatolojisi/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/06/20/hitlerin-psikopatolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2020 18:21:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[adolfhitler]]></category>
		<category><![CDATA[adolfhitlerinpsikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[adolfhitlerinpsikopatolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[adolfhitlerpsychology]]></category>
		<category><![CDATA[hitler]]></category>
		<category><![CDATA[nazi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[psychology]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=804</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Onunla ilk karşılaştığımda olaylar hakkında akıl yürütmesi ve gerçekler karşısında uyanıklığı, beni etkilemişti. Ama zaman geçtikçe, gitgide akıl dışı tutumu benimsediğini, yanılmazlığı ve büyüklüğü konusunda .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/06/20/hitlerin-psikopatolojisi/">HİTLER&#8217;İN PSİKOPATOLOJİSİ: Kendisiyle ve dünyayla kavga eden bir adamın ruhsal portresi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ul><li><em>&#8220;Onunla ilk karşılaştığımda olaylar hakkında akıl yürütmesi ve gerçekler karşısında uyanıklığı, beni etkilemişti. Ama zaman geçtikçe, gitgide akıl dışı tutumu benimsediğini, yanılmazlığı ve büyüklüğü konusunda temelsiz ama kesin bir inanca sahip olduğunu anladım.&#8221;</em> (Fransa&#8217;nın Berlin&#8217;deki elçisi François-Ponchet&#8217;in Dışişleri Bakanı Georges Bonnet&#8217;ye Berlin&#8217;de söyledikleri. Tarih: 20 Ekim 1938)</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="201" height="300" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/d8k5521-1abeefdb-cd08-4e54-adf8-a9b471947740-201x300.jpg" alt="" class="wp-image-805" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/d8k5521-1abeefdb-cd08-4e54-adf8-a9b471947740-201x300.jpg 201w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/d8k5521-1abeefdb-cd08-4e54-adf8-a9b471947740-768x1148.jpg 768w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/d8k5521-1abeefdb-cd08-4e54-adf8-a9b471947740-685x1024.jpg 685w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/d8k5521-1abeefdb-cd08-4e54-adf8-a9b471947740.jpg 870w" sizes="(max-width: 201px) 100vw, 201px" /></figure></div>



<ul><li>Dünya, Adolf Hitler&#8217;i, güçlü olma konusundaki doymak bilmez tutkusu, acımasızlığı, zalimliği, duygusuzluğu, yerleşik kurumlara karşı nefreti ve ahlaksal kısıtlamalardan yoksun oluşu ile tanımaya başladı. Yapılan anlaşmalara karşılık geniş toprakları işgal ve milyonlarca insanı bir tek kurşun atmaksızın tutsak etti. Dünya bu korkudan bıkmaya, yapılanların sadece bir blöf olduğunu anlamaya başlayınca, bu kez tarihin en vahşi ve en yıkıcı savaşına girişti. Öylesine korkunç bir savaştı ki bu, bir süre, yarattığımız uygarlığı temelden yıkacağı bile sanıldı. Hitler, yazgısını elinde tuttuğuna inandığı bir yola girdiğinde, insan yaşamı ve acıları, onu dokunulmaz bir kişi konumuna getirdi; o, bunun yazgısı olduğuna inanıyor. Daha yolun başındayken, dünya alay ederek izliyordu yaptığı işleri. &#8220;<em>Bu işleri sürdürmesi olanaksız</em>,&#8221; diyerek, birçok kişi onu ciddiye bile almadı. Şaşırtıcı bir başarıyla ortaya çıkan bu insan, dikkati çekmeye başladıkça bu şaşkınlık inanmazlığa dönüştü.</li></ul>



<ul><li>Führer&#8217;in deliliğinin, kıtanın büyük bir
bölümüne olmasa bile, bir ulusun deliliğine dönüştüğünü gözlemlemişlerdi. Sonra
bu, bir tek kişinin değil, o kişiyle halk arasında var olan karşılıklı
ilişkinin ürünüydü ve birinin çılgınlığı ötekine de akıp geçiyor ya da bunun tam
tersi oluyordu. Bir deli olarak yalnız Hitler yaratmamıştı Alman çılgınlığını;
bu çılgınlık da Hitler&#8217;i yaratmıştı.</li></ul>



<ul><li>Hitler&#8217;in temel davranışlarının oluştuğu
geçmişi, pek sıkı olarak gizlenmektedir. Yaşamının bu yılları konusunda pek
dikkatli davranmakta, bize ancak kırıntı bilgiler sunmaktadır.</li></ul>



<ul><li>Daha başka bilgi kaynaklarına sahip olduğumuz için talihli sayılırız. Çünkü, bir konuşmacı ya da yazar, her söylediği ya da yazdığı şeyde, bilincinde olmadan kendisi hakkında epey şey de söyler. Konuşma biçimiyle bilinçaltındaki çatışmaları dışlaştırır.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="300" height="232" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a29c05d1c2d0770b35a05-300x232.jpg" alt="" class="wp-image-826" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a29c05d1c2d0770b35a05-300x232.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a29c05d1c2d0770b35a05.jpg 750w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></figure></div>



<ul><li>Mein Kampf&#8217;ta Hitler&#8217;in yaratmaya çalıştığı izlenim, evlerinde pek güzel bir uyumun, anlayış ve sevginin var olduğudur. İşine bağlı gümrük memuru bir baba, evine ve çocuklarına kendisini adamış bir anne. Ev yaşamını böyle sunuşu doğru ise, onu bu denli gizlemenin anlamı nedir, sorusu takılıyor insanın aklına. Ne bir kız kardeşten, ne de bir erkek kardeşten şu ya da bu yolla söz etmiştir. Yazılarında ya da konuşmalarında annesinden çok az söz edilmiştir. Bu gizleme işlemi yukarıda alıntı yaptığımız sözlerin doğruluğundan kuşkuya düşürür bizleri. Hitler gibi sakin, düzenli bir aile çevresinde yetişmiş hiçbir hastanın onun özyapısal özelliklerini göstermediğini düşündüğümüzde, bu kuşkumuz daha da artar. Mein Kampf&#8217;ı okumayı sürdürdüğümüzde, Hitler&#8217;in bize aşağı sınıftan bir aile çevresinde yetişmiş bir çocuk tipini çizdiğini görürüz. Şöyle diyor: &#8220;<em>Beş kardeş arasında bir oğlan çocuğu var; diyelim ki üç yaşında bu çocuk&#8230; Anne ve babanın günlük kavgaları, şiddetli geçimsizlikleri ona düş kurması için hiçbir fırsat bırakmayacaktır; sonra bunu görerek eğitim sonuçları yavaş yavaş ama kaçınılmaz olarak, çocukta etkilerini göstermekte gecikmeyecektir. Özellikle babanın anneye saldırılarının, sarhoşluktan kaynaklanan saldırganlıklarının, ikisi arasındaki keskin yabancılaşmayı nasıl dile getirdiğini, bu koşullar içinde yaşamamış olanlar anlayamazlar. Böylece altı yaşına basan küçük, yetişkin insanların bile tüylerini diken diken eden şeyleri yaşamaktadır. Evde yaşadığı şeylerle, artık küçük çevresine saygı diye bir şey beslemesine olanak yoktur.</em>&#8221; Yukarıda anlatılan aile yuvasında beş çocuğun olduğunu, babanın vaktinin çoğunu meyhanede geçirdiğini, bazen içkiyi fazla kaçırıp karısı ya da çocukları tarafından eve getirildiğini okuduğumuzda, büyük bir olasılıkla Hitler&#8217;in kendi aile çevresini, kendi çocukluğunu dile getirdiği kuşkusuna düşüyoruz. Bu varsayımla yola çıktığımızda, kitapta işe yarayacak daha başka bölümlere rastlayabiliriz artık: <em>&#8220;&#8230; Adam daha evliliklerinin ilk yıllarında, kafasının dikine gitmeye, kadın da çocukları için ona karşı çıkmaya başlayınca, işler daha da kötüleşir. Kavga dırıltı eksik olmaz evde; durum o denli kötüleşir ki, adam karısından soğuyarak içkiye alışır. Eve sarhoş bir halde, cebinde tek kuruşu olmadan geldiğinde, olacaklardan insanı Tanrı korusun! Ben, böyle nefret ve öfke dolu yüzlerce sahneye tanık oldum.&#8221;</em> Hitler&#8217;in yaşamı boyunca pek az arkadaş edinebildiğini ama bunların hiçbirinin candan dost olmadığını anımsadığımızda, böyle yüzlerce sahneye (eğer evinde değilse) nerede tanık olduğu, insanı meraka düşürmektedir. Okumayı sürdürelim: &#8220;<em>Küçüğün evde yaşadıkları, çevresine saygı duymasını sağlayamazdı. İnsanlık adına ayaklar altına alınmadık hiçbir şey kalmamıştı. Öğretmenden tutun, devletin başına kadar her şey; bu arada din, ahlak değerleri, devlet ve ahlak düzeni, her şey yerle bir edilmişti.&#8221;</em> Bu yazılanların tümü, doğrulukları biraz su götürür olan öteki kaynaklardan elde edilen bilgilerle tam bir uyum içindedir. Gene de yukarıdaki satırların Hitler&#8217;in aile yuvasını tam olarak anlatmadığını varsayabilir ve bu tür olayların onda, daha pek genç yaşlarda bir nefret, bir öfke yarattığını tahmin edebiliriz.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="343" height="500" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/1.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-834" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/1.jpg.jpg 343w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/1.jpg-206x300.jpg 206w" sizes="(max-width: 343px) 100vw, 343px" /></figure></div>



<ul><li>Çeşitli olgulardan çıkarttığımız sonuçlara göre çocuğun,
özellikle erkek çocuğunun öz yapısının belirlenmesinde babasının etkisi çok
büyüktür. Babanın uyumlu, dengeli bir kişiliği varsa, çocuk ona saygı besler,
ona öykünmeye çalışır. Bu ilk adımın, özyapının oluşumunda, tahminlerin ötesinde
bir önemi vardır. Dengeli, kendinden emin, uyumlu bir kişilik için önkoşuldur.
Hitler tipinde tüm psikopatlarda olduğu gibi, onda da bu ilk adım sağlam
atılmış değildir. Çocuğun bir model olarak kabullenebileceği yapıcı, uyumlu,
dengeli, toplumsal uygunluğu tam olan bir kişilik yerine, babası, karşıtlıklar
yığını olarak göstermiştir kendisini. Kimileyin görevine bağlı bir memur,
görevine ve topluma saygılı bir insan rolünü oynamış, başkalarının da aynı şeyi
yapmasını istemiştir. Böyle zamanlarda, gururlu, iyi huylu, toplumsal kurallara
saygılı, ciddi ve hak tanır bir kişi olarak görünmüştür. Öte yandan ev
yaşamında, özellikle içkili olduğu zamanlarda, bunun tam karşıtı bir kişilik
göstermektedir: Kaba, hak tanımaz, anlayışsız&#8230; Kimseye ve hiçbir şeye saygı
duymayan bir kişidir. Dünya kötülüklerle doludur; yaşanmayacak kadar kötüdür
onun için. Böyle anlarda kabadayı da kesilir, kendilerini savunmaktan aciz karısını
ve çocuklarını döverdi. Bu sadistçe davranıştan evin köpeği bile payına düşeni
alırdı. Bu koşullar altında çocuk, kendi davranışlarına yön verecek bir model
bulamadığından, şaşırmış durumdadır. Bu durum çocuğun kendisini geliştirmesine
engel olmakla kalmaz, içinde yaşadığı çevre için de çarpık bir görünüm yaratır.
Bu yıllar boyunca dünya, onun için evinden ibarettir. Sonraları dış dünyayı, bu
yaşantılarla açıklamaya çalışacaktır. Dünya, Hitler&#8217;e son derece tehlikeli,
belirsiz ve hak tanımaz görünmüş olmalı. Çocuk tepkileriyle başa çıkamayacağını
anladığı bu dış dünyadan mümkün olduğunca kaçınmak, uzaklaşmak zorundaydı.
Babası eve geldiğinde nasıl davranacağını kestiremediğinden güvensizlik duygusu
gitgide artmıştı. Ona sevgi, destek ve güvenlik duygusu vermesi gereken kişi,
bunların yerine kaygı, huzursuzluk ve belirsizlik hissi vermişti.</li></ul>



<ul><li>Hitler, çocukken yaşadığı bu yoksunluğu
daha sonra da duymuş olmalıdır. Bunun bir belirtisi de saygı duyabileceği,
öykünebileceği güçlü bir erkek tipini kendisine örnek olarak aramasıdır.
Çocukluğunda tanıdığı erkekler önder rolü için doyurucu değildi onun özlemleri
için. Bu amaçla öğretmenlerinden kimine saygı duymuş, ama gerek babasının kötü
etkisi, gerekse bu öğretmenlerin tutarsızlıkları nedeniyle örnek arama girişimi
başarısızlığa uğramıştı. Daha sonraları, bu gereksinimini karşılayacak tipleri
tarihte aramaya kalktı. Sezar, Napolyon ve Büyük Frederik, bağlandığı tarihsel
kişiliklerden kimileridir. Çocuk usunda daha önceden daha sağlam bir temel
bulunmadıkça bu tür kahramanlar somutluk kazanamazlar; çünkü ilişki tek yanlı
kurulur. Bu sav, Hitler&#8217;in Viyana&#8217;daki yaşamı boyunca kendisini özdeşleştirmek
için aradığı politik kişiler için de geçerlidir. Bir süre için, Schenerer ve
Lueger onun kahramanları olmuşlar; ama onların birtakım politik inançları,
Hitler&#8217;in usunda örnek oluşturmalarına, duygularını yönlendirmelerine karşılık,
onun için sürekli bir kılavuz ve örnek olma işlevini yerine getirmemişlerdi.
Askerlik yıllarında Hitler, güçlü erkek önderlere, onu yönlendirecek ve
koruyacak tiplere rastlamıştır. Hitler, boyun eğmesi, bağlılığı, verilen
görevleri layıkıyla yerine getirmesi bakımından örnek bir asker olmuştur.
Ruhbilimsel açıdan bu yıllarda o, asker ocağını, her zaman aradığı ama bir
türlü bulamadığı mutlu bir aile ocağı ülküsünün yerine koymuş, bu nedenle
görevini isteyerek ve bağlılıkla sürdürmüştür. Askerliği o denli sevmiştir ki, 1916&#8217;da
yaralandığında birlik komutanına mektup yazarak görevine dönmek istediğini
belirtmiştir. Savaştan sonra da orduda kalıp subaylarına karşı aşırı boyun eğen
tavrını sürdürmüştü. İstedikleri her şeyi yapmaya gönüllüydü. Hatta
arkadaşlarını gammazlayıp öldürülmelerini sağlamaya bile&#8230;</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="380" height="500" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/14.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-835" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/14.jpg.jpg 380w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/14.jpg-228x300.jpg 228w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></figure></div>



<ul><li>Hitabet yeteneğini gören subaylar, özel bir propaganda görevini yerine getirmesi için onu seçtiklerinde sevinçten uçmuştu Hitler. Politika yaşamının başlangıcıydı bu. Daha bu yıllarda bile kendisine örnek olarak seçmek istediği önemli kişilere karşı boyun eğen bir tavrı vardı. Örneğin, von Kahr, Ludendorff ve Hindenburg bunlardan birkaçıdır. Sonraları onları birbirlerine düşürdüğü ve oldukça kötü davrandığı doğrudur. Ama bu değişim onlardaki kusurları, yetersizlikleri fark ettikten sonra olmuştur. Hitler tipindeki psikopatlarda, olgun bir kişiyi kendisine önder seçme durumu, bütün yetişme yılları boyunca sürer. Olgun bir yaşa geldiklerinde aradıkları, boyun eğecekleri kişilerin, onlar için her yönden yetkin olmaları, sözcüğün tam anlamıyla <em>&#8220;üstün insan&#8221;</em> olmaları gerekir. Bu nedenle kendilerinden yüksek kişilerle, kendilerine ülküsel örnek olabilecekleri umuduyla ilişki kurarlar. Bu kişilerde bir tek kusur ya da zayıflık belirtisi görmesinler, o zaman üzerine yerleştirdikleri kaidelerden alaşağı ederler.</li></ul>



<ul><li><em>&#8220;Führer&#8221;</em>, almak istediği unvanların en büyüğüdür onun için. Yaşamını bu unvana yakışacak birini seçip örnek almak için harcamış, ama sonunda buna kendisinden başka yakışacak kimse olmadığı gerçeğini bulmuştur. Günümüz dünyasında Hitler&#8217;e meydan okuyacak önder rolündeki tek kişi, Roosevelt&#8217;tir. Hitler&#8217;in Churchil&#8217;den de, Stalin&#8217;den de hiç çekinmediğini, yakınında bulunmuş kişiler belirtmiştir. Son ikisinin kendisine benzediğine inanmakta, onları kolaylıkla yeneceğinden kuşku duymamaktadır. Ne var ki, Roosevelt bir bilmecedir onun için. 130 milyon insanı yönetebilen, bağırıp çağırmadan, azarlamadan onları bir hizada tutabilen kişi, ne mene bir kişidir? </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="620" height="445" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/11.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-838" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/11.jpg.jpg 620w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/11.jpg-300x215.jpg 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Annesi
ve Hitler Üzerindeki Etkisi</strong></p>



<ul><li>Hitler, annesi hakkında pek az şey
yazmış, halkla konuşmalarında ondan hiç söz açmamıştır. Bilgi edindiğimiz
kişiler, kadının aklı başında, çalışkan bir kişi olduğunu, yaşamını evine ve
çocuklarına adadığını söylemektedir. Örnek bir ev kadınıymış, evi tertemiz,
pırıl pırıl tutarmış. Her şeyi yerli yerindeymiş evin içinde. Aynı zamanda koyu
bir Katolik olduğundan eve çöken belalara karşı Hıristiyanca bir boyun eğme
gösterirmiş. Aylarca süren hastalığının verdiği dayanılmaz acılara bile, gık
demeden katlanmasını bilmiş. Asıl katlandığı şey ise öfkeli kocasının
davranışlarıydı.</li></ul>



<ul><li>Edinilen bilgilere göre, Adolf&#8217;la
kendisi arasında epeyce güçlü bir sevgi bağı vardı. Bunun nedeni Adolf tan önce
iki ya da üç çocuğunu yitirmiş olmasıydı. Üstelik Adolf, ince, narin bir
çocuktu. Onun tipindeki bir kadının aynı felakete uğramamak için, çocuğuna
elinden gelen ilgiyi göstermesi doğaldı. Bu nedenle onu huylarını bozacak
derecede şımartması da kaçınılmaz olacaktı elbet. Beş yaşına kadar annesinin
bir tanesiydi Adolf.</li></ul>



<ul><li>Annesiyle geçen bu yıllar boyunca, baba araya girip mutlu ilişkilerini bozmadıkça, Adolf cennette yaşıyor gibiydi. Baba eline sopayı aldığı zamanların dışında karısından ilgi ve sevgi beklemekteydi ki, bu da anne ile oğul arasındaki mutlu ilişkiye zarar veriyordu. Böyle zamanlarda Adolf un, yaşadığı çocuksu cennet yaşamının bozulmasına tepki göstermesi, bunun da babasının kendisinde yarattığı korku ve güvensizlik duygularını pekiştirmesi doğaldır.</li></ul>



<ul><li>Hitler&#8217;in kişiliği üzerinde araştırmalar yapmış olan psikologların ve ruh hekimlerinin değindikleri Oedipus karmaşasıdır. Annenin yoğun sevgisi, üzerinde toplanırken; babanın uygun olmayan özyapısı bu karmaşanın gelişimini hızlandırmaktaydı. Böylece, babaya duyulan nefretle, anneye duyulan sevgi artmakta, bunlarla birlikte, bu sevgi bağının ortaya çıkışıyla babasının kininin kurbanı olma korkusu çoğalmaktaydı. </li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Sevgiye, Kadınlara ve Evliliğe Karşı Tutumunu Belirleyen Etkiler</strong></p>



<ul><li>Beş yaşındayken bir erkek kardeşi dünyaya geldi. Bu durum, sahneye yeni bir rakibin çıkması demekti ve yeni doğan çocuğun hastalıklı oluşunun etkisiyle, annenin sevgisi ile ilgisinin bir bölümünü yitirmişti Adolf. Bu nedenle küçük kardeş düşmanlığını hemen üzerine çekmişti. Adolf, babasından kurtulma yollarını aradığı gibi, şimdi de bu çocuktan kurtulma düşünceleri kuruyordu. Birtakım duyguların kuvvetlenmesine neden olan öteki olay da, anne ve babasını cinsel ilişki sırasında görmüş olması olasılığıdır. Daha sonra da göreceğimiz gibi, bu yaşantının izleri gelecekte onun üzerinde önemli bir rol oynayacaktır. Kadın cinsine saygısını yitirmişti. Viyana&#8217;dayken arkadaşı Hanisch&#8217;in belirttiğine göre, evlilik ve aşk hakkında uzun uzadıya konuşurdu; &#8220;<em>Kadınlarla erkekler arasındaki ilişkiler konusunda pek sert yargıları vardı</em>.&#8221; &#8220;&#8216;<em>Erkekleri yoldan çıkaran kadınların kusurlarıdır&#8217; sözünü sık sık yineler ve &#8216;her kadının elde edilebileceğini&#8217; söyleyerek bize söylevler çekerdi.&#8221;</em> Başka bir deyişle, erkeklerin bozulmasının nedeni, kadınların ayartıcı davranışlarıydı ona göre. Bu nedenle onların sadakatsizliklerini yererdi.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="620" height="443" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/8.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-837" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/8.jpg.jpg 620w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/8.jpg-300x214.jpg 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure></div>



<ul><li>Erkeklere ve kadınlara o denli
güvensizlik duyuyordu ki, kimseyle candan ve sürekli bir dostluk kuramamıştır.</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Simgesel Biçimde Dile Getirilen
Çocukluk Çatışmaları</strong></p>



<ul><li>Annesine karşı bir zamanlar duyduğu duygular, onu bilinçsiz olarak Almanya&#8217;ya yöneltmiştir. Bu geçişim (transfer), Almanya&#8217;nın, annesi gibi genç, canlı ve uygun koşullarda gelecek vaat eden konumu nedeniyle pek kolay olmuştur. Dahası, annesinden uzakta olduğu gibi, gizliden gizliye onunla özdeş olmak isteğine karşın Almanya&#8217;dan da uzaklardadır. Almanya, ideal annesinin yerini almış, bu duygusu yazı ve konuşmalarında açıkça dile getirilmiştir. Birkaç alıntı bu geçişimi açıkça ortaya koyuyor: &#8220;<em>Çocukluğumdan beri gizli istek ve sevgiyle bağlandığım Almanya&#8217;ya gitme isteğim, gittikçe artıyordu.&#8221; &#8220;İlk bakışta bana aşılamaz bir uçurum gibi görünen şey, şimdi, öncekinden daha coşkun bir yurt sevgisini körüklüyordu içimde.&#8221; &#8220;Beni anayurdumdan ayıran ve doğal olmayan bu ayrılık&#8230;&#8221; &#8220;Anayurtlarından ayrı düşmüş olanları&#8230;&#8221; &#8220;Sevgili annelerinin kollarına dönme anını acılı bir coşkuyla bekleyenleri çağırıyorum.&#8221;</em> Almanların, yurtlarına &#8220;Babayurdu&#8221; demelerine karşılık, Hitler&#8217;in hep &#8220;Anayurdu&#8221; demesi ilginçtir. Hitler için Almanya, annesini simgeleştirmekte tam bir uygunluk gösterdiği gibi, Avusturya da babasını simgeliyordu. Babası gibi, Avusturya da yaşlı, tükenmiş ve içten yıkılmıştı. Bu nedenle babasına karşı duyduğu tüm nefretini Avusturya&#8217;ya yöneltti. Artık hiç çekinmeden bu üstü kapalı duygularını dile getiyordu. Çünkü söylediklerinden gocunacak kimse yoktu. Mein Kampf&#8217;ta sık sık Avusturya&#8217;dan şöyle söz etmektedir: <em>&#8220;&#8230; Ve yurdum olan Alman Avusturyası&#8217;na karşı yoğun bir sevgi, Avusturya devletine karşı büyük bir nefret&#8230;&#8221; &#8220;Gururlu bir hayranlıkla Reich&#8217;ın yükselişini, Avusturya&#8217;nın çöküşüyle karşılaştırıyordum.&#8221;</em> Avusturya ile Almanya arasındaki birlik, anne ile babanın evliliğinin simgesi olmuştu. Tekrar tekrar bu birliğe anıştırmalar yaptığını, babasının annesine verdiği zararlardan ötürü bu evliliğe derin bir nefret beslediğini görmekteyiz. Annesinin özgürlük ve esenliğini, babasının ölümü sağlayabilirdi ancak. Bu konuda birkaç alıntı şöyle: <em>&#8220;Sık sık gösterdiği ihanet örnekleri ve kendi alçak emelleri için Almanya&#8217;yı da yanında sürükleyen, onun amaçlarını hiçe sayan hanedana kim bağlılık gösterebilirdi ki?&#8221; &#8220;Çoğumuzu üzen şey, Almanya ile birliğin koruduğu ahlaksal düzendi ki böylece Almanya bir cesedi sırtında taşıyordu.&#8221; &#8220;Burada şunu belirtmek yeter ki, gençliğimin ilk yıllarından bu yana beni hiç bırakmayan, buna karşılık gittikçe artan inancım şudur: Habsburg Hanedanı Alman ulusuna felaket getirmektedir.&#8221; &#8220;Yüreğim Avusturya monarşisi için değil Alman Reich&#8217;ı için attığından beri, Avusturya&#8217;nın yıkılışının Alman ulusunun esenliğinin başlangıcı olacağına inandım.&#8221; </em>İşte bu duygu geçişinin önemini kavradığımız anda, Hitler&#8217;in edimlerini anlamakta ilk adımı atmış olacağız. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="750" height="551" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d0770b35a01-1.jpg" alt="" class="wp-image-831" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d0770b35a01-1.jpg 750w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d0770b35a01-1-300x220.jpg 300w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></figure></div>



<ul><li>Demek ki o, milyonlarca insandan oluşan bir ulusun işleriyle uğraşmamakta, kendi çatışmalarını çözümlemeye ve çocukluğunun düzensizliklerini gidermeye çalışmaktadır. Ona gerçekçi çözüm yolları bulacak öteki insanlarla ilişki kurma yerine, bireysel sorunlarını büyük bir ulusa yansıtmakta, sorunlarını gerçek dışı bir tutumla çözmeye çalışmaktadır. Yarattığı küçük evren büyük evren olmuştur. Bu açıklamayı esas alırsak, savaşın patladığını öğrenir öğrenmez büyük bir hevesle cepheye koşmak istemesinin nedeni yalnızca bir savaşa katılma isteği değil, erkekliğini göstermek ve simgesel bir annenin gözüne girmek için savaşma olanağı bulmasıdır. </li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Almanya&#8217;nın
Yenilgisinin Etkileri</strong></p>



<ul><li>Her şeyin sonunda iyi olacağına inancıyla işleri yolunda gidiyordu. Sırtına binen zorluklardan hiç yakınmıyor, kimselere kızmıyordu. Yaptığı işleri mutlulukla yapıyor, başına gelen belalara karşı cesur olmasını biliyordu askerlik yaşamında. Ekim olaylarının patlak vermesi ve bu olaydan Yahudilerin sorumlu tutulmasıyla, baskı altındaki nefreti hemen Yahudilere yöneldi. Almanya&#8217;nın yenileceği belli olunca, bu onda tam bir histerik tepkiye dönüştü. Gerçeği kabul etmek istemiyordu. Tıpkı anne ve babasını cinsel birleşme anında gördüğünde gösterdiği tepkiyi bu olayda da gösterdi. <em>&#8220;Gözüm karardı, ayakta duramaz oldum; sanki gözlerimin içinde ateş vardı, hiçbir şey göremiyordum,&#8221;</em> diye yazıyor. Başka bir yerde de, <em>&#8220;Çevremdeki her şey kararmış, görünmez olmuştu; sendeleye sendeleye yatakhaneye yürüdüm, kendimi yatağıma atıp ateşler içindeki başımı yastığa gömdüm,&#8221;</em> diyor.</li></ul>



<ul><li>Gazdan zehirlenmesi de bu döneme
rastlar. Hemen kör olduğuna, konuşma yetisini yitirdiğine inandı. Birkaç
hastanede yatmasına karşılık belirtilerde olsun, hastalığın gelişiminde olsun,
gazdan zehirlenenlerde görülen duruma onda rastlanmamıştır. Körlük ve
konuşamama, tipik bir histeri yapısı göstermektedir. Tedavisini üstlenen
doktor, bu olguda tipik histeri belirtileri bulmuş, savaştan sonra belli başlı
Alman tıp okullarından birinde verdiği derslerde bu olguyu örnek göstermiştir. Hasta,
geçmişteki bir yaşantısını yeniden yaşıyor gibidir.</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Kutsal Görev İnancının Kökenleri ve
Ölümsüzlük Özlemi</strong></p>



<ul><li>Histerik körlük ve dilsizlik nedeniyle acılar içinde geçirdiği bu hastane günlerinde, kendisini, Almanları zincirlerinden kurtarıp özgürlüğe kavuşturacağı ve büyük bir Almanya yaratacağı düşlemine kaptırmıştır. Şimdiki politik yaşamında ve dünyayı derinden etkileyen olaylarda bu düşlem egemendir. Hepsinden öte, bu düşlerin etkisiyle, Tanrı tarafından seçildiği ve yerine getireceği kutsal bir görevi olduğu inancına da kaptırmıştır kendisini.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="620" height="449" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/7.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-836" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/7.jpg.jpg 620w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/7.jpg-300x217.jpg 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure></div>



<ul><li>Ölüm düşüncesi küçük çocuklar için anlaşılmaz bir şeydir, bu nedenle kafalarında, bu düşünceyi kovmadan önce, ölümün niteliği ve işlevi konusunda belli belirsiz bir kavram uyanır. Hitler olayında da yaşanılan bir olgudur bu. Çocuk aklıyla bu konu üzerinde düşünürken, neden öteki kardeşlerin ölüp, kendisinin yaşadığını sormuş olmalıdır Hitler kendi kendisine. Bir çocuk için bunun uygun yanıtı, kendisinin sevildiği ve bazı amaçlarla yaşamasına izin verildiği olabilirdi. <em>&#8220;Seçilmiş biri&#8221;</em> olma inancı, annenin öteki üvey çocuklarına takındığı tavırla da pekişmiş olmalıdır. Bu inancın, beş yaşındayken bir kardeşinin dünyaya gelmesiyle güçlenmiş olması doğaldır. Bu çocuğun, Hitler&#8217;in yaşamında, onun yaşam öyküsünü yazanların sandıklarından daha büyük bir rolü vardır. Dahası, bu çocuk çok geçmeden ölmüştür. Adolf&#8217;un ölüm olgusuyla nesnel olarak ilk karşılaşmasıdır bu. Kendisinin yaşamını sürdürmesine karşılık, ötekilerin neden öldüğü sorusunu kendi kendisine yeniden sorduğunu kolayca tahmin edebiliriz. O yaştaki bir çocuk için buna verilebilecek akla uygun tek yanıt; kendisinin <em>&#8220;Tanrı&#8217;nın koruması&#8221;</em>nda olduğudur. Hitler, kendi önemi konusunda düşlemlere kapılmadan önce bile, cephede dövüşürken bu inançta olduğunu belirtmektedir. Arkadaşları teker teker kırılırken kendisinin sağ kalmasının nedeni, ona göre, olsa olsa bu <em>&#8220;Tanrı koruması&#8221;</em>ydı. Cephede haberci olarak bir yerden bir yere mesaj götürürken gösterdiği olağanüstü cesaretin temelinde de bu inanç yatmaktadır. Mein Kampf&#8217;ın tüm sayfalarında bu inancın izlerine rastlarız: Onu Alman sınırının pek yakınlarında dünyaya getiren, Viyana&#8217;ya gönderip cefa çektiren, birtakım işler yapmasına neden olan hep bu yazgı değil midir? Cephede yemek yerken, içinden bir sesin yerinden kalkıp başka bir tarafa geçmesini söylemesi, sonra da bir bombanın gelip daha önce oturduğu yerdeki arkadaşlarını öldürmesi, bu inancını iyice güçlendirmiş ve daha sonraki yanılsamalarının temeli olmuştur. </li></ul>



<ul><li>Çoğu kişi, ölümden sonra yaşayacağına
ilişkin dinsel bir inanışla bu korkuyu içinden atabilir. Oysa her iki yol da
Hitler&#8217;e kapalıdır. Bu da onu, ölümsüzlüğü bir başka yolda aramaya zorlamıştır.
O, en azından binlerce yıl Alman halkının yüreğinde yaşayacağı inancını
benimsemiştir. Bunu gerçekleştirebilmek için de o yüreklerden İsa&#8217;yı def edip,
yerine kendisinin geçmesi gerekmektedir. Öldürülme, zehirlenme, vaktinden önce
ölme gibi korkularına daha önce değinmiştik. Bunların hepsi üstü kapalı biçimde
ölümle ilgili korkulardır. Konumu gereği, bu tür korkulara kapıldığı ve bunda haklı
olabileceği ileri sürülebilir. Bu yargıda doğruluk payı yok değildir, ama zaman
ilerledikçe bu korkuların kökleştiğini ve şimdilerde güvenliği için alınan önlemlerin,
daha önce bu görevi yapan kişilerin aldığı önlemleri çok aştığını da göz önünde
bulundurmamız gerekir. Arada bir halka başvurup, onların kendisini sevdiğini
öğrenmedikçe rahat edememektedir.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="750" height="550" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d2648943bbf.jpg" alt="" class="wp-image-829" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d2648943bbf.jpg 750w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/5b1a27725d1c2d2648943bbf-300x220.jpg 300w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></figure></div>



<ul><li>Alman halkı için kendisinin ölümsüz bir varlık olduğuna inanmaktadır. Her şey yüce ve Hitler&#8217;in onuruna yakışır bir anıt olmalıdır. En azından bin yıl sürecek sonsuz bir yapı kurma düşüncesini içinde yaşatır. Yaptırdığı otoyollar &#8220;Hitler otoyolları&#8221; diye anılmalı ve Napolyon&#8217;un yaptırdığı yollardan daha uzun süre dayanmalıdır. &#8220;<em>İmkânsızı mümkün kılmalı</em>&#8221; ve ülkeye damgasını vurmalıdır. Gelecek kuşaklar için, Alman halkının belleğinde uzun yıllar kalabilmek için düşündüğü yollardan biridir bu. İçlerinde Haffner, Huss ve VVagner&#8217;in de bulunduğu birçok kişinin belirttiğine göre Hitler, kendi anıtgömütü (mausoleum) için ayrıntılı planlar hazırlamıştı. Bu anıtgömüt, Hitler&#8217;in ölümünden sonra Almanya&#8217;nın Kabe&#8217;si olacaktır. Hemen hemen 210 metre yüksekliğindeki bu anıtın her taşı, ziyaret edenlerde ruhsal bir etki yaratmak için, ayrı ayrı ince bir biçimde işlenecektir. 1940&#8217;ta Paris&#8217;in işgalinden hemen sonra Napolyon adına yapılmış olan Dome des Invalides&#8217;e gidip anıtı incelediği de söylenir. Birçok yönden hatalı sayılabilecek bir şey bulmuştu bu anıtta: Napolyon&#8217;u yer düzeyinden aşağıda, çukur bir ye re gömmüşlerdi. Bu durumda, ziyaretçiler, aşağıdan yukarı bakmak yerine, yukarıdan aşağı bakmak zorunda kalıyorlardı. &#8220;<em>Hitler birdenbire, &#8216;Ben asla böyle bir yanlış yapmayacağım,&#8217; dedi. &#8216;Ölümümden sonra, halk üzerindeki etkimi nasıl sürdüreceğimi ben bilirim. Halkın yüksekte yer alan mezarıma bakıp beni anımsayacakları, evlerinde daima benim hakkımda konuşacakları bir Führer olacağım. Yaşamım ölümle bitmeyecektir asla; tersine, o zaman başlayacaktır.</em>&#8216;&#8221;</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="359" height="500" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/16.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-833" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/16.jpg.jpg 359w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/16.jpg-215x300.jpg 215w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" /></figure></div>



<ul><li>Kanser korkusuna yeniden dönersek: Uzman doktorların böyle bir korkuya gerek olmadığı konusundaki güvencelerini dikkate alarak, korkunun haklı görülebilir tarafı olmadığı açıktır. Ama gene de o, bu korkusunu sürdürmektedir. Annesinin göğüs kanserinden öldüğünü düşününce, bu korkusunun akla uygun yanı ortaya çıkmaktadır. </li></ul>



<ul><li>Asıl büyük dokunca, ölümsüzlüğü büyük kurtarıcı olarak elde edemediğini anladığı zaman, bu kez Alman ulusunun kafasında binlerce yıl yaşayacak <em>&#8220;Büyük yıkıcı&#8221;</em> olma yollarını aramaya kalktığında ortaya çıkacaktır. Bunu Rauschning&#8217;e şöyle anlatır: &#8220;<em>Hayır, hayır, teslim olmayacağız. Belki yıkılabiliriz ama biz bizsek eğer, dünyayı da kendimizle birlikte alevlerin içine çekeceğiz.</em>&#8221; Aynı tipte pek çok hasta için olduğu gibi, Hitler için de, ne pahasına olursa olsun, bu bir ölümsüzlük hâli demektir.</li></ul>



<ul><li>Annesinin temiz ve titiz bir kadın oluşu nedeniyle çocuklarının temizliğine de çok önem vereceği kuşkusuzdur. Bu &#8220;t<em>uvalet temizliği</em>&#8220;nin, çocuk tarafından içinde düşmanlık duygularını kışkırtan bir ketleme olarak anlaşılması kaçınılmaz bir olgudur. Bunun sonucu, dışkılıksal etkinlik ve düşlemlerde anlatımını bulan çocuksu bir tepki olayıdır. Kirlilik, kendisini küçük düşürme, sadistçe bir temel üzerinde biçimlenerek bu tepkileri oluşturur.</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Kadınsılık</strong></p>



<ul><li>Davranışları aşırı mazoşizm özelliği taşımakta,
bedenine yapılan herhangi bir eziyet ona cinsel zevk vermektedir. Bunun nedeni,
çocukluğunda, erkek çocukların çoğu gibi kendisini babasıyla özdeşleştirmek
yerine, annesiyle özdeşleştirmiş olmasıdır. Annesinin de mazoşist olduğu
açıktır; öyle olmasa ne bu evliliğe kalkışırdı, ne de kocasının kaba
davranışlarına katlanırdı. İşte böylece annesiyle kendisini coşkusal bir özdeşleşmeye
sokması onu edilgin, duygulu, aşağılanmacı ve boyun eğici bir uyum içine soktu.
Çoğu kişi onun kadınsı özelliklerine değinmiştir; yürüyüş biçimi, elleri,
yapmacık tavırları ve akıl yürütme yolu gibi&#8230; Hanfstaengel, Hitler&#8217;in bir el
yazısı örneğini Dr. Jung&#8217;a gösterdiğinde, doktorun daha ilk bakışta, bu yazının
bir kadın elinden çıktığına hükmettiğini anlatması epey ilgi çekicidir. Yaşamının
daha sonraki yıllarında bu türden bir uyumu sağlayan belirli davranışları
gözlemlenmiştir. Bunlardan en ilgi çekeni, savaş süresince komutanlarına karşı
davranışları olmuştur. Askerlik yaptığı dört yıl boyunca komutanlarının tümüne,
yalnızca aşırı boyun eğer bir tavır takınmakla kalmayıp, onların çamaşırlarını
yıkadığını ya da buna benzer işleri gönüllü olarak yaptığını arkadaşları
belirtmiştir. Bu, onun uygun ve akılcı bir davranış olarak gördüğü zaman,
erkeksi ve güçlü kişilikler karşısında kadınsı rolü kabul edebildiğini kesin
biçimde göstermektedir. Aşırı duygusallığı, coşkusallığı, arada bir görünen
yumuşaklığı, başbakan olduktan sonra bile görülen ağlamaları, kökeni annesiyle
olan ilişkilerinde gizli olduğu su götürmez kadınsı özelliğinin belirtileridir.
Annesinin ölümüne neden olan kansere karşı sürekli korku içinde bulunmasını da,
çocukluğunda annesiyle özdeşleşmesinin bir başka belirtisi olarak görmek
gerekir.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="620" height="389" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/2.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-840" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/2.jpg.jpg 620w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/2.jpg-300x188.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/2.jpg-600x375.jpg 600w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Öfkeleri</strong></p>



<ul><li>Yaşam öyküsünü yazan Heiden, onun özyapısını aşağıdaki cümlelerle özetler: <em>&#8220;Yenilgiden sonra başkaları umutsuz olarak evine döner, kendilerini içinde bulundukları konuma hiç de yararı olmayan felsefi yansıtmalarla avuturlar. Hitler&#8217;se, asık yüzle meydan okuyarak, bir ikinci, bir üçüncü saldırıyı dener. Başkaları bir başarının ardından, bu başarıyı belki çabuk bitebilir diye şanslarının bir kanıtı olarak kabul etmeye yüreklenemezken, Hitler direnerek, her atılımıyla Yazgının üzerinde daha çok egemenlik kurmuştur.&#8221;</em> Bu, hiç de bilinçsizce bir öfkeye kapılabilen bir adamın betimi değildir. Bununla birlikte, onun en küçük bir kışkırtma karşısında büyük bir öfkeye kapılıp saldırıya geçtiğini biliyoruz. Bu patlamaların nedenlerini araştırırsak, kesin olarak temelde, alınmasına neden olan en küçük bir davranışı, kendisini üstün adam kişiliğine bir meydan okuma olarak düşündüğünü görürüz. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="620" height="516" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/13.jpg.jpg" alt="" class="wp-image-832" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/13.jpg.jpg 620w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/06/13.jpg-300x250.jpg 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure></div>



<ul><li>Şöyle yazıyor Ponchet: <em>&#8220;Çevresindekilerin ilk açıklayabileceği şey, onun yenilmezliğine ve yıkılmazlığına inancıdır. Bu, Hitler&#8217;in neden eleştirilmeye ve kendisine karşı çıkılmasına dayanamadığını gösterir. Kendisine karşı çıkmak, onun gözünde lesemajeste (yurda ihanet) suçlu ile eşdeğerdir. Tasarılarına karşı bir muhalefet, kutsallığa yapılmış bir tecavüz gibi, ani ve kesin bir yanıtlama ile gücünü göstermek için bir fırsattır.&#8221; </em>Bu tepkisi, amaçlarını gerçekleştirir; dinleyiciler onun düşüncelerine boyun eğerek sinerler.</li></ul>



<ul><li>İlk kez tanıştığı kişilerin yanında, gözlerini onların gözlerine diker. Sanki delip geçmek ister gibidir. Böyle anlarda bile gözlerinde <em>&#8220;hipnotize edici&#8221;</em> diye nitelenen özel bir pırıltı vardır. Güvenli olmak için gözlerini bu biçimde kullanarak gücünü karşısındakiler üzerinde dener. Karşısındaki kadın ya da erkek, gözlerini Hitler&#8217;inkilere dikerse, bu kez Hitler gözlerini kaçırır ve konuşma bitene kadar tavana bakar. Kendi gücü ile başkalarınınkini yarıştırıyor gibidir</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Anıtlar</strong></p>



<ul><li>Dev binalar, stadyumlar, köprüler,
yollar vb. inşa etme tutkusunu, yalnızca özgüven eksikliğini giderme çabası
olarak yorumlayabiliriz. Dünyanın en yüce insanı olduğuna göre, her şeyin en
yücesini, en büyüğünü inşa etmelidir. Diktiği yapıların çoğu, onun gözünde
çağdaş mimarlık yapıtlarıdır. Onun görüşüne göre, bunlar basit ölümlülerle
eşdeğerlidir. Daha sonra yapılacak, dayanıklı, ölümsüz binalar tasarlar.
Yapılacak olanlar bunlardan daha büyük, daha yüksek olmalıdır. En azından bin
yıl yıkılmayacak biçimde tasarlanmalıdır. Başka bir deyişle; yeni bir yaşam
biçimi içinde, Alman halkını bin yıl yönetmeyi düşünen Hitler&#8217;e layık anıtlar
olmalıdır bunlar. Kendi tasarladığı bütün binalarda dev sütunlar kullandığını
belirtmek de ilgi çekici olacaktır. Hemen bütün binalar bu sütunlarla
çevrelenmiştir. Genel olarak bu tür sütunlar fallik bir simge olarak kabul
edildiğinden, sütunların bu büyük ölçüsünü ve bunca sık kullanılan, hiç değilse
simgesel bakımdan, yalnız erkek cinselliğinden değil, güçlü görünüşleri
açısından da dünyayı baskı altına alma girişimi olarak yorumlayabiliriz.</li></ul>



<ul><li>Hitler, şizofreninin sınırında olduğunu
belli eden birçok özellikler gösterir. </li></ul>



<ul><li>Rauschning&#8217;e söylediği şu sözlerden, Hitlerin sonunu daha önceden öngördüğünü düşünebiliriz: <em>&#8220;Evet, büyük bir yıkımla karşı karşıya kalırsak, halkım için kendimi kurban etmem gerekir.&#8221;</em></li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Kaynakça:</p>



<p>Langer, W.
 C. (2004). <em>Hitler&#8217;in Psikopatolojisi.</em> İstanbul: Donkişot Yayınları.</p>



<ul><li>(Hitlerin psikolojik durumunu ele aldığımız bu yazı hazırlanırken, Dr. Walter C. Langer’ın “Hitlerin Psikopatolojisi” kitabından yararlanılmıştır. Yazar, yalnızca ruhbilim çerçevesinde kalmayı bilinçli ve zorunlu olarak seçmiştir. Freudcu kanaldan ayrılmamıştır. Nedeniyse, o dönemde Freudcu ruhbilimin, bütün dünyada en görkemli günlerini yaşamakta oluşudur. Walter C. Langer ve yardımcıları, araştırmayı hazırlarken ABD&#8217;deki ve Kanada&#8217;daki Alman ve başka uluslardan sayısız tanıkla görüşmüş, sayısız belge ve kitabı kaynak olarak kullanmıştır. Bu belgeler 11.000 sayfayı aşkındır.)</li></ul>



<p>&#8220;Müzikle Terapi&#8221; yazımıza ulaşmak için linke tıklayabilirsiniz. <a href="https://psikotopia.com/2020/03/03/muzik-terapi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://psikotopia.com/2020/03/03/muzik-terapi/</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/06/20/hitlerin-psikopatolojisi/">HİTLER&#8217;İN PSİKOPATOLOJİSİ: Kendisiyle ve dünyayla kavga eden bir adamın ruhsal portresi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/06/20/hitlerin-psikopatolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAFIZA SANATININ KEŞFİ</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/05/20/hafiza-sanatinin-kesfi/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/05/20/hafiza-sanatinin-kesfi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2020 02:01:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Popüler Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[cicero]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hafızasanatı]]></category>
		<category><![CDATA[hitabet]]></category>
		<category><![CDATA[memoryart]]></category>
		<category><![CDATA[mentalist]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojiksağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sherlockholmes]]></category>
		<category><![CDATA[simonides]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sherlock Holmes ve Mentalist gibi dizilerde adını sıkça duyduğumuz Hafıza Sarayı ya da daha kapsamlı adıyla Hafıza Sanatı, Yunanların icat ettiği yer ve imgeleri hafızaya .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/05/20/hafiza-sanatinin-kesfi/">HAFIZA SANATININ KEŞFİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sherlock Holmes ve Mentalist gibi dizilerde adını sıkça duyduğumuz Hafıza Sarayı ya da daha kapsamlı adıyla Hafıza Sanatı, Yunanların icat ettiği yer ve imgeleri hafızaya nakşetme yoluyla ezberlemeyi amaçlayan bir tekniktir. Bu konu hakkında kapsamlı bir içerik ilerleyen zamanlarda hazırlanacaktır ancak şu an Hafıza Sanatının ortaya çıktığı o ilk ana gitmek istiyoruz. Cicero De oratore (Hitabet) yapıtında, belagatin beş kısmından biri olarak hafızayı tartıştığı sırada, Simonides isimli bir şairin hafıza sanatını nasıl icat ettiğine dair çarpıcı olan bu hikâyeyi şu şekilde anlatır:</p>



<p><em>&nbsp;Teselya’da Skopas isminde bir soylunun verdiği bir ziyafette, Keoslu şair Simonides ev sahibinin şerefine lirik bir şiir okur; gelgelelim şiirin bir bölümünde Kastor ve Polydeukes’ten övgüyle söz edilmektedir. Bunun üstüne Skopas şairi tersleyerek methiye için anlaştıkları ücretin sadece yarısını ödeyeceğini, geri kalanını şiirin diğer yarısını ithaf ettiği bu ikiz tanrılardan tahsil etmesini söyler. Biraz sonra, Simonides’e bir haber gelir, dışarıda onu görmek isteyen iki genç adam beklemektedir. Şair ziyafet masasından kalkıp dışarı çıkar, fakat etrafta kimseyi göremez. O dışarıdayken, ziyafetin verildiği salonun çatısı çöker, Skopas’la birlikte bütün misafirler enkazın altında kalarak can verir. Cesetler öylesine darmadağın olmuştur ki onları almaya gelen yakınları yüzleri tanıyamaz. Fakat Simonides her birinin masada nerede oturduğunu hatırladığı için, hangi cenazenin kime ait olduğunu gösterebilmiştir. Simonides’i çağırtıp görünmez olan tanrılar, Kastor ve Polydeukes, bina çökmeden hemen önce onu ziyafetten uzaklaştırmakla methiyeden kendilerine düşen payın karşılığını gani gani ödemişlerdir. Üstelik bu deneyim şaire mucidi olarak anılacağı hafıza sanatının ilkelerini göstermiş olur. Davetlilerin oturdukları yerleri hatırlaması sayesinde cesetleri teşhis edebildiğini görerek, düzenli bir yerleşimin güçlü bir hafıza için vazgeçilmez koşul olduğunun farkına varır. </em></p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Kaynakça: </p>



<p>Yates, F.  (2019). <em>Hafıza Sanatı.</em> İstanbul: Metis Yayınları.</p>



<p></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/05/20/hafiza-sanatinin-kesfi/">HAFIZA SANATININ KEŞFİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/05/20/hafiza-sanatinin-kesfi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ENTELEKTÜEL GELİŞİMİ ARTIRMANIN TAM ZAMANI: #EVDEKAL !</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/03/19/entelektuel-gelisimi-artirmanin-tam-zamani-evdekal/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/03/19/entelektuel-gelisimi-artirmanin-tam-zamani-evdekal/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2020 16:34:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Popüler Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[#evdekal]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[coronavirüsü]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselgelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüsü]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=766</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son zamanlarda ülkemizde ve dünyada yaşamı durma noktasına getiren bir virüs salgını nedeniyle hastalığın yayılışını azaltmak ve sağlıklı kalabilmek adına evlere kapanmış durumdayız. Dünyada zaman .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/03/19/entelektuel-gelisimi-artirmanin-tam-zamani-evdekal/">ENTELEKTÜEL GELİŞİMİ ARTIRMANIN TAM ZAMANI: #EVDEKAL !</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son zamanlarda ülkemizde ve dünyada yaşamı durma noktasına getiren bir virüs salgını nedeniyle hastalığın yayılışını azaltmak ve sağlıklı kalabilmek adına evlere kapanmış durumdayız. Dünyada zaman zaman meydana gelen bu tarz olayların toplum üzerinde en az travmatik etkiyle atlatılması, biz ruh sağlığı çalışanlarının en büyük temennisi olmuştur. Evlerde geçirdiğimiz bu süreyi, bir mayalanma süreci olarak kabul edelim. Öyle ki elimizdeki bu birkaç haftalık zamanı, pek çok film, dizi, kitap keşfedip, online eğitimler ile kendimizi geliştirebileceğimiz değerli bir zaman dilimine dönüştürebiliriz. Günlük rutinlerden, iş stresinden sonra kendimize ve ailemize zaman ayırmak için elimize geçen önemli bir fırsat olarak da değerlendirebiliriz. Bu sayede hem travmanın etkisini azaltmış olur hem de sağlıklı kalarak entelektüel seviyemizi oturduğumuz yerden artırmış oluruz. Dünya genelinde, evde kalan bireylerin vakitlerini değerli geçirmeleri adına ücretsiz ve online olacak şekilde pek çok etkinlik ilan edildi. Biz de bu etkinlikleri sizler için bir araya getirdik ve beraberinde umut aşılayan pek çok film, dizi, kitap, belgesel önerisi ile bu süreçte sizlerin yanınızda olduğumuzu bildirmek istedik. 🙂 </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/louvre-102840_640.jpg" alt="" class="wp-image-767" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/louvre-102840_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/louvre-102840_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Evden Çıkmadan Gezebileceğiniz Müzeler</p>



<ol><li>Ayasofya –Türkiye: <a href="http://www.3dmekanlar.com/tr/ayasofya.html">http://www.3dmekanlar.com/tr/ayasofya.html</a></li><li> Pinacoteca di Brera – Milano: <a href="https://pinacotecabrera.org/">https://pinacotecabrera.org/</a></li><li>Galleria degli Uffizi – Firenze: <a href="https://www.uffizi.it/mostre-virtuali">https://www.uffizi.it/mostre-virtuali</a></li><li>Musei Vaticani Roma:<a href="https://www.museivaticani.va/content/museivaticani/it/collezioni/catalogo-online.html">https://www.museivaticani.va/content/museivaticani/it/collezioni/catalogo-online.html</a></li><li>Museo Archeologico – Atene: <a href="https://www.namuseum.gr/en/collections/">https://www.namuseum.gr/en/collections/</a></li><li>Prado – Madrid: <a href="https://www.museodelprado.es/en/the-collection/art-works">https://www.museodelprado.es/en/the-collection/art-works</a></li><li>Louvre – Parigi: <a href="https://www.louvre.fr/en/visites-en-ligne">https://www.louvre.fr/en/visites-en-ligne</a></li><li>British Museum –Londra : <a href="https://www.britishmuseum.org/collection">https://www.britishmuseum.org/collection</a></li><li>Metropolitan Museum –New York: <a href="https://artsandculture.google.com/explore">https://artsandculture.google.com/explore</a></li><li>Hermitage –San Pietroburgo : <a href="https://bit.ly/3cJHdnj">https://bit.ly/3cJHdnj</a> </li><li> İstanbul modern: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fwww.istanbulmodern.org%2Ftr" target="_blank">https://www.istanbulmodern.org/tr</a> </li><li>  Rahmi M. Koç Müzesi: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=http%3A%2F%2Fwww.rmk-museum.org.tr%2Fistanbul%2Fziyaret-plani%2Fgoogle-sokak-gorunumu" target="_blank">http://www.rmk-museum.org.tr/istanbul&#8230;</a> </li><li>  İstanbul Araştırmaları Enstitüsü: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fartsandculture.google.com%2Fpartner%2Fistanbul-research-institute%3Fhl%3Dtr" target="_blank">https://artsandculture.google.com/par&#8230;</a> </li><li> Göbekli Tepe/ Şanlıurfa: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fwww.360tr.com%2Fgobekli-tepe-5-sanal-tur_2ab7166d45_tr.html" target="_blank">https://www.360tr.com/gobekli-tepe-5-&#8230;</a> </li><li>  Sakıp Sabancı Müzesi: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fwww.digitalssm.org" target="_blank">https://www.digitalssm.org</a> </li><li>  Pg Art Gallery: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fpgartgallery.com" target="_blank">https://pgartgallery.com</a> </li><li>  Masumiyet Müzesi: <a rel="noreferrer noopener" href="https://www.youtube.com/redirect?v=ORP8tTWKyWg&amp;event=video_description&amp;redir_token=Fzh_6MsPwMhAhZ5yVVYrii9qtNB8MTU4NjAyNTA4NEAxNTg1OTM4Njg0&amp;q=https%3A%2F%2Fartsandculture.google.com%2Fpartner%2Fmuseum-of-innocence" target="_blank">https://artsandculture.google.com/par&#8230;</a> </li></ol>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/stack-791427_640.jpg" alt="" class="wp-image-773" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/stack-791427_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/stack-791427_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Ücretsiz Edebiyat Dergileri</p>



<ol><li>Tuhaf Dergi : <a href="https://www.tuhafdergi.com/Tuhaf_Ozel.pdf">https://www.tuhafdergi.com/Tuhaf_Ozel.pdf</a></li><li>Ketebe Piyan Dergi: <a href="https://drive.google.com/drive/folders/10kNFJ6n7bTEKLRSqWaEwCPxrpHcCqlxw">https://drive.google.com/drive/folders/10kNFJ6n7bTEKLRSqWaEwCPxrpHcCqlxw</a></li><li>Serçe Dergi: <a href="https://drive.google.com/file/d/1SgfWcbLYgwnfR7I4wfC1XOnKFG9iL2er/view">https://drive.google.com/file/d/1SgfWcbLYgwnfR7I4wfC1XOnKFG9iL2er/view</a></li><li>Mahalle Mektebi Dergisi: <a href="http://www.mahallemektebidergisi.com/evde-kal-dergi-oku/">http://www.mahallemektebidergisi.com/evde-kal-dergi-oku/</a></li></ol>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/video-production-4223911_640.jpg" alt="" class="wp-image-769" width="435" height="430" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/video-production-4223911_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/video-production-4223911_640-300x296.jpg 300w" sizes="(max-width: 435px) 100vw, 435px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Filmler</p>



<ol><li>Whiplash (2014) (IMDb 8,5/10)</li><li>Can Dostum (2012) (IMDb 8,7/10)</li><li>Oscober Sky (2000) (IMDb 7,8/10)</li><li>Sonsuzluk Teorisi (2016) (IMDb 7,6/10)</li><li>The Current War (2019) (IMDb 6,5/10)</li><li>Hector And The Search For Happiness (2014) (IMDb 6,9/10)</li><li>The Truman Show (1998) (IMDb 8,1/10)</li><li>Yalanın İcadı (2009) (IMDb 6,4/10)</li><li>Umudunu Kaybetme (2007) (IMDb 8,5/10)</li><li>Limitless (2011) (IMDb 7,4/10)</li></ol>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="367" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/book-1659717_640.jpg" alt="" class="wp-image-768" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/book-1659717_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/book-1659717_640-300x172.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Kitaplar</p>



<ol><li>Yaşar Kemal –Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca</li><li>Rollo May –Kendini Arayan İnsan </li><li>Michael Ende –Momo </li><li>Boccaccio –Decameron </li><li>Trevanian –Şibumi</li><li>İlber Ortaylı -Bir Ömür Nasıl Yaşanır? </li><li>Jose Saramago –Körlük &nbsp;</li><li>Jules Payot – İrade Terbiyesi </li><li>Antoine de Saint-Exupery -Küçük Prens &nbsp;&nbsp;</li><li>Nicola Tesla –Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı</li><li>Douglas Adams –Otostopçunun Galaksi Rehberi</li><li>Oscar Wilde –Dorian Gray’in Portresi</li><li>Robert Kiyosaki -Zengin Baba Yoksul Baba </li></ol>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/see-you-again-1013687_640.jpg" alt="" class="wp-image-770" width="426" height="426" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/see-you-again-1013687_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/see-you-again-1013687_640-150x150.jpg 150w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/see-you-again-1013687_640-300x300.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/see-you-again-1013687_640-400x400.jpg 400w" sizes="(max-width: 426px) 100vw, 426px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Diziler</p>



<ol><li>Yedi Güzel Adam (2014)</li><li>Dark (2017)</li><li>Lie To me (2009-2011)</li><li>The Big Bang Theory (2007-2019)</li><li>Şahsiyet (2018)</li><li>Sherlock (2010)</li><li>Prison Break (2004)</li><li>Mr. Robot (2015)</li><li>How I Met Your Mother (2005-2017)</li><li>Westworld (2016)</li></ol>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/tbilisi-4593937_640-1.jpg" alt="" class="wp-image-772" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/tbilisi-4593937_640-1.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/tbilisi-4593937_640-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Belgeseller</p>



<ol><li>Rikki&#8217;nin Türkiye Rotası (TRT)</li><li>İnsanlar ve İnançlar  (TRT) </li><li>Geçmişin Gölgesinde  (TRT) </li><li>Sen de Tanık Ol  (TRT) </li><li>Bir Dünya Yaşam  (TRT) </li><li>Büyük Mücadele  (TRT) </li><li>Ailenin Yeni Üyesi  (TRT) </li><li>Geleneği Yaşatmak  (TRT) </li><li>Doğu&#8217;nun Kayıp Silüetleri  (TRT) </li><li>Modern Dünyanın Dahisi (Karl Marx, Friedrich Nietzsche, Sigmund Freud) (Netflix)</li><li>Derren Brown: The Push  (Netflix) </li><li>Minimalizm  (Netflix) </li></ol>



<p>Sende önerilerini aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsin. 🙂  </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/03/19/entelektuel-gelisimi-artirmanin-tam-zamani-evdekal/">ENTELEKTÜEL GELİŞİMİ ARTIRMANIN TAM ZAMANI: #EVDEKAL !</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/03/19/entelektuel-gelisimi-artirmanin-tam-zamani-evdekal/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SİNEMA TERAPİ</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/03/13/sinema-terapi/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/03/13/sinema-terapi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2020 11:55:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Popüler Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bibliyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[popülerpsikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[sinematerapi]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=744</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanat ve psikoloji daha önce edebiyat paydasında buluşmuştu. Ancak son yıllarda bu ikilinin sinema perdesinde de bir araya geldiğini görüyoruz. “Sinema terapi” adı verilen bu .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/03/13/sinema-terapi/">SİNEMA TERAPİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sanat ve psikoloji daha önce edebiyat paydasında buluşmuştu. Ancak son yıllarda bu ikilinin sinema perdesinde de bir araya geldiğini görüyoruz. “Sinema terapi” adı verilen bu yeni yöntem, sinemanın insan üzerinde oluşturduğu korku, heyecan, öfke, sevinç, coşku ve aşk gibi duyguların işlenmesine, analizine ve olumlu modelleme temellerine dayanır. İlk defa 1995 yılında Psikoloji Profesörü Gary Solomon tarafından çıkarılan “The Motion Picture Prescription” adlı kitapla kullanılmaya başlanmıştır. Terapi seanslarında kullanımını ise ilk kez Amerikalı David Cambronne ve Jan Hasley çifti gerçekleştirmiştir. Ancak günümüzde sinema terapi, tek başına bir terapi yöntemi olarak kabul edilmiyor. Daha çok terapinin danışan üzerindeki etkisini artırıcı ek bir destek unsuru olarak görülüyor. Yani sinema ve terapinin yan yana gelmesi, onun bağımsız bir terapi yöntemi olduğu anlamına gelmiyor. Zaman zaman kendi seanslarında bu yöntemden faydalanan Psikiyatr Mustafa Ulusoy, sinema terapinin insanı, hayatı, kainatı açıklayan bir teorisi bulunmadığı için terapi ifadesinin kullanılmasını pek doğru bulmuyor. O daha çok varoluşçu, psikodinamik, destekleyici veya kognitif (bilişsel) psikoterapi yöntemleri içinde yardımcı unsur olarak kullanılabileceğini düşünüyor. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="428" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/camera-1149041_640.jpg" alt="" class="wp-image-758" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/camera-1149041_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/camera-1149041_640-300x201.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p>Terapide sanattan faydalanmak ilk kez sinema ile başlamamıştır.
1930’lu yıllara dayanan ve günümüzde önemi artarak devam eden bibliyoterapi
yöntemi, kitapların insan üzerinde iyileştirici etki bıraktığını göstererek
sanatla psikolojiyi bir araya getiriyor. Bu teknikte sinema terapiye kıyasla danışan
kendini film karakteri ile değil, roman/hikaye kahramanıyla özdeşleştiriyor. “Ben
olsaydım….”la başlayan cümlelerin etkisiyle gelişen düşünce ve duygu
değişikliği, iyileşmeyi hızlandırıyor. Ancak alınan ilaçların etkisi ve
danışanda var olan dikkat dağınıklığı, terapide kitaplardan faydalanmayı
zorlaştırıyor. Danışanı fazla yormaması ve mesajı bireyin hayal gücüne
bırakmayıp uygulamasındaki kolaylık nedeniyle sinema terapi daha çok tercih
edilir olmuştur. Buna rağmen Mustafa Ulusoy, bibliyoterapiyi sinema terapiye
kıyasla daha çok kullanıyor. Sebebini ise şöyle açıklıyor: “Dikkat eksikliği
olan insanlar saatlerce televizyon seyredebilir. Ama yarım saat ders çalışamaz.
Çünkü sinema, film görüntüde akıp gittiği için çok pasif konumdayız. Kitap öyle
değil. Birebir içinde olmak zorundasınız, ciddi bir enerji sarfı gerekiyor.
İkisi arasında tercih yapılacaksa kesinlikle kitap derim. Ayrıca sinema
seyrederek hayatımla ilgili sorunları çözdüm lafını duymadım hiç. Ama kitaplar
okudum ve hayatım, kendimin hakikatine ait önemli bir mesafe kaydettim,
değiştim diyenleri gördüm.”</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="480" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/old-tv-1149416_640.jpg" alt="" class="wp-image-747" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/old-tv-1149416_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/old-tv-1149416_640-300x225.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/old-tv-1149416_640-600x450.jpg 600w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p>Terapide ister kitaptan, isterse sinema filminden
yararlanılsın, süreç ikisinde de aynı işliyor. Kısaca özetlemek gerekirse, kişi
öncelikle izlediği film karakteriyle arasında özdeşim kuruyor. Gerçek yaşamın
temsilini izlediği filmde kendi yaşamından izler görüp iç görü kazanıyor.
Sonrasında sorunlarının çözümünde kimi zaman film karakterinin yaptıklarını rol
model alırken, kimi zaman da karakterin düştüğü yanılgılardan uzak durmaya
çalışıyor. Yani Prof. Dr. Mustafa Bilici’nin ifadeleriyle kişi kendi yaşadığı
duygu, düşünce, açmaz ve acıları perdede gördüğü zaman “Bu sıkıntıyı yaşayan
sadece ben değilmişim.” Diyebiliyor. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="446" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/grain-3026099_640.jpg" alt="" class="wp-image-746" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/grain-3026099_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/grain-3026099_640-300x209.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p>Sinema terapideki en hassas nokta hangi hastaya hangi filmi hangi sırayla izlettirileceği meselesidir. Burada belli bir kriter bulunmamaktadır. “Sinemada Psikolojik Bozukluklar ve Sinematerapi” adlı kitabındaki yazısında Başak Türküler Aka, film seçimi hakkında şunları söylüyor: “Terapist, her hastanın durumunu bireysel olarak değerlendirmeli ve ona göre bir seçim yapmalıdır. Film seçimi, vakit alıcı ve terapistin çok fazla film seyretmesi, yeni çıkan filmleri takip etmesini gerektiren bir süreçtir. Seçilen filmin hastaya seyrettirilmeden önce terapist tarafından seyredilmesi gerekmektedir.” 8-10 gün süren bu terapi yönteminde danışan önce herhangi bir sorgulamaya maruz kalmadan danışmanına kendi hikayesini anlatıyor. Bu konuşmalar, ister istemez bilinçdışı travma bölgelerine ve sorunlara doğru kayma gösteriyor. Kişi burada yaşadığı travmanın açığa çıkmasından korkarak kendini tutma eğilimi gösterebiliyor. İşte tam da burada sinema filmlerinin kullanıldığı “çökertme” süreci devreye giriyor. Maviengin, bu süreci bilinçli depresyona sokma aşaması olarak ifade ediyor. Çünkü ona göre danışan zaten depresyona girmediği için hasta oluyor. Filmler, danışanın bastırmakta zorlandığı duygularını tetiklediği için savunma mekanizmasını ve kalkanları çökertiyor. Bu sayede kişi, duygusal olarak toparlanmaya başlıyor. Ardından ise “toparlama” evresiyle hipnoz teknikleri uygulanıyor. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="423" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/photo-camera-219958_640.jpg" alt="" class="wp-image-751" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/photo-camera-219958_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/photo-camera-219958_640-300x198.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p>Her filme herkes elbette ki aynı tepkiyi vermiyor. Mesela
ölümün işlendiği bir filmi izledikten sonra bazı hastaların espritüel
davranışlar sergilediği bazılarınınsa kitaplardan bahsedip ölüm korkusunu
kendisini ilime vererek aşmaya çabaladığı görülüyor. Ağır şizofreni vakalarında
sinematerapi yöntemi uygulanmıyor. Bunun dışındaki pek çok psikiyatrik hasta ve
psikolojik danışmanlığa ihtiyaç duyan kişilerde sinematerapinin etkisinden
faydalanılıyor. </p>



<p>Psikiyatr Mustafa Ulusoy’un hastalarına önerdiği
filmler arasında özellikle iki tanesini kendisi şöyle ifade ediyor:</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="453" height="639" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/17390972515_401c19c1a6_z.jpg" alt="" class="wp-image-749" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/17390972515_401c19c1a6_z.jpg 453w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/17390972515_401c19c1a6_z-213x300.jpg 213w" sizes="(max-width: 453px) 100vw, 453px" /></figure></div>



<p>“Venedik Taciri: Sıklıkla önerdiğim filmlerden bir
tanesidir. Al Pacino’nun oynadığı, Shakespeare’in aynı adlı oyunundan uyarlanan
bir film. Bu filmi aileden birisine, özellikle babalarına karşı yoğun öfke ve
nefret duyan hastalarıma öneririm. Önerme sebebim de bu filmde nefret ve
öfkenin, bu duyguyu besleyen kişiye ne kadar zarar verebileceğini göstermek.
Zehirli bal gibi nefret ve öfke, kişiye önce bir tat ve haz verir, ama en çok
da nefret duyan kişiyi zedeler ve bu işten en zararlı o kişi çıkar. Film bunun
çok muhteşem bir örneğidir.</p>



<p>Dönüş: Rus filmlerinden Dönüş, baba-çocuk ilişkisi
açısından son derece öğretici sahneler içeriyor. Çok sert, çocuklarıyla diyalog
kurmakta zorlanan babaların seyretmesini istediğim ve yararlanma ihtimalleri
olan bir film. İçinde o kadar güzel sahneler var ki çok benzerlerini bu tür
babaların yaşadığını görme fırsatı verebilecek nitelikte.”</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="382" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/demonstration-767982_640-1.jpg" alt="" class="wp-image-752" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/demonstration-767982_640-1.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/demonstration-767982_640-1-300x179.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Bunlar haricinde hangi film hangi hastalığa öneriliyor?</strong></p>



<p>A Woman Under the Influence (1974): Bipolar bozukluk</p>



<p>Full Metal Jacket (1987): Cinayet ve intihar</p>



<p>Girl, Interrupted (1999): İntihara teşebbüs</p>



<p>Good Morning, Vietnam (1987): Hipomanik epizod</p>



<p>Harold and Maude (1972): Çoklu teşebbüs</p>



<p>It&#8217;s a Wonderful Life (1946): Stres ve teşebbüs</p>



<p>Last Tango in Paris (1972): Depresyon</p>



<p>Mommie Dearest (1981): Bipolar bozukluk</p>



<p>Mosquito Coast (1986): Bipolar bozukluk</p>



<p>Mr. Jones (1993): Bipolar bozukluk</p>



<p>My First Wife (1984): Depresyon, terk edilme</p>



<p>Night, Mother (1986): Umutsuzluk, öldürmeye niyet</p>



<p>Ordinary People (1980): Suçluluk duygusu</p>



<p>Patch Adam (1998): İntihar düşünceleri</p>



<p>Summer Wishes, Winter Dreams (1973): Depresyon</p>



<p>The Last Emperor (1987): İntihara teşebbüs</p>



<p>The Last Picture Show (1971): Depresif duygulanım</p>



<p>The Tenant (1976): Bulaşıcılık</p>



<p>The Wrong Man (1956): Uyum bozukluğu, depresyon</p>



<p>The Virgin Suicides (1999): Kontrolcü ve baskıcı
anne</p>



<p>Bu öneriler, ODTÜ Psikoloji bölümünden Prof. Dr. Faruk Gençöz’ün 2008 yılında yayınlanan bir makalesinden alınmıştır. &nbsp;&nbsp;</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/03/13/sinema-terapi/">SİNEMA TERAPİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/03/13/sinema-terapi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜZİKLE TERAPİ</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/03/03/muzik-terapi/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/03/03/muzik-terapi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2020 19:12:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Popüler Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çalgı]]></category>
		<category><![CDATA[eskiroma]]></category>
		<category><![CDATA[farabi]]></category>
		<category><![CDATA[ibnisina]]></category>
		<category><![CDATA[keman]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[müzikleterapi]]></category>
		<category><![CDATA[müzikterapi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlışifahaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[platon]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[ritim]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[sheakspeare]]></category>
		<category><![CDATA[sokrates]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=722</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eski Yunanlarda “Perilerin Dili” anlamında kullanılan müzik, bugün çağdaş toplumların modern kliniklerinde hastaların iyileştirilmesi için destek tedavisi olarak kullanılmaktadır. Müzikle terapi, hastaların iyileştirilmesinde kullanılan en .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/03/03/muzik-terapi/">MÜZİKLE TERAPİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ul><li>Eski Yunanlarda “Perilerin Dili” anlamında kullanılan
müzik, bugün çağdaş toplumların modern kliniklerinde hastaların iyileştirilmesi
için destek tedavisi olarak kullanılmaktadır. </li></ul>



<ul><li>Müzikle terapi, hastaların iyileştirilmesinde kullanılan
en eski yöntemlerden biridir. Pek çok medeniyet müziğin önemi üzerinde durmuş
ve tedavide etkili olabileceğine inanmış ve uygulamıştır. Bu noktada özellikle
müziğin ahenk ve ritim ile ruhun derinliklerine etki ederek, ruhu besleyici bir
özelliğinin olması etkin olmuştur.</li></ul>



<ul><li>Müzik terapi, sanat ve bilimi bağdaştırarak, müzik ve ses
aracılığıyla terapik bir amaç içerisinde, psikolojik güçlükler ve çeşitli
somatik (bedensel), psikosomatik (ruhsal ve bedensel) sorunlarla olduğu kadar,
nörotik ve psikotik hastalıklarla, duyumsal bir yaklaşımla ilgilenir. </li></ul>



<ul><li>Aslında müzik terapi ve uygulamaları, yeni bir buluş değildir. Tarih şeridi içinde Pythagoras, Platon, Farabi, İbn-i Sînâ, Şu’ûrî Hasan Efendi, Gevrekzâde Hafız Hasan Bin Ahmet ve daha pek çok bilgin ve hekim, müziğin insan psikolojisine etkileriyle ilgili araştırmalar yapmış ve yazılı eserler bırakmışlardır. &nbsp;&nbsp;</li></ul>



<ul><li>Müzikle terapi antik medeniyetlerde, Selçuklu ve Osmanlı
şifahanelerinde tedavinin bir parçası olmuştur. </li></ul>



<ul><li>Müzik, hemen hemen her türlü psikolojik rahatsızlığa iyi
gelmekte, ruhu besleyerek insanların kendilerini iyi hissetmesine yardımcı
olmaktadır. </li></ul>



<ul><li>Ancak bazı semptomların, müzik terapisi ile giderilmeye çalışması pek mümkün görünmemektedir. Örneğin, beyin hasarları gibi…</li></ul>



<ul><li>Müziğin öğeleri ritim, melodi, armoni ve sözdür. Bu
öğeler, bestecinin duygu, düşünce, esinlenme ve tasarımları sonucu ortaya çıkan
yaratının oluşmasını sağlarlar. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="531" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/african-1572535_640.jpg" alt="" class="wp-image-732" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/african-1572535_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/african-1572535_640-300x249.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>Tarih boyunca, müzikte kullanılan en uygun ritim, insanın
kalp atışlarının sayısına eşit olan, dakikada yetmiş ile seksen arasında
değişen zaman birimidir.</li></ul>



<ul><li>Ritim, müziğin dinamik ve belirgin elemanıdır. Kişide
hareketlilik, hareketsizlik ve uyku gibi değişik sonuçlar da oluşturabilir.
Örneğin, devamlı tekrarlanan ritim, psikolojik olarak üzüntü ve sıkıntı
yaratabilir. Tekrarlanan seslerdeki yavaşlama öğesi de insanlarda bilinç
kaybına neden olabilmektedir. Enerjik olarak tekrar edilen ritimler ise, insana
güç ve umut duygusu vermektedir. </li></ul>



<ul><li>Terapide kullanılacak olan müziğin sözlü ya da sözsüz
olması, dinleyen kişi üzerinde farklı etkiler oluşturur. Sözlü müzikler
insanları daha fazla etkilemektedir. Müziğin sözleri dinleyende, geçmişte
yaşanan üzücü veya tatlı anıları hatırlatabilir. Ya da yaşanmakta olan ve
yaşanacak olayları hatırlatabilir. </li></ul>



<ul><li>Hastanın depresif durumlarında sözlü müzik dinlemesi ve
eşlik etmesi, onun yalnız olmadığı hissini yaratabilir.</li></ul>



<ul><li>Her müziksel uyarıcı her yerde, her zaman, her birey için
hep aynı derecede uyarıcı olmayabilir. Bir müziksel uyarıcının uyarıcılık
derecesi ortama, zamana ve bireye göre değişkenlik gösterir. Örneğin, “ninni”
türündeki müzik parçalarının tüm dünyada, küçük çocukların yaşamlarındaki
devingenliği azaltarak durağanlaştırdığı ve giderek çocuğun uyumasını sağlamak
için kullanıldığı bilinmektedir. </li></ul>



<ul><li>Eski Mısır’da (M.Ö. 15.yy.) hastaları bu yöntemle tedavi
etmeye çalışan büyücüler, tapınak rahipleri ve hekimler gibi üç tip sınıfın
bulunduğu anlaşılmaktadır. Örneğin, kutsal kitabın “Eski Ahit” bölümünde
Davud’un arp, Yunan Thimateus’un lir, Türk bilgini Fârâbi’nin (M.S. 870-950) ud
ve kanun çalmış olduğu bilinmektedir. </li></ul>



<ul><li>Büyük Çin filozofu Konfüçyüs, müzik ile ilgili şu ifadeleri
kullanmıştır : “…Müzik yapıldığı zaman kişiler arası ilişkiler düzelir, gözler
parlak, kulaklar keskin olur. Kanın hareketi ve dolanımı rahatlar. Müzik
tonların bir verimidir. Kökeni, dış etkenlerin beyne olan etkisidir. Neşeli
sesler ince ve yavaştır, ruha rahatlık verir. Sevinç dolu sesler, yüksek ve
sonra dağılıcıdır. Öfkeli sesler, korkunç ve kabadır. Saygı taşıyan sesler,
doğru ve gösterişsizdir. Sevgi gösteren sesler, yumuşak ve ahenklidir. Ancak
sesin bu özellikleri doğal değildir, dış etkenlerin aracılığıyla oluşan
etkilerdir. Müzik, ahenkle süslenir, iyi ruhlara yönelir…”</li></ul>



<ul><li>Yunan Mitolojisinde geçen bir olay şöyledir: “ Bir
yılanın karısını sokarak öldürmesi üzerine Orphee, onu aramak için cehenneme
gittiğinde öylesine güzel bir şekilde lir çalmıştı ki, yılan saçlı ve kanatlı
ölüm perileri Erinyeler ile cehennemin bekçisi üç başlı ve yılan kuyruklu
canavar köpek Kerbelos dahi bu eşsiz müzik karşısında hareketsiz kalmıştı.”</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/platon3-216x300.jpg" alt="" class="wp-image-726" width="299" height="416" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/platon3-216x300.jpg 216w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/platon3-768x1068.jpg 768w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/platon3-737x1024.jpg 737w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/platon3.jpg 800w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" /><figcaption>Platon</figcaption></figure></div>



<ul><li>Platon (Eflatun M.Ö. 400) ahenk ve ritim ile ruhun
derinliklerine etki eden müziğin, kişiye hoşgörü ve rahatlık hissi verdiğinden
söz eder. Buradan hareketle, Platon müziği tedavi edici özelliği olan bir çare
olarak kabul etmekle birlikte, müzik olmaksızın hastaya uygulanan reçetelerin
de faydasız olacağı görüşünü savunmuştur. Aynı konu hakkında Alvin’de şu
bilgileri vermiştir: “Platon’un öğrencisi ve Büyük İskender’in hocası
Aristoteles (M.Ö.384-322) de müziğin insan ruhu üzerindeki etkilerini
araştırmış ve bu konudaki görüşlerini yazılarında belirtmiştir. Aristoteles
müziğin tıpta önemli bir fonksiyonu olacağını savunmuştur. Duygularını kontrol
edemeyen insanlar hakkında ise şunları söylemiştir: “Onlar ruhu coşturan
melodileri dinledikten sonra kendi normal hallerine dönerler; sanki tıbbi bir
tedavi görmüş gibi olurlar.”</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="428" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/bustos-756620_640.jpg" alt="" class="wp-image-724" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/bustos-756620_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/bustos-756620_640-300x201.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption>Aristoteles</figcaption></figure></div>



<ul><li>Bir hekim ve matematikçi olan Phthagoras’ın (M.Ö.
585-500) ruhsal bozukluğu olan hastalarına müzik dinlettiği ve buna “müzikal
tıp” adını verdiği görülür. </li></ul>



<ul><li>Sigerist, müzik dinleme sürecinin “vücudu ruh yoluyla
etkileyen bir tür psikoterapi” olduğunu söyler.</li></ul>



<ul><li>Eski Roma’da Celsus ve Aretteus, müziğin ruhu
yatıştırdığını ve ruh hastalarını iyileştirdiğini söylemiştir. Hatta M.Ö.
250-184 yılları arasında yaşamış olan Roma’lı şair Titus Maccius Platus,
“Charmides” adlı şarkısının yaralara iyi geldiği görüşünü savunmuştur.</li></ul>



<ul><li>Paganizmin hastalık ve sağlıkla ilgili ilahlarının yerini
Hristiyanlıkta hastalıklar için kendilerinden yardım istenen bir azizler ordusu
almıştır. Örneğin veba için St. Sebastian, cüzzam için St. Lazarus, sara için
St. Virus ve boğaz hastalıkları için de St. Blaisey gibi isimlerden çoğu burada
sayılabilir.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/tuba-388989_640-1.jpg" alt="" class="wp-image-728" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/tuba-388989_640-1.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/tuba-388989_640-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>Roma imparatorluğunun yıkılışından sonra Batı Avrupa’da
bu türden uygulamalar hemen hemen kaybolmuştur.</li></ul>



<ul><li>İngiliz filozof ve devlet adamı Francis Bacon
(1561-1626), ölümünden sonra sekreteri tarafından yayımlanan “Sylva Sylvarum”
adlı yapıtında, her gün müzik dinlemekle ruhunun canlandığını ve beslendiğini
belirterek, “müzik, ruhun gıdasıdır” demektedir.</li></ul>



<ul><li>Müziğin, insan ruhu üzerindeki etkisini en güzel belirten
büyük İngiliz şairi Shakespeare’dir. Shakespeare, 1595’de yazdığı II. Richard
(King Richard the Second) adlı trajedisinde, Kral Richard’ın ağzından,
“Delileri iyi etmesine rağmen, beni çılgına çeviren, delirten bu müziği
susturun!” diyerek müziğin ruh hastalıkları üzerindeki etkisine değinmiştir. </li></ul>



<ul><li>Rönesans’tan sonra pek çok sayıda tıp adamı, müziğin
hastalar üzerindeki etkileri ve tıbbi tedavide uygulanması konusunda inceleme
ve gözlemlerde bulunmuşlardır. Bunlardan biri de Richard Brocklesby’dir. İfadeleri
şöyledir: “Hasta, savaşta iki oğlunu kaybeden bir İskoç beyefendisiydi. Bu
durum onu derin bir melankoliye düşürmüştü. Bu nedenle zaruri gıdasını almayı
ve insanlarla konuşmayı reddeder hale gelmişti. Onun eskiden arp çalmaktan ne
denli haz aldığı biliniyordu. Bunun için en yetenekli arp ustalarından biri
tutuldu. Ancak hastaya bu yolla yaklaşmak olanaklı olabilirdi. Hastanın
akrabaları bunu denemeye razı olmakta güçlük çekmediler. Birkaç parça çalınır
çalınmaz hasta, zihninde ve bedeninde görülmedik bir rahatlık hissetti. Daha
sonra hasta, her gün dinleyici topluluğuna arp çaldı. Bu durum derece derece
hastanın sıradan ve olağan şeyler konuşmasına ve kısa süre sonra yiyecek ve
durumu için gerekli ilaçlar almasına yardımcı oldu. Nihayet hasta, eski
sağlıklı durumuna tamamen kavuştu.” </li></ul>



<ul><li>Fransa’da sembolizmin öncülerinden olan Charles
Baudelaire de (1821-1867) en sıkıntılı bir anında, tesadüfen Wagner’in
Tanhauser operasından “Akşam Yıldızı” adlı parçayı dinlemekle, intihardan
vazgeçtiğini bir mektubunda belirtmiştir. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="427" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/piano-3505109_640.jpg" alt="" class="wp-image-740" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/piano-3505109_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/piano-3505109_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>18. Yüzyılda yazarlar müziğin fizyolojik etkilerinden söz ederler. Olaya daha bilimsel yaklaşan araştırmacılar ise insan nabzı ve müzikal ritim arasında ilginç ilişkiler keşfetmişler, solunum, kan basıncı ve sindirim sistemi üzerinde müziğin etkileri konusunda gözlemlerde bulunmuşlardır. Alvin’in aktardığına göre Richard Browne “Medicine Musica” adlı kitabında düşüncelerini şöyle belirtmiştir: “Şarkı söylemek kalbin temposunu, kan dolaşımını, sindirimi, akciğerleri ve solunumu etkilemektedir. Şarkı söylerken akciğerler üzerindeki hava basıncı, nefes verirken diğer normal zamanlardakinden daha büyüktür.”</li></ul>



<ul><li>19. Yüzyıla gelindiğinde fiziki ve ruhsal bozuklukların tıbbi tedavisi konusuna duyulan büyük ilgi, doktorların tedavide büyük etkisi olan ve olumlu neticeler veren müzikle tedavi yöntemi konusuyla ilgilenmelerine yol açmıştır. Dr. Hector Chomet 1846’da “Müziğin sağlık ve yaşam üzerindeki etkisi” konulu incelemesinde, bu konuda yeterli bilgisi olan bir doktorun hastaya müzik seansı uygulayabileceğinden söz eder. Chomet bu konudaki görüşlerini şöyle açıklamıştır: “Hastalığın tedavisinde rahatlama, ferahlama için müzik uygulayacaksak, hastanın yaşam tarzı, karakteri, mizacı, alışkanlıkları ve tutkuları konusunda mutlaka bilgilenmiş olmalıyız. Tüm bu özellikler konusunda aydınlanmış bir hekim, en uygun müzikleri ritimlerine dikkat ederek seçecek ve uygun çalgılara uyarlayacaktır”</li></ul>



<ul><li>20. Yüzyıla kadar tedavi metotları hakkında eğitim
almamış müzisyenler tarafından değil, hekimler tarafından kullanılıyordu. </li></ul>



<ul><li>Türklerde ilk ciddi müzikle tedavi uygulamaları, Osmanlı Devleti döneminde görülmekle birlikte, Orta Asya’da, İslam öncesi dönemde “baksı” adı verilen şaman müzisyenler tarafından çeşitli hastalıklara uygulanan tedavi çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmaları günümüzde de sürdüren baksılar, Orta Asya Türkleri arasında yaşamaktadırlar. Müziğin yardımıyla transa geçerek hastalığın tedavisinde çalışan baksılar, kopuz (dutar, dombra), davul gibi çalgılar kullanırlar. Baksı, seans boyunca müzik eşliğinde dua, taklit ve dansı ustalıkla birleştirerek hastasını iyileştirmeye çalışır. Tedavide beş sesli (pentatonik) müzik kullanırlardı. </li></ul>



<ul><li>M.S. 834-932 yılları arasında yaşamış olan Müslüman Türk
bilginlerinden Ebû Bekr Râzî, melankoliklerin, meşguliyet ile tedavi edilmeleri
hakkında yazmış olduğu bir eserinde önce melankoliyi tanımlamış ve “…
Melankolik hasta kesinlikle meşguliyetle tedavi edilmelidir…” dedikten sonra,
meşguliyetle tedavinin nasıl uygulanacağını da anlatmıştır. Güvenç, Râzî’nin bu
konudaki görüşlerini şöyle aktarır: “…Melankolik hasta, balık tutma veya
avlanma gibi eğlenceli işlerden biri ile uğraşmalıdır. Mümkünse, çeşitli
oyunlar araştırmalı, huyunu, ahlakını, davranışlarını beğendiği ve sevdiği
kimse ile buluşup görüşmeli, dostluk kurmalıdır. Müzik öğrenmeli, öğretmeli
özellikle güzel sesle okunan şarkılar dinlemelidir. Melankolik hasta ancak bu
şekilde sıkıntılarından, dertlerinden kurtularak iyileşme olanağı sağlayabilir.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/el-farabi-300x200.jpg" alt="" class="wp-image-725" width="234" height="155" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/el-farabi-300x200.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/el-farabi-768x512.jpg 768w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/el-farabi.jpg 900w" sizes="(max-width: 234px) 100vw, 234px" /><figcaption>Fârâbi</figcaption></figure></div>



<ul><li>Büyük İslam bilgini olan Fârâbi (870-950), Türkistan’da
eski bir yerleşim merkezi olan Farab’da doğmuştur. Yunan felsefesini Arapça
kaleme alarak, İslam dünyasına tanıtmasının yanında, kendine özgü bir felsefe
okulunun da kurucudur. Fârâbi, “el-Müdhal fi’l Mûsikî” adlı eserinde
çalgılardan ve müzisyenlerden söz eder.</li></ul>



<ul><li>Makamların ruha olan etkileri, Fârâbi’ye göre şöyle sınıflandırılmıştır:</li></ul>



<ol><li>Rast Makamı: İnsana sefa (neş’e, huzur) verir.</li><li>Rehavi Makamı: İnsana bekâ (Sonsuzluk düşüncesi) verir.</li><li>Kûçek Makamı: İnsana hüzün ve elem verir.</li><li>Büzürk Makamı: İnsana havf (korku) verir.</li><li>Isfehan Makamı: İnsana hareket becerisi ve güven duygusu verir.</li><li>Nevâ Makamı: İnsana lezzet ve ferahlık verir.</li><li>Uşşâk Makamı: İnsan dihek (gülme) verir.</li><li>Zirgûle Makamı: İnsana nevm (uyku) verir. </li><li>Sâbâ Makamı: İnsana şecaat (cesaret, güç) verir.</li><li>Buselik Makamı: İnsana güç verir.</li><li>Hüseynî Makamı: İnsana sulh (sükûnet, rahatlık) verir.</li><li>Hicâz Makamı: İnsana tevazu (alçakgönüllülük) verir.</li></ol>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/ibni-sina-tip-273x300.jpg" alt="" class="wp-image-727" width="209" height="230" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/ibni-sina-tip-273x300.jpg 273w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/ibni-sina-tip.jpg 720w" sizes="(max-width: 209px) 100vw, 209px" /></figure></div>



<ul><li>Türkistan’da, Buhara yakınında Afşena’da doğan büyük
İslam bilgini ve filozoflarından İbn-i Sînâ (980-1037), eserleriyle ve
düşünceleriyle beş yüzyıl boyunca, İslam ve Batı dünyasına hâkim olmuştur.
Hemen tüm bilimlerde, özellikle felsefe ve tıp alanında uzun süre aşılamaz
büyük bir otorite olmuştur. İbn-i Sînâ gerek çocuk gerekse yetişkin akıl
hastalarının meşguliyet, şok, telkin, müzik ve ilaçla tedavi edilebileceğini
savunmuştur. Ayrıca, bugünkü modern psikiyatrinin kurucusu olmuştur. </li></ul>



<ul><li>İbn-i Sînâ, küçük çocukların bedensel ve ruhsal bakımdan
daha sağlıklı bir şekilde büyümesi için, onların müzikle beden hareketlerine ve
müzikle uyumaya alıştırılmalarını önermektedir. Bu yöntemin ileride birincisinin
jimnastiğe, diğerinin ise müziğe alıştıracağını, jimnastiğin, çocuğun bedenine,
müziğin ise ruh sağlığına yararlı olacağını ısrarla savunmaktadır. </li></ul>



<ul><li>İbn-i Sînâ, müziğin tıpta oynadığı rolle ilgili şunları
söylemiştir: “… Tedavinin en etkili ve en iyi yollarından biri, hastanın aklî
ve ruhî güçlerini artırmak, hastalıkla daha iyi mücadele etmesi için cesaret
vermek, en iyi müziği dinletmek, ve onu sevdiği insanlarla bir araya
getirmektir…” </li></ul>



<ul><li>İbn-i Sînâ, Fârâbi’nin eserlerinden çok yararlandığından,
hatta müziği de ondan öğrenerek tıp mesleğinde uygulamaya koyduğundan söz
etmektedir. Arapça yazdığı, Kitabu’ş-Şifa adlı eserinde müziğe ilişkin
düşüncelerin en geniş şekilde açıklamıştır. </li></ul>



<ul><li>İbn-i Sînâ’ya göre, “Ahenkli bir düzen içerisinde,
belirli bir şekilde ayarlanmış olan sesler, insan ruhu üzerinde çok derin
etkiler yapar. İnsan, kendi ses tonundaki değişiklikleri kullanır. Mesela bazı
zamanlarda mırıltı halinde olan ses bir duraklamadan sonra yükselir; o ses
zayıflığı, güçsüzlüğü ifade eder ve merhamete başvurur. Aksine, bir ses aniden
yükselirse tehlikeli olur; kuvvet ve sertlik izlenimi verir.”</li></ul>



<ul><li>İbn-i Sînâ’ın ölümünden sonra, Gerhart von Cremona
tarafından Latinceye çevrilen “Al-Kanun Fi’t-Tıbb” eserinin birinci, üçüncü ve
dördüncü kitaplarında bulunan çocuk hastalıkları ve psikolojisi ile ilgili
bölümleri, bu alanda sadece Türk-İslam hekimliğini değil, 17.yy’a kadar Avrupa
hekimliğini de çok etkilemiştir. </li></ul>



<ul><li>Mevlâna Celâleddin-i Rumî (1207-1273) kuşkusuz, müziğin
insan ruhu üzerindeki etkilerini en iyi biçimde dile getiren ve bunun en güçlü
yorumunu yapan kişidir. &nbsp;</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="618" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/mevlana-1352331_640.jpg" alt="" class="wp-image-723" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/mevlana-1352331_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/mevlana-1352331_640-300x290.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>Mevlâna’nın sağlığında yapılan özel törenlerin sonradan
düzene konularak bir kurum niteliği kazanması, Mevlevî tarikatını oluşturmuştur.
Bunu düzenleyen, biçimlendiren ve semâ (dönüş) gösterisini özel bir törene
dönüştüren Mevlâna’ın oğlu Sultan Veled’tir. Semâ, lügatte işitme, duyma
anlamına gelir. Mevlevî ayinlerinde tarikat mensuplarının müzik nağmeleri
dinlemesine, dinlerken vecde gelip harekette bulunmasına, kendinden geçmesine,
oynayıp dönmesine denmiştir. Bu dönüşün kaynağı ise, Kur’an’da geçen “ne yana
dönerseniz Allah’a yönelirsiniz” anlamına gelen “feeynema tevellu fesemme
vechullah” sözleridir. “Mevlevi” sözcüğü de “tevellu” sözcüğünden türemiş olup,
dönen anlamındadır. </li></ul>



<ul><li>Safiyûddin Urmevî (1224-1294), çeşitli makamlarda
bestelenmiş olan eserlerin okunması sırasında insanlar üzerinde bıraktığı
psikolojik etkileri incelemiş ve nevâ, buselik, uşşâk gibi makamların, insan
ruhuna güç, cesaret ve ferahlık verdiğini belirtmiştir. Bu tür makamlarla bestelenmiş
olan mehter müziğinin de, askere manevi bir güç vermesi bundan kaynaklanır.</li></ul>



<ul><li>XV.yy’da yaşamış Azerbaycanlı Feytullah Şirvânî
(891-1486), Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet’e sunmuş olduğu “Mecelletun
fi’l-Mûsîka” adlı müzik nazariyatıyla ilgili eserinde, bazı makamların insanlar
üzerindeki etkilerinden söz eder: “Makamların bir kısmı, insanda kuvvet,
cesaret ve tam bir rahatlık tesiri yaratır ki, Uşşâk, Nevâ ve Bûselik böyledir.
Bundan dolayı bu üç makam, Türklerin, Habeşlerin, Zencilerin ve dağ
sakinlerinin yapılarına uygun düşmektedir. Şu’belerden olan Mâhûr ve
Nihâvend’in tesiri de bu makamlar gibidir.”</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/bronze-statue-2515120_640.jpg" alt="" class="wp-image-729" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/bronze-statue-2515120_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/bronze-statue-2515120_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>Kanuni Sultan Süleyman döneminde saray hekimliği yapan
Musa bin Hamun, diş hastalıklarının ve çocuk hastalıklarının tedavisinde
müzikten faydalandığını söylemiştir. Hatta o dönemde hükümdar çocuklarının
beşikteyken müzikle uyutulduğu, çocukların huylarını düzeltmek, sakinleştirmek
için müziğin kullanıldığı anlatılır. </li></ul>



<ul><li>Şu’ûrî, Ta’dilü’l-Emzice adlı eserinde, belirli makamların, günün belirli zamanlarında etkili olduğunu belirtmektedir. Makamların, etkili oldukları zamanlara göre sınıflandırılışı da şu şekildedir:</li></ul>



<ol><li>Rast ve Rehavi Makamları: Seher zamanları etkilidir.</li><li>Hüseyni Makamı: Sabahleyin etkilidir.</li><li>Irak Makamı: Kuşlukta etkilidir.</li><li>Nihavent Makamı: Öğleyin etkilidir.</li><li>Hicaz Makamı: İki ezan arası etkilidir.</li><li>Buselik Makamı: İkindi zamanı etkilidir.</li><li>Uşşak Makamı: Gün batarken etkilidir.</li><li>Zengüle Makamı: Guruptan sonra etkilidir.</li><li>Rast Makamı: Gece yarısı etkilidir.</li><li>Zirefkend Makamı: Gece yarısından sonra etkilidir.</li></ol>



<ul><li>Şu’ûrî’ye göre, müziğin meclis adamlarına olan etkileri
de birbirinden farklılık gösterir: Ulema (alimler) meclisine rast makamı, ümera
(emirler) meclisine ısfahan makamı, dervişler meclisine hicâz makamı, sofiler
meclisine rehâvi makamı etkilidir.</li></ul>



<ul><li>Makam ve fasılların, çeşitli uluslar üzerinde değişik
etkileri olduğunu da kabul eden Türk hekimleri hüseyni makamını Araplara, ırak
makamını Acemlere, uşşak makamını Türklere, buselik makamını da Rumlara ve
Frenklere dinletirlerdi.</li></ul>



<ul><li>İnsanların renkleri, giyimleri ve hatta huyları ile
makamların yakından ilişkisi olduğunu kabul eden eski Türk hekimleri ve
müzisyenleri, ırak makamını esmerlere ve saldırgan hastalara; rast makamını ve
içinde rast makamının özelliklerini taşıyan makamları sarışınlara, ağır ve
sessiz huylu olanlara; kûçek makamını da soğuk ve sakin huylu, beyaz tenli
olanlara dinletirlerdi.</li></ul>



<ul><li>19.yy başlarında yaşayan saray hekimbaşısı Gevrekzâde Hafız Hasan Bin Ahmet’in (1727-1801) “Emrâz-ı Rûhâniyyeyi, Nagamât-ı Mûsikiyye ile Tedavi” adlı risalesinde, akıl hastalarının müzikle tedavilerine ilişkin geniş bilgiler yer almaktadır. Gevrekzâde bu eserinde, eski Türklerde, akıl hastalarının müzikle tedavilerine büyük önem verildiğinden ve uygulanan tedavi ile olumlu sonuçlar alındığından bahsetmektedir. Gevrekzâde, müzikle tedavinin özellikle durgun, yaşama küskün ve çevreye karşı ilgisiz hastalar üzerinde etkili olduğuna işarettir. </li></ul>



<ul><li>Hekimbaşı Gevrekzâde Hafız Hasan Efendi, “Neîcetü’l Fikriyye ve Tedbîr-i Velâdetü’l-Bikriyye” adlı eserinde, çocuk hastalıklarına ve bunların tedavisine değinmiş ve müzikle tedaviden söz etmiştir. Bu eserinde hangi makamın hangi çocuk hastalığına iyi geldiğinden söz etmektedir:</li></ul>



<ol><li>Rast Makamı: Havaleye ve felce iyi gelir.</li><li>Irak Makamı: Menenjit ve hafakan hastalığına yakalanan çocuklara iyi gelir.</li><li>Isfahan Makamı: Zihin açıklığı sağlar. Soğuk ve ateşli hastalıklardan korur.</li><li>Zirefgend Makamı: Felce, sırt ağrısına, mafsal ağrılarına iyi gelir.</li><li>Revahi Makamı: Baş ağrılarının tümüne, burun kanamasına, ağız çarpıklığına, felç ve balgamdan ileri gelen hastalıklarda etkilidir.</li><li>Büzürk Makamı: Kara sevda gidericidir.</li><li>Zirgüle Makamı: Kalp hastalıklarına, menenjit hastalığına iyi gelir.</li><li>Hicaz Makamı: İdrar zorluğuna çok iyi geldiği ve cinsel gücü arttırdığı bilinmektedir.</li><li>Buselik Makamı: İnsan bedenine etkisinin yanında, yorgun beyni dinlendirici etkisi de vardır.</li><li>Uşşak Makamı: Ayak ağrılarına iyi gelir.</li><li>Hüseyni Makamı: İnsanı ferahlatan bu makam, karaciğer, kalp, mide hararetine ve gizli hummaya iyi gelmektedir.</li><li>Nevâ Makamı: Gönül okşayan makam olup, insanın içindeki kötü düşünceleri yok edici etkisi büyüktür. </li></ol>



<ul><li>III. Selim’in hekimbaşılığına kadar yükselmiş olan Gevrekzâde Hafız Hasan Efendi’nin bir başka eseri olan “er-Risâletü’l-Mûsikiyye Mine’d-Devâi’r Rûhaniye” adlı eserinde de yine insan bedeninde oluşabilecek hastalıklarda hangi makamların iyi geldiğinden söz etmektedir.</li></ul>



<ul><li>Yakın zamanlarda 1964 yılı mayıs ayının ilk haftası,
Ankara’da açılan Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi’nde ilk defa müzik eşliğinde
gerçekleştirilmiş olan ameliyat iyi sonuç verdiği için, bu ameliyattan sonraki
ameliyatların da müzikle yapılması uygun görülmüştür.</li></ul>



<ul><li>Müzik eşliğinde ameliyat düşüncesini ortaya atan Op. Dr.
Erdoğan Yalav, hastalara bilinmeyen bir müziğin çalınması gerektiğini savunarak
bu konudaki görüşünü şu cümlelerle desteklemektedir: “Bilinen şarkıların
çalınması sakıncalıdır. Bilinen müzik, bilince seslenir ve doktoru
şaşırtabilir.” </li></ul>



<ul><li>Kolombiya Presbyterian Üniversitesi’nde yapay kalp
naklini gerçekleştiren operatör Doktor Mehmet Öz, hastalarını ameliyata
tasavvuf müziği dinleterek hazırlamaktadır. Öz bu konuda şu görüşü
savunmaktadır: “Bu müzik, insandaki stresi atıyor ve kendilerini ameliyata
hazır hissetmelerini daha kolay sağlıyor.”</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/violin-2921485_640-1.jpg" alt="" class="wp-image-733" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/violin-2921485_640-1.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/03/violin-2921485_640-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>Günümüzde müzikle terapi uygulamalarında amaca göre çeşitli çalgılar kullanılmaktadır. Bu çalgılar vurmalı, telli ve nefesli çalgılar olup, kullanım amacına göre şöyledir:</li></ul>



<ol><li>Vurmalı çalgılar, ritim çalışmaları ve motor becerileri için kullanılır. Bunlar bongo, darbuka, zilli tef, bendir ve davul seti gibi çalgılardır.</li><li>Telli çalgılardan olan gitar, saz, mandolin gibi çalgılar sosyal aktiviteler, ses çalışmaları, taklit becerileri ve imajinasyon (hayal gücünün birbirinden farklı kombinasyonları) çalışmaları için kullanılmaktadır.</li><li>Tuşlu çalgılar olan org, piyano gibi çalgılar, ses eğitimi, akademik eğitim, motor becerileri ve imajinasyon çalışmaları için kullanılmaktadır.</li><li>Nefesli çalgılardan olan ney, flüt, mızıka gibi çalgılar, motor becerileri, ses çalışmaları, imajinasyon çalışmaları ve taklit becerileri için kullanılmaktadır. Nefesli ve tuşlu bir çalgı olan melodika da, özellikle grup terapilerinde birlikteliğin sağlanması açsından yararlı olacaktır.</li><li>Yaylı çalgılardan keman, motor becerileri ve taklit becerileri için kullanılmaktadır. </li><li>Orf çalgılarından olan ve tuşları metal alaşımlı metalafonlar akademik eğitim, motor becerileri, ses çalışmaları, imajinasyon çalışmaları ve taklit becerileri için kullanılmaktadır. </li><li>Zil, kastanyet, makaras gibi çalgılar ise, motor becerileri ve imajinasyon çalışmalarında yarar sağlamaktadır. Ksilofon çalgısı da motor becerileri, imajinasyon ve ses çalışmalarında yararlı olmaktadır.</li></ol>



<ul><li>Bazı psikiyatristler, müzik terapinin, müzikle ilgili bir
geçmişi olan hastalara her zaman uygulanmamasında hemfikirdir. Çünkü müzik
dinlemek veya çalmak, hastanın yaşamında istemediği anıları yeniden
hatırlatabilir.</li></ul>



<ul><li>Müziğin insan ruhu üzerinde kişinin olumsuz, kötü
duygularını değiştirici bir etkiye sahip olduğu açıktır. Müzikle insanın ruhsal
durumunun değiştirilebilmesi mümkündür. Fakat bu kalıcı bir etki sağlamaz. Yani
tedavi anlamında kalıcı bir etkiye sahip olduğundan söz etmek pek mümkün
değildir.</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Kaynakça:</strong> </p>



<p>

Altınölçek,  H. (2016). <em>Müzikle Tedavi.</em> İstanbul: Kitabevi Yayınları.

</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/03/03/muzik-terapi/">MÜZİKLE TERAPİ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/03/03/muzik-terapi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİLİNÇDIŞININ KÂŞİFİ: SIGISMUND SCHOLOMO FREUD</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Feb 2020 12:19:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[alfredadler]]></category>
		<category><![CDATA[annao.]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçdışı]]></category>
		<category><![CDATA[carlgustavjung]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojikdanışmalıkverehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sigmundfreud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Viyana’nın orta sınıf bir mahallesinde, sakin bir sokaktaki apartman dairelerinden birinde asılı duran bir tabelada şunlar yazar “Prof. Dr. Sigmund Freud”. Freud doğduğunda Jacob 40, .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/">BİLİNÇDIŞININ KÂŞİFİ: SIGISMUND SCHOLOMO FREUD</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ul><li>Viyana’nın orta sınıf bir mahallesinde, sakin bir sokaktaki apartman dairelerinden birinde asılı duran bir tabelada şunlar yazar “Prof. Dr. Sigmund Freud”.</li></ul>



<ul><li>Freud doğduğunda Jacob 40, Amalia 21 yaşındaydı. Annesi Amalia çok güzel bir kadındı. Torunları onu “Tiran” ya da “Kasırga” diye tanımlardı. Öfkesini dizginleyemeyen tutkulu bir kadındı. Nişanlısına yazdığı mektupta Freud, duygusallığını, tutkulu mizacını ve ateşli heyecanlarını annesinden aldığını iddia edecekti. Babası Jacob ise tam aksine dengeli ama etkisiz bir adamdı. Jacob Freud, her zaman iyimserdi, ama işinde hiçbir zaman çok başarılı olamadı. Zayıf bir adam olarak algıladığı babası, freud’u hayal kırıklığına uğratmıştır. Çocukluk anılarından en canlılarından biri, babasının gençken yaşadığı bir olayı hikaye edişidir. Jacob bir gün yürüyüşe çıktığında, Hıristiyanın biri başındaki yepyeni kasketi vurarak düşürmüş ve “Kaldırımdan aşağı in Yahudi!” diye bağırmış. Sigismund babasına ne yaptığını sorduğunda Jacob, “Hiç. Yola indim ve kasketimi aldım.” Diye cevap vermiş. Sigismund bu tepkiden hiç memnun kalmamış. Sonraki hayatında kendisine bağıran ve hakaret eden Yahudi düşmanlarına öfkeyle haykırarak ve bastonuyla saldırarak, fiziksel olarak da karşı koymuştur.</li></ul>



<ul><li>Freud, yaşamının ilk 3 yılını Karpat Dağları eteklerinde, altın çayırlar ve yemyeşil korular içinde geçirdi. Doğduğu şehir olan Freiberg’i hiç unutmadı ve 75 yaşındayken şöyle yazdı: “Ta içimde bir yerlerde, ilk silinmez izlenimlerini bu havadan, bu topraktan almış olan, gencecik bir annenin ilk oğlu olan o Freibergli mutlu çocuk hala yaşamakta.”</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-1024x681.jpg" alt="" class="wp-image-669" width="578" height="384" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-1024x681.jpg 1024w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-300x200.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg-768x511.jpg 768w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/Altstadt_von_Freiberg.jpg 1772w" sizes="(max-width: 578px) 100vw, 578px" /></figure></div>



<ul><li>Viyana ise onda
sıkıntılı duygular bıraktı. 1900 yılında arkadaşı Wilhelm Fliess’e yazdığı bir
mektupta “Bahara, güneşe, çiçeklere ve mavi sulara genç bir adam kadar açım.
Viyana’dan kesinlikle şahsi bir husumetle nefret ediyorum ve dev Antaeus’un tam
tersine, ayağım, vatanım olan bu şehrin toprağından kesilir kesilmez taze bir
güçle doluyorum.”</li></ul>



<ul><li>Viyana’da
antisemitizmle, Yahudilere yönelik şiddetli düşmanlıkla karşılaştı. Mesleki
başarısızlıklar ve aşağılanmaların acısını yaşadı. Yine de 5 yaşından 82 yaşına
kadar orada yaşadı. Viyana Freud’un yurduydu ancak 1938’de Naziler Avusturya’yı
istila ettiklerinde yerinden ayrılmak zorunda kaldı.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="427" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/vienna-933500_640.jpg" alt="" class="wp-image-684" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/vienna-933500_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/vienna-933500_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>Freud, yetişmesi
sırasında Fransızca ve İngilizcenin yanı sıra Yunanca ve Latince de öğrenerek (
bunların yanında kendi kendine İtalyanca ve İspanyolca da öğreniyordu.) hırsla
Eski Yunan ve Roma edebiyatı külliyatına sarıldı. Honore De Balzac’ın
kitaplarını çok ırkçı olduğu gerekçesiyle kardeşi Anna’ya yasaklamıştı.</li></ul>



<ul><li>Başlangıçta avukat olmayı tasarlıyordu. Ama üniversite dersleri başladığında bu fikrini değiştirmiştir. Freud sonraları, ünlü bir zoolog ve hoca olan Carl Brühl’ün Kucaklayan Ana adlı, doğa üzerine tutkulu bir şiirini dinledikten sonra bilim adamı olmaya karar verdiğini açıklar. 1873 sonbaharında Viyana Üniversitesine Tıp öğrencisi olarak kaydoldu. Burada Sigismund olan adını Sigmund olarak değiştirdi. Kendini 5 yıl için tıp çalışmalarına adadı. Sonraları “Ne o ilk yıllarda ne de daha sonra konum ve etkinlik olarak doktorluk özellikle ilgimi çekti; beni yönlendiren bir çeşit bilgi oburluğuydu.” diye yazacaktı. Hırslı ve şöhrete aç bir adamdı. </li></ul>



<ul><li>Freud, eserlerinde sıklıkla kendi hayatından örnekler kullanmasına rağmen mahremiyetine çok düşkün bir insandı. 1885’te ve sonra 1907’de eski defterlerini, günlüklerini ve el yazmalarını yakmıştır. Bu ortadan kaldırma işleminden sonra nişanlısına “ Yaşam öyküsü yazarlarına gelince, bırakalım merak etsinler, onların işini kolaylaştırmak gibi bir arzumuz yok. Her biri ‘Kahramanın Gelişimi’ konusundaki düşüncelerinde kendince haklı olacak.”</li></ul>



<ul><li>Freud, Ludwig Feuerbach ve Franz Brentano gibi filozofların eserlerini de dikkatle incelemiştir. &nbsp;</li></ul>



<ul><li>Freud’un nişanlısı Martha ile ilgili kayıtlar çok azdır. Nişanlısına yazdığı mektuplar 2000 yılına kadar kamuoyunun bilgisine sunulmayacaktır. Sakin ve becerikli bir kadın olarak bilinir. Kendini bir keresinde şu şekilde ifade etmiştir “Aleniyetin her çeşidinden kaçınırım. En iyi eşin, hakkında en az konuşulan eş olduğunu ifade eden atasözüne inanırım.”</li></ul>



<ul><li>Freud, kokainle ilgilenmeye, bu maddelerin askerlerin dayanıklılığını artırdığını öne süren bir Alman askeri doktorunun raporunu okuduktan sonra başlamıştı. Kendi üzerinde denemeye karar verdi. Yıllarca depresyon nöbetlerinden çok çekmişti. Böyle zamanlarda yorgun, kolay tedirgin olan ve çalışamayan bir insan haline geliyordu. Küçük dozlarla kokain kullandığında, ilacın yeni bir enerjiyle çalışmasına yardım ettiğini gördü. Bu hoşuna gitmişti. Martha’ya şöyle yazmıştı: “İtaatsizlik edersen, kimin daha güçlü olduğunu göreceksin: Yeterince yemek yemeyen naif küçük kız mı, yoksa vücudunda kokain bulunan koca vahşi adam mı? Son ciddi depresyonumda yine koka kullandım ve küçük bir doz beni fevkalade bir şekilde yükseklere çıkardı. Şimdi bu sihirli maddeye bir methiye yazmak için literatür toplamakla meşgulüm.”</li></ul>



<ul><li>1884 Temmuzunda “Koka Üzerine” (Kokainin elde edildiği bitki) başlıklı bir makale yazmaya başladı. Kokaini lokal anestezide, yorgunluğun, hazımsızlığın ve morfin bağımlılığının tedavisinde kullanılmak üzere tavsiye ediyordu. İlacın eşantiyonlarını, keyifsiz olduğu zamanlarda kullansın diye nişanlısına da gönderdi. Freud’un bu coşkusu onun düşüşü oldu.</li></ul>



<ul><li>Kokainin
Freud’un hayatı üzerindeki etkisi bu akademik felaketle de son bulmadı. Ernst
von Fleischl-Markow adında bir arkadaşının reçetesine, morfin bağımlılığı tedavisi
için kokain yazmıştı. Markow morfin kullanmayı bırakmıştı ancak bu seferde
kokain bağımlısı oldu ve 1891’de ölünceye kadar kokain kullandı. Dünyanın dört
bir yanından gelen tıbbi raporlar sonucu kokainle ilgilenmeyi tamamen bıraktı.
Kendisi Paris’te bulunduğu sıralarda partilere katlanabilmek için, migrenle ve
mide ağrılarıyla baş edebilmek için ara ara kullandı.</li></ul>



<ul><li>1885’te Hipnozla uğraşan Charcot’un yanına Paris’e gitti. Histerili hastalarla çalışıyordu. Yunanlı doktor Hippokrates “Eğer bir kadının histerisi varsa veya ağır iş yükü altındaysa, şiddetli bir aksırık yararlı olur.” Diye yazıyordu. Freud’un histeri tecrübesi iki Fransız doktorla, Charcot ve Paul Briquet ile belirlenmiştir. 1859’da Charcot Paris’teki Charite hastanesinde yatan 430 histerik hasta üzerinde çalışmaya başladı. Cinsellik varsayımını çürüten iki gerçeğe ulaştı: Birincisi, 20 Kadına karşı 1 Erkek histeri hastası bulunmaktaydı; ikincisi rahibelerde nadiren fahişelerde ise çoğunlukla görülen bir hastalıktı. Bu histerinin nedeninin cinsel yoksunluk olmadığını gösterdi. Briquet de histeriyi “belirtileri kendini başat olarak heyecan ve tutkuların ifade edilmesi ile ilgili hayati edimlerin düzensizliğinde gösteren bir beyin nevrozu (sinirsel hastalık)” olarak tanımladı. Charcot ve Briquet, histerilerin stres altında oldukları ya da güçlü bir heyecan hissettikleri zaman nöbet geçirdiklerine inanıyorlardı. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-1153858_640-2.jpg" alt="" class="wp-image-701" width="370" height="556" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-1153858_640-2.jpg 426w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-1153858_640-2-200x300.jpg 200w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" /></figure></div>



<ul><li>Freud, Paris’e
ilk gittiğinde yazacaktı: “ Çok değişiyorum; inanıyorum buna. Hem en büyük
doktorlardan biri, hem de sağduyusu deha düzeyinde olan Charcot, benim
görüşlerimi ve hedeflerimi resmen yerle bir ediyor.(…) Şunu kesinlikle
biliyorum ki, hayatta hiçbir insan beni böylesine etkilememiştir.” </li></ul>



<ul><li>Freud, 1886’da
Avusturya’ya döndüğünde laboratuvarı terk etmeye çoktan hazırdı.
Yılanbalıklarının iç organlarını, altın kloriti, kokaini, kanamaları ve çocuk
beyinlerini inceleyerek yıllarını harcamıştı. Charcot’un çevresine girdikten
sonra, artık sadece beyin felci, afazi gibi nörolojik hastalıkları araştıran
klinik incelemeler ve tıbbi araştırma yazıları yazıyordu. </li></ul>



<ul><li>Viyana’ya
döndükten sonra özel bir çocuk kliniğinde nöroloji bölümünün yöneticisi olarak
işe başladı. Çocuklarda beyin felci konusunda uzman olmuştu. Stajını yaptığı
Viyana Genel Hastanesi’nden kendi muayenehanesini açmak için istifa etti.
1886’da Easter Sunday gazetesinde “Dr. Sigmund Freud, Üniversitede Sinir
Hastalıkları Doçenti. Paris’e ve Berlin’e yaptığı inceleme gezilerinden dönmüş
ve Rathausstrasse No.7’de 1.00-2.30 saatleri arasında viziteleri başlamıştır.”
Şeklinde bir ilan vermiştir.</li></ul>



<ul><li> Küçük bir müzeye çevirdiği odasında koyu renk desenli doğu işi halısı, heykellerin olduğu bir raf, kilden yapılmış Mısır tanrıları, iki hörgüçlü bir deve, Yunan başları, bağdaş kurmuş budalar, kaseler…Duvarları antik resimler, mozaikler, ve taşlardan parçalarla doludur. Oda içerisinde hastanın rahat edebileceği bir şekilde yükseltilmiş bir divan vardır. Bu divana da egzotik bir halı serilmiş, yastıklar konmuştur. Divana uzananlar doktoru göremezler, antikaları seyrederler. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="1024" height="753" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2-1024x753.jpg" alt="" class="wp-image-690" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2.jpg 1024w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2-300x221.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/divan-2-768x565.jpg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure></div>



<ul><li>14 Eylül 1886’da Martha ile evlendi. İlk çocukları bir yıldan biraz fazla bir süre sonra doğdu. Çocuğa, Breuer’in karısının adı olan Matilda ismini verdiler.Breuer, Freud’un en ünlü hastalarından biri olan Anna O. ‘yu tedavi etmişti.</li></ul>



<ul><li>1896’da Freud çalışmalarını ifade edilebilecek yeni bir terime ihtiyaç duydu. Hipnoz ve telkini kullanmayı bırakmıştı ve terapiyi başlıca tedavi yöntemi olarak serbest çağrışımı kullanarak yönlendirmekteydi. Zihni incelemesini ifade etmek üzere Freud önce, ilkin Fransız doktor ve araştırmacı Pierre Janet’in kullanmış olduğu “psikolojik analiz” terimini kullandı. Ama 1896’dan beri Freud’un terapisi, Janet’ninkilerle değil, kendi çalışmalarıyla temellenmekteydi. Kendi yaklaşımına psikanaliz demeye karar verdi.</li></ul>



<ul><li>Freud’un ortaya
attığı Psikanaliz tekniği hem çok tehlikeli hem de tamamen işe yaramaz
bulunarak eleştirilmiştir.</li></ul>



<ul><li>1894’te “Analizlerim bana, bütün vakalarda, sıkıntı verici duygulanımı doğuran şeyin, hastanın cinsel hayatı olduğunu gösterdi.” diye yazmıştı.</li></ul>



<ul><li>23 Ekim 1896’da
Freud’un 81 yaşındaki babası öldü. 40 yaşında bir doktor olan Freud, Fliess’e
bir mektubunda şöyle yazıyordu: “Babamın ölümü beni derinden etkiledi. (…)
Artık kendimi iyice köklerinden kopmuş gibi hissediyorum.”</li></ul>



<ul><li>Babasının ölümü
Freud’u iki yeni projeye başlamaya yöneltti. Biri 1899’da yayımlanmış olan
Rüyaların Yorumunun yazılması, diğeri ise hayatının geri kalan kısmında
aralıksız sürdüreceği çok daha ciddi bir girişimdi: Kendi Psikanalizi.</li></ul>



<ul><li>1897’de Freud, histeri ile ilgili baştan çıkarma kuramından kuşku duymaya başladı. İlkin, uyguladığı tedavinin hastalarını tam olarak tedavi etmediği olgusu bu kuşkuya yol açmıştı. Hastalarının çoğu ya tedaviyi yarı yolda terk ediyorlar ya da ancak kısmen iyileşiyorlardı. Geri kalanlar, Freud’un “bastırılmış çocukluk yaşantıları” dediği şeyi ortaya çıkarma girişimine karşı direniyorlardı. </li></ul>



<ul><li>1897’de Fliess’e, o yaz keşfettiği “büyük sır”dan söz eden bir mektup yazdı. Hastalarının çoğunun anlattığı istismar hikâyelerinin doğru olmadığının farkına varmıştı. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-2013309_640.jpg" alt="" class="wp-image-677" width="296" height="432" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-2013309_640.jpg 439w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/sigmund-freud-2013309_640-206x300.jpg 206w" sizes="(max-width: 296px) 100vw, 296px" /></figure></div>



<p>Freud, baştan çıkarma kuramını terk ettikten sonra, hastalarının serbest çağrışımlarını ya da uzun hikâyelerini mutlak hakikatler olarak değil de, başka ve daha derin mesajları içeren kodlar olarak dinleyebilmeye başladı. Ama bu mesaj neydi? Freud, zihinsel hayatın sırlarını kendinden araştırmaya karar verdi. İyi bir nedeni de vardı. Babasının ölümünden sonra depresyona girip çıkıyordu. Ayrıca, yetişkin hayatında nörotik belirtileri olmaktaydı. Çarpıntı geçiriyordu, midesi ağrıyordu ve migreni vardı. Çalışmaları kötüye gittiğinde, daha da huysuzlaşacak, depresyon ve yorgunluktan şikâyet edecekti. Açıkçası Freud, hastalarının hiçbirinin analizini tamamlayamamıştı. Kendisi, son ve en iyi umuduydu.</p>



<ul><li>Freud iyimser
değildi. 1897 Kasımında Fliess’e şöyle yazıyordu: “Kendimi ancak objektif
olarak edinilmiş bilgi ile analiz edebilirim. (…) Gerçek anlamda bir kendini
analiz olanaksızdır; yoksa zaten hastalık olmazdı.” Bu konuda sebat etti. Her
yerde ipuçları bularak, “objektif olarak edinilmiş” bilgiye ulaşmak için,
yazarken yaptığı hatalar gibi, konuşurken yanlış telaffuz ettiği sözcükler
gibi, insanların adlarını ya da kitaplardan yaptığı alıntıları unutmasının hikâyeleri
gibi, pek çok kaynağa başvurdu. Bu hatalar, bilinçdışı bir arzu veya niyet,
bilinçli olanları aştığı zaman ortaya çıkan ünlü “Ferudcu Sürçmeler”dir. Freud
aynı zamanda rüyalarını da analiz etti ve çocukluk anılarının peşine düştü. &nbsp;&nbsp;</li></ul>



<ul><li>Gündelik
hatalarından yola çıkarak kendi zihninin çalışması hakkında ipuçları ararken,
psikanalizin temel kabullerinden birini ortaya koydu: Her eylemin bir nedeni
vardır. Rastgele eylemlere inanmaz, herhangi birinin herhangi bir şey için
“hiçbir nedeni yok” demesini kabul etmezdi.</li></ul>



<ul><li>Freud “Rüya (bastırılmış, geri itilmiş) bir arzunun (kılık değiştirmiş) tatminidir.” der. Çocuklar henüz iç sansür oluşturmamışlardır ve onların rüyaları saf, bozulmamış arzu tatminleridir. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/select.png" alt="" class="wp-image-672" width="164" height="232"/></figure></div>



<ul><li>Rüyaların Yorumu 1899’da yayımlanmıştı. Bu, hiç şüphesiz, Freud’un en önemli ve en popüler olmuş yapıtıdır. Sonraki bir baskısında Freud’un yazdığı gibi: “Rüyaların yorumu, zihnin bilinçdışı etkinliklerinin bilgisine giden ana yoldur.&#8221; </li></ul>



<ul><li>Freud, Rüyaların
Yorumunu bitirdiğinde, hemen hemen üç yıldır kendini analiz etmekteydi. Kendine
yönelik bu yoğun inceleme onu, kitabı ilk çıktığında sinirli, huysuz ve
depresif olmaktan alıkoyamadı. Kitabın yok sayıldığından ve yanlış
anlaşıldığından şikâyet ediyordu. Mali durumundan kaygı duyuyor ve 44 yaşına geldiği
halde önemsenmeyişinden ötürü kederleniyordu. Mutsuzdu, fakat aynı zamanda
derin bir değişim geçiriyordu. İkinci babası Fliess’i kaybetmekteydi.
Aralarındaki samimiyet yerini rekabete bırakmıştı. </li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-673" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-1024x683.jpg 1024w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-300x200.jpg 300w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80-768x512.jpg 768w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/5822cdc267b0a92db49e0e80.jpg 1110w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure></div>



<ul><li>1901 Eylülünde Freud Roma’ya bir seyahat yaparak kendi ruh halinden kaçmayı başardı. Hayatı boyunca Roma’ya gitmeyi hayal etmiş fakat hiçbir zaman gerçekten gitme cesaretini bulamamıştı. Roma’yı ilk ziyaretini “hayatımın doruğu” diye adlandıracaktı. Sonradan Ordinaryüs Profesör olduğunda “ Şu birkaç adımı üç yıl önce atabilmiş olsaydım, üç yıl önce bu mevkiye gelecek ve kendimi çok daha iyi kollamış olacaktım. Başkaları, önce Roma’ya gitmelerine gerek olmaksızın bunu başarabilecek kadar zekiymiş!” diye esef edecekti.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/carl-gustav-jung-hayati.jpg" alt="" class="wp-image-674" width="478" height="287" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/carl-gustav-jung-hayati.jpg 600w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/carl-gustav-jung-hayati-300x181.jpg 300w" sizes="(max-width: 478px) 100vw, 478px" /></figure></div>



<p>1904’te Freud, kendisine Freudcu düşüncelerin, şizofreniye uygulanması üzerine bir bildirisini gönderen 30 yaşında bir İsviçreli psikiyatrist ile tanıştı. Bu yazıya hayran oldu ve hemen bu yeni meslektaşı Carl Gustav Jung ile mektuplaşmaya başladı. </p>



<p>Jung, uluslararası topluluğun iki yıl için başkanı olacaktı ve Viyana Psikanaliz Derneğinin başına Freud’un yerine, bir Viyanalı ve Çarşamba Psikoloji Derneği’nin baştan beri üyesi olan Alfred Adler geçecekti. Adler, Freud ile kuramsal farklılıklar sebebi ile çatıştı ve sonunda bir protesto olarak dernekten istifa etti. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img loading="lazy" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/4740_Alfred_Adler956.jpg" alt="" class="wp-image-675" width="358" height="340" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/4740_Alfred_Adler956.jpg 340w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/4740_Alfred_Adler956-300x285.jpg 300w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></figure></div>



<ul><li>Adler, nevrozlar üzerine, Freud’unkilerle doğrudan doğruya çelişen kuramları vardı. Adler, organ eksikliği olan kişilerin aşırı telafi yoluna gittiklerini düşünüyordu. Örneğin bazı büyük sanatçıların bütün aile fertlerinin kronik göz rahatsızlıklarının olduğunu gözlemlemişti. Adler, bu “organ yetmezliği” nin zihinsel hastalıklarda önemli bir rol oynadığı fikrini geliştirmeye çok fazla zaman ve enerji harcamıştı.</li></ul>



<ul><li>Freud’a göre, saldırgan dürtü kuramı Adler’in en kusurlu yönüydü. O, insan güdülenmeleri hakkındaki çocukluk dönemi cinselliğini söz konusu etmeyen her beyanı bir hainlik olarak görürdü. Kendi rahatsız edici kuramlarını insanlara dinletebilmek için, uzun süre çok çaba harcamıştı. İnsan ruhuna yeni dürtüler eklemeye kalkışan herkes, Freud’un gözünde, açıkça çocukluktaki cinsel çatışmaları önemsiz göstermeye çalışmaktaydı. Ona göre, Adler’in saldırganlık dürtüsü sadece kuramsal değil, kendisinin en önemli düşüncelerinin de yadsınmasıydı.</li></ul>



<ul><li>1911’de Adler başkanlıktan istifa edip dokuz üyeyle birlikte Özgür Psikanaliz Derneği’ni kurdu. Sosyete ikiye ayrıldı. Freud’un Derneği, üyelerinin her iki grupta da yer alamayacağına karar verdi ve onlarla her türlü iletişimi kesti.</li></ul>



<ul><li>Jung da
libidonun kesinkes cinsel tanımlanışından rahatsızdı. O bu terimi, tüm zihinsel
enerjiyi ifade etmek üzere kullanmayı tercih ediyordu ki Freud bunu da,
gelişmede ve nevrozlarda cinselliğin öneminin inkârı olarak yorumladı. Freud
kendi kuramının hiç kimse tarafından değiştirildiğini görmek istemiyordu; bu
kişi kendi veliahdı olsa bile!</li></ul>



<ul><li>1912’de Jung, analist bir hastaya ancak kendisi duygusal bakımdan sağlamsa yardım edebilir inancına varmıştı. “En titiz bir analizde bile, hastanın içgüdüsel olarak, analistinin hayatın sorunlarıyla baş etme yollarını benimsemesini engellemek neredeyse imkânsızdır. Analistin farkında varmadığı çocuksu taleplerinin, hastanın bunlara paralel talepleri haline gelmesinden kaçınmak için, o analistin başka bir uzmanın elinde insafsızca analize tabi tutulması gerekir.” diye yazıyordu. Kısacası, analistler başkalarını analiz etmeden önce, kendileri analiz olmalıdır. Bu görüş Uluslararası Psikanaliz Topluluğu tarafından 14 yıl sonra, 19262’da benimsendi. </li></ul>



<ul><li>Freud, meydan
okumalardan bıkmıştı. Kuramları sorgulanıyordu. Viyana Psikanaliz Derneği
isyancılarla dolmuştu, hastaları sık sık başkaldırıyorlardı. İlk zamanlarında
Freud hastalarının itirazlarına ve sorularına karşı hoşgörülüydü. Fakat artık,
hastalarına kendini sevdiren terapistlerin daha az isyan ile karşılaştığını
hissetmekteydi. </li></ul>



<ul><li>Savaş sonrası
yıllar Freud için zor oldu. Viyana’da gıda ve mazot kısıtlıydı. Freud’ların
evinden et ve süt tamamen kalktı. 1918’den 1921’e kadar kâğıt ve kalem de çok
güç bulunuyordu. Bir noktada Freud, yazdıklarının parayla değil de patatesle
ödenmesini isteyecek duruma geldi. Avusturya parası inanılmaz enflasyona
uğradı. Freud yabancı ülkelerde yaşayan dost ve akrabalarının hepsinden
yiyecek, giyecek ve puro istiyordu. </li></ul>



<ul><li>Viyanalılar hastalıklarla uğraşmaktaydılar. 1920’de Freud’un ikinci kızı Sophie gripten öldü. Freud çok sarsılmıştı. Arkadaşı Oskar Pfister’a yazdığı mektupta “… Ben elimden geldiği kadar çok çalışarak, böylece oyalanabildiğim için şükrediyorum. Bir evladın kaybı ciddi bir narsistik incinme gibi görünüyor; yas diye bilinen şey ise herhalde daha sonra kendini gösterecek.” diyordu. Bu zor zamanların içinde Freud, en tuhaf metapsikolojik kitaplarından birini yayınladı. Savaşın ve ölümün sonuçlarıyla çepeçevre kuşatılmışken, insanın şiddet dürtüsü üzerinde çok düşünmüştü. </li></ul>



<ul><li>1923’te Freud’a kanser teşhisi kondu. Vücudu nihayet uzun yıllar boyu sürdürdüğü puro tiryakiliğine isyan etmişti. Doktoruna gereksiz yere acı çekecekse “bu dünyadan efendice yok olup gitmesine” yardımcı olmasını istedi. Doktor bu ricayı intihar tehdidi gibi algıladı ve ona oradaki şişkinliği alacağını ve puroyu bırakması gerektiğini söyledi. 16 yıl boyunca, protez değiştirmeler ve temizlikler hariç 30’dan fazla ameliyat geçirmesine rağmen puroyu bırakmadı. </li></ul>



<ul><li>Bir dostuna yazdığı mektupta “ Analizi doktorlardan korumak istiyorum.” diyordu. 1927’de yazdığı bir yazıda “Analistler arasındaki doktorlar, psikolojik araştırmalardan çok organik araştırmalar yapmaya fazlasıyla eğilimli olmuşlardır.” demekteydi. Bu konuya en çok Amerika direndi ancak sonunda onlarda tıbbi biyoloji ile bir bağlantısının bulunmadığını kabul etmek zorunda kaldılar. </li></ul>



<ul><li>Genç öğrencileri, Bir Yanılsamanın Geleceği ile ilgili Freud’un “ Bu benim en kötü kitabım! (…) Bu bir Freud kitabı değil. (…) Bu yaşlı bir adamın kitabı! Ayrıca Freud artık öldü, ama bana inanın, gerçek Freud hakikaten büyük adamdı. Onu daha iyi tanımadığınız için çok üzülüyorum.” dediğini hatırlıyorlar. &nbsp;</li></ul>



<ul><li>Freud, insanın
mutsuz olduğu kabulüyle yola çıkmaktaydı. Fırtınalar, depremler, salgın
hastalıklar tarafından tehdit edilmediğimiz zaman diyordu, tahrip olan
bedenimizi seyreder, ölümü bekleriz. Bu takıntılardan çeşitli yollarla
uzaklaştırırız kendimizi. Zihni başka yöne çekmenin bir yolu dindir, diğeri ise
çalışma. Ama sonunda bu etkinliklerde pek işe yaramaz. İnsanlar mutsuz
oldukları zaman uygarlığa düşman olurlar.</li></ul>



<ul><li>Saldırganlık,
diye yazıyordu, sadece bir dürtü değil, bir kere tadına varıldıktan sonra terk
edilemeyecek bir hazdır. </li></ul>



<ul><li>1930’da Freud Almanya’da, Franfurt şehrinin sadece kültüre büyük katkısı olan kişilere verdiği bir ödül olan Goethe Ödülü’nü kazandı. </li></ul>



<ul><li>6 Haziran 1938’de ülkedeki Nazi baskısından dolayı Londra’ya giden Freud’un çok sevdiği heykellerini, yeni çalışma masasının üzerine aynen Viyana’daki gibi yerleştirmeyi başardılar. Ziyaretçilerinden biri, yeni bürosunun Viyana’dakinin tıpatıp aynısı olduğunu söylediğinde Freud bezgin bir tavırla “Her şey burada, yalnız ben değilim.” diye cevap vermişti.</li></ul>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/library-68634_640.jpg" alt="" class="wp-image-676" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/library-68634_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/library-68634_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure></div>



<ul><li>Son kitabı Musa
ve Tek Tanrıcılık, Freud’un en tartışmalı eserlerinden biri oldu. Psikanaliz
ile alakalı değildi. Kendisi bu kitaptan “tarihi romanım” diye söz etmişti
Freud, içi tam rahat etmeyerek de olsa, kitabı yayımladı. Eserin Yahudi
cemaatinde nasıl algılanacağından kaygı duyuyordu. Tarihçi Chales Singer’a
yazdığı bir mektupta, “Söylemeye bile gerek yok, kendi halkımı darıltmaktan
hoşlanıyor değilim. Ama ne yapabilirim ki? Tüm hayatımı, kendi insanlarım için
rahatsızlık verici ve nahoş da olsa, bilimsel hakikat olarak gördüğüm şeyleri
savunmak yolunda harcadım. Sonunu bir inkârla getiremem.” </li></ul>



<ul><li>1937 sonbaharında kanseri nüksetti. Artık yeni ameliyatları kaldıracak durumda değildi. 1939 Şubatında Londra’daki yeni doktorları kanserinin tedavi ve ameliyat edilemez nitelikte olduğunu açıkladılar. Temmuz ayında hasta görmeye son verdi ama okumalarını sürdürüyordu. Okuduğu son kitap, uzun yıllar önce kız kardeşinin okumasını yasakladığı bir Balzac romanıydı. </li></ul>



<ul><li>İlaç almayı reddediyordu çünkü zihninin açık olmasını istiyordu. 21 Eylül 1939’da “Artık bu işkenceden başka bir şey değil ve hiçbir anlamı yok.” diyerek özel doktoru Max Schur’dan yardım istedi. Schur, Anna’ya danıştıktan sonra Freud’a aşırı dozda morfin verdi. Sonraki iki gün iki iğne daha yaptı. 23 Eylül 1939’da psikanalizin kurucusu Doktor Sigmund Freud öldü. Yahudi adetlerine aykırı olarak naaşı yakıldı ve külleri en sevdiği Yunan vazosuna kondu. Ve sadık eşi Martha Bernays Freud, evliliklerinin başından bu yana ilk kez, Cuma gecesi Şabat mumlarını yaktı.</li></ul>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color">Kaynakça:</p>



<p>Muckenhoupt,  M. (2008). <em>Bilindışının Kaşifi &#8211; Sigmund Freud.</em> Tübitak Yayınları.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/">BİLİNÇDIŞININ KÂŞİFİ: SIGISMUND SCHOLOMO FREUD</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/02/09/bilinc-disinin-kasifi-sigismund-scholomo-freud/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Sonrası Oluşan Travma ve Bununla Baş Etme Yolları</title>
		<link>https://psikotopia.com/2020/02/02/deprem-sonrasi-olusan-travma-ve-bununla-bas-etme-yollari/</link>
					<comments>https://psikotopia.com/2020/02/02/deprem-sonrasi-olusan-travma-ve-bununla-bas-etme-yollari/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[psikotopia]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Feb 2020 16:19:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Popüler Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[elazığ]]></category>
		<category><![CDATA[elazığdadeprem]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[travmailebaşaçıkma]]></category>
		<category><![CDATA[travmasonrasıstresbozukluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psikotopia.com/?p=654</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depremin hemen ardından yardım ve kurtarma çalışmaları çoğunlukla yaşam kurtarma ve canlıların rehabilitasyonu, bina ve alt yapı hizmetlerinin onarılmasına yönelik yapılmaktadır. Oysa depremin yıkıcı faaliyeti .... </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/02/02/deprem-sonrasi-olusan-travma-ve-bununla-bas-etme-yollari/">Deprem Sonrası Oluşan Travma ve Bununla Baş Etme Yolları</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Depremin hemen ardından yardım ve kurtarma çalışmaları çoğunlukla yaşam kurtarma ve canlıların rehabilitasyonu, bina ve alt yapı hizmetlerinin onarılmasına yönelik yapılmaktadır. Oysa depremin yıkıcı faaliyeti sadece fiziksel ile sınırlı kalmamakta psikolojik yıkıma da sebep olabilmektedir. Deprem deneyimi ile psikolojik gerilim ve özellikle de travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gelişimi birbiriyle ilişkilendirilmektedir. Deprem mağdurlarının yaşadıkları korku, kaygı ve travma sonrası stres bozukluğu bulgularını azaltmada psikolojik tedavilerden faydalanmaları sağlanmalıdır. </p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="640" height="424" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/earthquake-1665870_640.jpg" alt="" class="wp-image-659" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/earthquake-1665870_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/earthquake-1665870_640-300x199.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Deprem Sonrası İnsan
Psikolojisi </strong></p>



<p>Deprem yaşayan bireylerde deprem sonrasında karşılaşılan psikolojik reaksiyonlar genellikle konfüzyon (zihin bulanıklığı, sersemlik), korku, keder, suçluluk, öfke gibi güçlü duygusal durumlardır. </p>



<p>Deprem öncesinde insanların çoğu çok sarsıcı bir travmayla
karşılaşmadıkları için dünyayı güvenli bir yer olarak kabul eder ve
çevresindeki insanların birdenbire ölebileceği düşüncesini taşımazlar. Bu
duygulardaki ani değişime insan psikolojisinin uyum sağlaması oldukça zordur.
Yeni gerçeklere uyum sağlamak ve psikolojik sağlamlığı korumak adına kişi, belirli
savunma mekanizmaları kullanmaktadır. Bazı bireylerde özellikle sağlıksız başa
çıkma stratejileri olarak bilinen çaresizlik, batıl inançlar ve düşünceler,
inkar gibi stratejilerin uzun süre kullanılması stresin miktarını ve davranış üzerindeki
etkisini artırabilir (Keefe ve dig., 1987)</p>



<p>Travma sonrasında yapılması gerekenler:</p>



<p>&#8211; İlk anda yaraların sarılması,</p>



<p>&#8211; Ardından yaşanan trajedinin kabullenilmesi,</p>



<p>&#8211; Yaşamın yeniden anlamlandırılması,</p>



<p>&#8211; Ve kalınan yerden yaşamsal sorumluklara devam edilmesi şeklindedir. </p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Travma Sonrası Stres
Bozukluğu</strong></p>



<p>İnsanların büyük bir kısmı birkaç hafta içinde içsel dengeyi yeniden kurup duruma alışma ve kabullenme davranışı gösterirken bazı insanlar için sıkıntılı süreç aylar hatta yıllar boyu sürebilmektedir. Deprem sonucu oluşan genel belirsizlik, bilinmezlik, karmaşa ve güvensiz ortam obsesif-kompulsif ve paranoid kişilik bozukluğu olan kişilerde yoğun kaygı ve korku, kolayca Travma Sonrası Stres Bozukluğu oluşumunu tetikler.</p>



<p>Buradaki belirtiler genellikle şu şekilde sıralanabilmektedir:</p>



<p>&#8211; Travma yaratan olayı zihinde veya rüyalarda defalarca canlandırma</p>



<p>&#8211; Travma anını hatırlatan uyaranlardan kaçınma</p>



<p>&#8211; Duygusal küntleşme</p>



<p>&#8211; Hayata ve kendine yönelik olumsuz bakış açısı</p>



<p>&#8211; Uyuyamama ya da dingin olmayan uyku uyuma</p>



<p>&#8211; Öfke ve huzursuzluk </p>



<p>&#8211; Abartılı irkilme tepkisi</p>



<p>&#8211; Odaklanma güçlükleri</p>



<p>&#8211; Kendine zarar veren davranışlarda bulunma</p>



<p>&#8211; Örseleyici olayın önemli bir bölümünü hatırlayamama.</p>



<p>Tanı konulabilmesi için bu durumların bir aydan fazla sürmesi, sosyal yaşam ve iş yaşamı gibi kişisel hayatı olumsuz etkilemesi ve bozulmalara sebep olması aranan kriterler arasındadır. <strong><em>Ancak tanı ve tedaviye uzman psikiyatrik hekimler tarafından karar verileceğini lütfen unutmayalım!!!!! </em></strong></p>



<p>Araştırmalar her üç insandan birinin hayatı boyunca ağır
stres yaşadığını göstermektedir. Depremden sonra travma sonrası stres bozukluğu
yaşayan bireylerin beyinleri incelendiğinde duyguları motorize etmek ve kontrol
etmekle sorumlu olan bölgenin (anterior cingulate cortex) normale oranla daha çok
küçüldüğü görülmüştür. Aynı araştırma kapsamında korkuyla ilgili olan bölümünde
(orbitofrontal cortex) travma etkisiyle küçüldüğü gözlenmiştir. &nbsp;&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="640" height="425" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/hdr-2725661_640-1.jpg" alt="" class="wp-image-657" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/hdr-2725661_640-1.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/hdr-2725661_640-1-300x199.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>



<p>Yaygın bir yıkım, karmaşa ve güvensizlik ortamı yaratan deprem kaçıngan ve bağımlı kişilik bozukluğu olan bireylerde zaten mevcut olan yetersizlik duygularını, özgüven eksikliğini, çaresizliği arttıracaktır. Sosyal desteği almak için yeterli girişimi yapamayacakları ve bağımlı oldukları kişi ya da kurumlardan destek almaları zor hatta imkânsız olacağından yaşamsal tehdit algılamaları şiddetlenecektir. Ayrıca kronik bir anksiyetelerinin (Kaygı bozukluğu) olması da travma karşısında uygun başa çıkma yöntemlerini bulmalarını, kullanmalarını zorlaştıracaktır. Travmanın karşı karşıya bıraktığı stresli durumdan kurtulacaklarına, başa çıkacaklarına inançları olmayacağı için olayı kabullenecekler, ortamdan uzaklaşma, sosyal destek arama, olumsuz düşünceler taşıma, olayı bastırmaya çalışma gibi planlı probleme dayalı yöntemlerden uzak davranışlar sergileyeceklerdir. Bu bireylerin uygun başa çıkma yöntemlerini kullanamamaları sonucu TSSB ve diğer anksiyete bozuklukları, psikosomatik hastalıklar ve depresyon daha fazla ortaya çıkacaktır. TSSB’li hastalarda yüksek oranda kişilik bozukluğu mevcuttur. Ancak kişilik bozukluğu mu TSSB’ye yatkınlığı arttırmakta, yoksa travmatik olay mı kişilik bozukluğuna yol açmakta sorusunun cevabı belirsizliğini korumaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="640" height="426" src="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/trauma-3485235_640.jpg" alt="" class="wp-image-658" srcset="https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/trauma-3485235_640.jpg 640w, https://psikotopia.com/wp-content/uploads/2020/02/trauma-3485235_640-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Deprem Travmasına Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?</strong></p>



<p>Bu konuda standart bir yöntem ne yazık ki yoktur. Bireyin
kişiliğine ve yaşam biçimine uygun, yaşama aktarılabilir nitelikte yöntemler
gereklidir. Deprem sonrasında yapılacak olan psikososyal yardımda kişiye,
duygularını ve yaşadıklarını rahatlıkla ifade etmesine olanak verilmelidir.
Zihinsel ve bedensel rahatlamaları için imkan sağlanmalıdır. Eğer kişi travma
anı hakkında konuşmak istemiyorsa kesinlikle zorlanmamalıdır. Kendisinin arzu
ettiği zamanda duygu ve düşüncelerini paylaşabileceğini belirtmek kişinin
rahatlamasını sağlayacaktır. Yaşanan travma kişide yaşamını yeniden düzenleme
noktasında motivasyonunu kırsa da destekleyici tavır takınılmalı ve çaba sarf
etmenin önemi vurgulanmalıdır. </p>



<p>Deprem sonrasında her kayıpta olduğu gibi bir keder ve matem
süreci kaçınılmazdır. Bu sebeple yaşanan yas süreci olağan görülmeli, kişilerin
bu duyguları yaşamalarına izin verilmelidir. Travma sonrası stres, dikkat ve
odaklanma sorunlarına neden olabileceği için özellikle araç kullanmak gibi dikkat
gerektiren işler yaparken normal zamankinden daha özenli davranmak gerekir. </p>



<p>Travma etkisiyle sinir sistemi ajite olacağı için, bunu daha
da arttırıcı çay, kahve, kola veya sigara tüketimi minimum seviyeye
indirilmelidir. Yaşanan ruhsal sıkıntıyı bastırmak amacıyla alkol ve uyuşturucu
kullanımı ise hem kısa vadede hem de uzun vadede daha büyük sıkıntılara yol
açacağı için bunlardan uzak durulmalıdır. &nbsp;Özellikle rahatlatıcı müzikler dinlemek, nefes
egzersizleri yapmak ve gevşeme çalışmaları yapmak kaygıyı ve depresyonu
azaltıcı etki gösterecektir. Bu yöntemlere rağmen kişi iki haftadan uzun süre
yoğun bir biçimde korku ve keder yaşıyorsa, normal yaşama dönmekte
zorlanıyorsa, kendine ve etrafına zarar verme riski taşıyorsa profesyonel
destek alması gerekmektedir. </p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>İyileşme Süreci </strong></p>



<p>Deprem sonrası duygusal iyileşme çocuk ve yetişkin bütün bireylerde bedensel iyileşmeden çok daha farklı bir şekilde gerçekleşir. Depremin yarattığı ağır travmanın etkileri uzun bir süre ortadan kalkmayabilir. İyileşme belirtileri; olaya daha az şiddetle duygusal tepki vermek ve sorunlara çözüm geliştirme becerisinin artışı şeklinde gözlenir. Stresli olaylar, başkalarınca benzeri durumların yaşanmış olması veya yıl dönümlerinde olayı anımsatıcı faktörler aktif olacağından iyileşmede geri dönüşler yaşanabilir. &nbsp;Gelişimin ani olmasını ve sürekli olumlu yönde ilerleyen bir seyir göstermesini beklemek mantıklı olmaz. Bu noktada gerçekçi hedefler belirlemek ve küçük olumlulukların dahi farkına varmak, duyguları açık bir şekilde güvenilir kişilerle paylaşmak süreci kolaylaştıracaktır. &nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><em>Başvurulan Kaynaklar:</em></p>



<p>Adnan
 Özçetin, A. M. (2008). Deprem Sonucu Gelişen Travma Sonrası Stres Bozukluğu
 ile Kişilik Bozuklukları Arasında İlişki . <em>Düzce Tıp Fakültesi Dergisi</em>,
 2-8.</p>



<p>Feride Bacanlı, L. E. (2016). Deprem Stresiyle Başa
 Çıkmanın İyimserlik ve Cinsiyete Göre İncelenmesi. <em>Türk Psikolojik Danışma
 ve Rehberlik Dergisi</em>.</p>



<p>Keefe, F. J., Caldwell, D. S., Queen, K. T., Gil, K. M., Martinez, S., Crisson, S. E., Ogden, W., &amp; Nunley, Y. (1987). Pain coping strategies in osteoartriritis patients. Journal of Counsulting and Clinical Psychology, 55(2),208- 212</p>



<p>Nakajima, Ş. (2012). Deprem ve Sonrası Psikolojisi. <em>Okmeydanı  Tıp Dergisi</em>, 150-155.</p>



<p>DSM-5</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com/2020/02/02/deprem-sonrasi-olusan-travma-ve-bununla-bas-etme-yollari/">Deprem Sonrası Oluşan Travma ve Bununla Baş Etme Yolları</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://psikotopia.com">Psikotopia</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psikotopia.com/2020/02/02/deprem-sonrasi-olusan-travma-ve-bununla-bas-etme-yollari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
